Karıncalar ve Felsefe ve Hipersonik Savaşlar ve Nöroçeşitlilik & İnsan Deneyimi

Karıncalar üzerine felsefi ya da psikolojik soruşturmalar, bellek araştırmalarına ayna nöron karıncası ve daha nicesi üzerine, 35 yaş karınca güzellemesidir, metindir.

Kafamda bu yazıya başladığımda söylemek istediklerimi çoktan rayına oturtmuş, akışı bilincimin mantıklı yüzeyine seyreltmiştim. Beyaz ekranla göz göze geldiğim şu anda ise her şey yeniden bit pazarında sıradan bir gün bitimine dönmüş durumda. Evet, bu benim. Olduğum gibi. Olduğum olmaktan da keyif duyuyorum sanırım. Artık, 35 yıllık tecrübe ile öğrenmek zorunda kaldığım haz duyma hali. Şimdi karıncalardan bahsedeceğim.

Karıncalar ve Felsefe Ve 3 Ecem Engin

Karıncalar ve İçsel Harita

Şans’ın pofidik patilerini severken, ayaklarım yeryüzünde, kalçam koltukta ve ellerim serbestlikte, kafamın sol yanından ani bir uyuşma ile irkildim. Tanıdığım bir his, hissetmekten hoşnut olmadığım. Kendimi bildim bileli kafam uyuşur. Fizyolojik bir hissiyat, interosepsiyon diyebiliriz: bedenin iç duyumlarından gelen bildirim, karıncalanma. Karıncalarla eşleştirmem pek de olağandışı gelmiyor kulağa. Geçtiğimiz gün bir karıncanın hareket izini pastel boya ile takip eden bir performans sanatçısının işini izlediğimde, kafamda neden uyuşma hissettiğimi de açıklar. Bazı şeyleri açıklayabilir olmamız ise şeylerin durumunda bir değişiklik yaratmaz.

Örneğin migren, nerede neden ve nasıl var olduğunu biliyor, elektronik cihazlar ile ölçümleyebiliyor yine de migren atağı sırasında bu bilgilerin işlevsiz olduğu gerçeğinden kurtulamıyoruz. Ağrı burada, bedenin içinde, kafada, yönetici organda, bak işte görünüyor damar şişmiş. Adı migren bunun: tamam. Yine de ağrı anında, adının ne olduğunu kimin umurunda?

Yeni Gelmediler, Geri Geldiler -karıncalar-

Kafamın içindeki uyuşma hali – karıncalanma- 35 yıldır zaman zaman sık sık, bazen uzun aylar boyunca kendini hatırlatmadan yaşamaya devam ediyor. Benimle bir yaşayan beden duyumum, benden biri, benim gibi. Depresyon ataklarında, uzun insomnia aylarında, karma ataklarda, tanımlanmış tanımlanmamış nice nörolojik zamanlarımda çoğalır karıncalar.

Karıncaların beynimi ele geçirmek için yoğun bir uğraş içinde çabaladıklarını bilirim, izlerim, hissederim. Karıncalarla derdim, ezelden beridir, belki Ananem’den gelir, kim bilir? Fakat kafamın içinde karıncalarla yaşamanın ne kadar zorlayıcı bir deneyim olabileceğine dair farkındalık duymamıştım bugüne kadar. Evet, bugün kafamla; içinde senelerdir karıncalarla yaşayan canım kafatasımla konuşacağım, anlamaya çalışacağım, empati kuracağım.

Ayna nöronlarımı çevirdik, kafamı dinliyoruz. Karıncalarla yaşamak nasıl bir deneyim sevgili kafa?

Kafatasımdan başlayarak beynimi vıcık vıcık saran tüm dokular aynı anda derin bir OH’la sahnede:

Çok şükür be, sıra bize geldi.

Özür dilerim sevgili kafamın içi, seni anlatmaya çalışmaktan, hiç sana sormamıştım, nasılsın?

Kafam şaşkın, kafam suskun, kafam derin bir susuş içinde şükranla beni dinliyor. Kafatasımda sağa yöneltmiş karıncalar ise huzursuz, başlarına gelebileceklerden endişe duyuyorlar. Öyle ya hiç istila ettikleri gezegene sorulmamıştı, tüm tersanelerini ele geçiren karıncalarla aran nasıl diye.

Karınca Maskeleri

Kafamın içinde karıncalarla yaşamanın, sürekli uyuşma ve karıncanlanma hissi yaşarken, ‘her şey normalmiş gibi’ hayatıma devam etmek zorunda olmamın ne kadar yorucu bir deneyim olduğunu anlıyorum. Canım kafam. Senden af diliyorum. Bu kadar yoğun bir saldırı altında iken senden tüm bölgelerini kullanmanı, rasyonel kararlar almanı, motor fonksiyonları ve otonom sistemi çalıştırmanı bekliyorum. Sen uyuşmuşsun, ben elektrik şoku ile kalbini çalıştırmaya uğraşırken bir de araba kullanmanı bekliyorum.

Yok Saydığım Introseptif Duyumların Acımasız Atakları

Kafam uyuşuyor. Kendimi bildim bileli, uyuşma hali. Bazen yoğun ataklar halinde, bazen sadece yoklama şeklinde. Fakat karıncaların istilası hep burada kafamda, devam ediyor. Kafamın içinde olup bitenler doğduğum andan beri çevremin, ailemin de ilgisini çekmiş olmalı ki, tıbbi araştırmaların da ana gündemi oluyor. Bu çocuk neden böyle? Kafandaki çocuğum, doktor böyle anlatıyor, kızım senin kafanın içindeki elektrik kabloları açık: bazen çok elektrik yükleniyor devreler yanıyor, bazen de elektrik iletmiyor. Tamam doktor beyciğim, bir çocuğa ancak bu kadar net ifade edebilirdin. Her şeyi anladım. Fakat bu karıncaları ne yapacağım?

Bir Beynin CV’si

Çocukluğumdan beri şanslıydım. Hep iyi doktorlara erişebildim. Bedenimi, zihnimi araştıran tüm eller alanında uzman hekimlerdi. Hepsinin beynimle ve bedenimle ilgili tanısı biricik oldu. Epilepsi gibi ama değil tanısı 30 yıl içinde defalarca kez yalanlanıp yenilendi. 32 yaşımda başından beri ışığa duyarlı absast epilepsi tanım olduğunu, 5 yıldır deneysel tüm medikal tedavilerin uygulandığı Bipolar tanımın ise yanlış olduğunu öğrendim. Bu sırada zaten başından beri de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olduğu ortaya çıktı. Dikkat eksikliği tanısını daha çocukken almıştım ya nasıl olduysa, panik atakların, yaygın kaygı bozukluklarının ve majör depresyonların arasında kaynayıp gitmişti, hiç tedavisi bile denenmemişti.

17 yaşında şiddetli bir saldırıya maruz kalmam sonrasında başlayan TSSB ise yıllar içinde farklı saldırılarda şiddetlenerek devam etmişti. DEHB’e sıra gelemeden saatleri bulan panik ataklarımı diazemle, ativanla yatıştırmaya çalışıyordum. Karıncalar mı, her zaman benimle. Şimdi prefrontal lobumda çöreklenmiş halde, yazdıklarımı okuyorlar. Bir miktar ‘kıyamam’ nidaları duyuyor gibiyim. Belki de prefrontal lobumun kendisidir, karıncalar kıs kıs gülüşmekten ibarettir.

Karıncalar nedeniyle 35 yıllık bilişsel deneyimimi tortulu bir gölgenin ardında izliyor gibiyim şimdi. Benim beyin sisimin adı karıncalar olabilir mi? Bakalım.

35 yıllık nöroloji / psikiyatri CV’im ektedir:

  • Absast Epilepsi
  • Migren
  • DEHB
  • Yeme Bozukluğu

-listenin buradan sonrası mevcut olmayan ya da ‘tedavi edilmiş’ tanılar-

  • Yaygın Kaygı Bozukluğu
  • Panik Atak
  • Majör Depresyon
  • Bipolar Bozukluk
  • Insomnia & Uyku Bozuklukları
  • Dissosiasyon
  • Halüsinasyon

Gerçeklikle Kurulan Görülmez Bağlar

Yaşım 35. Senelerdir dissosiasyon yaşamadığım için mutluyum. Halüsinasyon mu? Çocukken hayali arkadaşım varmış, adı Gerer. Sonra camdan düşmüş, ben anaokuluna başlayıp gerçek arkadaşlarla tanışınca. Pedagogumun önerisi ile Gerer de bizimle sofrada yemek yermiş. Güven ihtiyacımı hayali arkadaşım Gerer’le karşıladığımı görüyorum bugün, sarılıyorum yaratıcı aklıma. Helal kız sana diyorum çocuk beynime, hayatta kalmanın yolunu çözmüşsün yine.

Tuhaf/anormal olduğum daha erken yaşlarda ‘ortaya çıkınca’ benim de normal/tuhaf olan nedir? sorusuna tutkum kendiliğinden başlıyor. Okumak bilmek anlamak anlamlandırmak istiyorum. Her şeyi ama her şeyi bir bağlama oturtmak zorundalığı duyuyorum içimde. Maskelemek için yine bir hayatta kalma refleksi olduğunu görüyorum bugün. Ne güzel diyorum, insan gerçekten her koşulda yaşamanın yolunu buluyor.

Bilmek Zehirlenmesi

Bilmek hastalığı öyle ki, bildikçe cehaletim ortaya çıkıyor, öğrenme açlığım sonsuz mideli bir canavar gibi beynimi bilirsem ona hükmedebilirim yanılgısını doyuruyor. Böylece 35 senenin sonunda keşfediyorum ki başından beri Otizmle el ele veren DEHB’den başkası değilmiş ‘nörolojik tanım’.

Karaciğerimi elime veren, insülin direncimi yerinden edip beni 30 yaşında tatlı canavarına dönüştüren nice medikal tedavilerin ‘hastalık’ semptomlarını neden yatıştırmadığını da ‘aha’ diyerek anlıyorum, Jung aydınlanmasıyla. Her atağımı ‘lityum’ kullandığım dönemde geçirdiğimi söylediğimde doktorcuğumun ‘lityum hasta için değil doktor için kolaylaştırıcı zaten’ yorumunu hatırlıyorum sonra. Yüzümde buruk bir tebessüm. İnsan biricik. Tanısı ve tedavisi de öyle. Bir yerlerde süpersonik füzeler fırlatılıyor, komşudan Hümayün ağıt yakıyor. Karıncaların istilası hız kesmeden devam ediyor. Bilim yanılgılar haritasıdır.

Kiralık Karıncalar Saltanatı: hard kapitalizmde creative sömürü zaiyatı

Haritada doğru konumda mıyız karıncalar? Haritada doğru konumdayız. Dünya katlanılmaz olduğunda, sanat kolaylaştırıcıdır. Kimin lafı, kim bilir, belki de benimdir. Dünya katlanılmaz bu karıncaların açlığından belli. Ne vakit katliamlar yeryüzünü kana bulasa, karıncaların da arsızlığı beslenir. Atakları gece gündüz, kesintisiz, soluksuz devam eder. Ben bu sırada ‘hiçbir şey hissetmiyormuşum gibi’ yaşamaya devam ederim.

Söz gelimi ajansta işimin başına giderim her sabah beynimin yalnızca yüzde 20sini kullanarak bir grup insanın yaptığı işleri yaparım tek başıma. Patronum bunu çok sever, bana bayılır, maaşıma zam yapmaz, daha çok zaman ister, beynimden daha yüksek performans bekler. Oysa ben yüzde 20sini bile ona verirken çok zorlanırım. Yüzde 80 sana kalıyor neyine yetmiyor diyenlere alınırım. O yüzde 80in 8i bile benim değildir çünkü. Orada karıncalar, Marx’la çay içen İsa, Vincent’ın kesik kulağı, Amy’nin kolundaki pop-up lady tattoosu, Mardinli Feyyaz Usta ile ciğer yiğen David Lynch vardır. Ben kendime yer bulursam, kıvrılıp bir yere uzanır, Gerer’i beklerim: beni geren bu dünyadan kurtarması için.

Karıncalar beynimde şenlikli ziyafetler sürdürürken benim evimi temizlemem gerekir, komşuma gülümsemem, bahçedeki çöpleri görüyorsam toplamam gerekir fakat toplayamam çöpleri ve gülleri yan yana aynı manzarada görebileceğimi kabul ederim artık. Olanı olduğu gibi. Karıncalar kıkırdar, zaten pencerenin pervasında yolları var, senelerdir hummalı bir nakliye halinde post-apokaliptik çağa hazırlanıyorlar.

Karıncaların İktidarında Yılmış Muhalif Bezginliği Kokusu Bulaşmış İmaro Gömleği – Satılık 2. El

Benim beynim, benim kararım demek isterdim fakat karıncalardan fırsat bulup da sandığa gitmek zor. Hep iktidar mekanizmalarının baskıcı politikaları, hep totalirizm, hep radikal diktatörlük, yetmezmiş gibi patrikarya. Kim bu karıncaların başı, kellesini kesip ellerine verelim desem, başı yok sonu yok, gerçek bir komünizm, ideal toplum düzeni içinde yaşıyor şerefsizler. Özenirim, bir de saygı da duyarım yetmezmiş gibi istilacı karıncalara. Görüyorsunuz beynimin içi oldukça eğlenceli.

Yalnızca zihin sarayımda yaşayabilirim Montaigne gibi diye düşündüm, geçen gün. Bu aralar şatolar çıkması karşıma, boşuna mı? İnsanlığa adayacaksam insanlığımı, insanlıktan kopmalı. Monteigne yazsam altına şato görseli ile Instagram’da müthiş satacak bir simülakra. Haha. Hayır, şato zamanına var daha, belki post-apokaliptik çağda.

Karınca Yuvasında Pencere

Karıncalardan bahsettiğim birçok öyküm var, geçen gün arşivde kendiliğinden belirdi word dosyasının içinde. Açıp okumamıştım. Açıp okuyayım. Açtım. Şöyle başlıyor:

Kafamın içine düştüm.

Kapıya vuran ağacın gölgesi rüzgarla el ele, bir sağa bir sola yalpalarken, kafamın içine düştüm.

1024 kelimelik Karınca Yuvası isimli öyküm şöyle bitiyor:

Belki de dedim, kafamın içine değil, karınca yuvasına düştüm.

Karınca yuvasına düştüm.

Çok tatlı deneysel bir öykü, kurgusu lezzetli. Özgür yazdığım zamanların ahenkli kurmacası var. Ne zamandır tadı damağımda, geliyor gelmekte olan denilen. Öyküyü blogta paylaşmaya karar verdim. Kim bilir ne zaman yazdım, belki en az 10 senesi vardır. Yok canım 2017-2018 olmalı. Medikal tedavi yılları. Kafamın içindeki karıncaların ilhamı, mutlaka simülasyonda iz bırakmalı. Güldürdü beni, öykü. Karıncalar da güldü.

Dehşete düşürmüştü bu öykü, hatırladım annemi. Beni güldüren onu korkutmuştu. Anne olduğu için ve benden başından beri korktuğu içindir belki de. Senden korkuyorum dediği için kendimden korktuğum senelerden sonra, hiç de korkulacak biri olmadığımı görüyorum. Beynimi tanıdıkça onu yönetebilirim kaygım, beynimi keşfettikçe onunla eğlenebilirim erişkinliğine varıyor. Çok şükür diyorum, bilmek tutkum da kendiliğinden form değiştiriyor. Karıncalar evrimine kendi zamanlarında hız kesmeden devam ediyor.

Kafamın içi Pazar Yeri Kafamın Maskesi Eyes Wide Shut

Kafamın içinde karıncalar varken, kafamın içinde Pazar yerleri, yangın söndürücüler, acil servis koridorları varken, yüzümde ‘normal insan maskesi’ ile yeryüzünde varlık sürdürmem beklendi. Çok uzun yıllar da bu maskeyi oldukça profesyonel taşıdım. Üstelik çeşitlendirdim de. İnsanların muhtemel beklentilerini öngörerek maskeler geliştirdim. Bazen şimdi itiraf etmekten çekinmediğim biçimde bu maskelerle insanları manipüle ettim. Mesleğim buydu ‘halkla ilişkiler ve reklam’. Mesleğimde başarılıydım.

İnsan o kadar karmaşık bir organizmadır ki, sevgilimi de ‘maske taktığı ve gerçek olmadığı’ gerekçesi ile de terk ettim. Maske takan ve gerçek olmayan ben iken ötekini kendi suçumla suçlayıp yargılayıp infaz ettim ve bunu kendimde hak görmekten çekinmedim. Karıncalar tüm bu muhakeme sürecinde Brazilya’dan getirttikleri dansçıların önderliğinde yeni festivaller düzenleyip asırlarca eğlendiler.

Sanatta Dekor Olmak ve Gerçeklik Yanılgısı Üzerine Ağ’lar

Dekor olma, gerçek ol, mottosu ile ‘sanat ve ilişkiler ağı’ inşa etmeye çalışırken, kocaman bir dekor olduğumu göreyemeyişimin suçunu da karıncalara atalım mı? Nolur atalım be, bunca yıllık hukukumuz var, azıcık da sorumluluk alsınlar. Karıncalar dinlemedi, beyin soğanımda menemen yapıyorlar -soğansız.-

Kafamı kaşırım, hatır hutur, tırnaklarımla kafa derimi yolup kanatacak kadar iştahla. Sevgilimin içi gider, canı acır, yüzü ekşir, anlarım. O tırnaklarını yediğinde benim etlerim nasıl acıyorsa, onun ayna nöronlarından sızan yansımamı da anlarım. Yine de kafamı kaşırım. Karıncalara attığım süpersonikhipersiksik güdümsüz füze gibidir tırnaklarım. Evet, sonuçta insanım, belli ki savaş çıkartmakta oldukça ustayım. Karıncalarla 35 asırdır savaştayım. Yaralı askerlerini taşımalarına tanık olma şerefine erişmişliğim vardır. Bkz: Yaralı Karınca Cini YKC’den Öğrendiklerim. Sürpriz Ananeciğim efektli.

Kaşınmak Hakkında

Kaşınıyorum, derim hassas ve alerjenik. Kendimi kaşıma huyum doğduğum andan bu yana ‘özsel’ bir özellik olmalı. Annem, teyzem ve ananem ellerime çorap giydirirlermiş, daha el kadar bebe iken. Yüzümü gözümü çizermişim. Büyüdükçe huyum değişmedi, gelişti. Kaşıya kaşıya kumaş yırtmışlığım, derimi kanatmışlığım var. Dokusal hassasiyet nöroçeşitlilik falan filan. Tamam doktorcuğum biliyorum tüm bunları, hatmettik artık Kolsuz Agopcuğum da anlatmıştı: ee çözüm? Çözüm yok. Karıncalar tepemde, manzaralı bir gün batımının tadını çıkarıyorlar.

Bazen gözümü açıp, yalnızca gözümü açabildiğim için ne kadar büyük bir iş başardığımı düşünüyorum. Yalnızca gözümü açmanın bile bu kadar çok enerji ve yakıt gerektirdiği bir dünyada başka şeyler de yapıyorum. Ben dışında kalan tüm öteki dünya ile iletişime geçiyorum mesela. Birine merhaba diyorum, diyebiliyorum, durduk yere bir insana ‘merhaba’ diyebilmenin ne büyük işlevsellik gerektirdiğini biliyor, hakkını veriyorum. 35’e yaklaştıkça, daha da maskesizleşerek, öze dönerek, bu iletişim dilini yeniden kurmayı öğreniyorum. Ben’e daha yakın, öteki’ne daha mı uzak? Önermenin kendi içinde yarattığı gerilimden besleniyorum hemen atanamamış filozof olarak. Gülüyorum. Gülmek ne büyük koz karıncalara.

Beyin Mucizevi Bir Organ Değil mi Cajalcığım?

Beynim, en büyük tutkum olmalı, şimdi düşününce. Bir sanatçı olarak tüm üretimlerim aynı temada dolanıyor; ‘beyin/bellek’ araştırmalarımdan. Belli ki aynı kaynaktan duygular taşıyor. Beynimi merak ediyorum, nasıl böyle, niye böyle, bunun buradaki işlevi ne? Ne zaman ne tepkiler veriyor, neden veriyor? Anlamlandırmaya çalışıyorum. Çocukluğumdan itibaren gazeteci olmak istemiştim. Duygusal hassasiyeti bu kadar yüksek birey olduğum halde karakterime bunca yük bindirecek bu mesleği seçmemdeki itki ne idi? Bunu düşünüyorum. Anlamak, bilmek, gerçeği kanıtlamak, hangisinin gerçek olduğunu, anlamak, tanık olmak. Merakım bu olmalı: görünmeyeni görmek ve göstermek. Görülmeyenleri görmem nedeniyle yaşam yeteneklerimi kaybettiren bir çökkünlük öyküm de var, üstelik, ne ağır geçen senelere mal olan.

Gerçek Nedir?

Maniac bir halde gerçek/yanılgı üzerine bunca derin araştırma, üretim, deneme, gerçeklik üzerine deformasyon çabası, nedir, nereden gelmektedir? Otizm diyen uzmanları bir dakika diyerek soluklanmaya davet ediyorum. Dur hemşerim bir tanımlamadan önce hissetmeye çalışalım, fikirsiz kalalım bakalım; duyularımız ve duygularımızın konuşmasına fırsat yaratalım. Karıncalar sustu, durdu, bir solukluk oturdu. Gülümsüyorum. Mutanga üretmiş beynim de gülümsüyor, doktorlara gülümseyen karıncaların diyor, rüyalarında iskelet biriktirdiklerini görmüştüm. İçsel bir gönderme, yazılmış ama yayımlanmamış öykülerime selam veriyorum.

Müsaadenizle Felsefe

Bakınız işte tüm dünyayı yalnızca kendi algı düzlemimden inşa edebiliyorum: kurduğum ilişkilenme biçimi ben’e içkin ve hatta yalnızca ben’e özgü. Nietzsche pos bıyıklarını çayından kaldırıp suratıma bakıyor, ata yem vermeyi hatırlıyorum.

Tüm yaşamımı ‘ben’ düzleminde yaşama özgürlüğüne sahip olduğumu fark ediyorum böylece. Ne büyük bir lütuf Tanrım! Öteki için göründüğünde bile aslında ben’e özgü olduğunu bilmek. Mesela tüm bu yaşadıklarımı, deneyimlerimi, öteki ile paylaşma itkisine sahip olmadım hiçbir zaman. Hatta çoğunlukla bunun ‘anlamsız’ buldum. Ben yaşıyorum, ben deneyimliyorum, benimle bir, yaşandı, deneyimlendi, aktarımı ben şemasının dışına istesek de çekilemez ki? Bu çelişkiler işte karıncaları besler, diyor nöronlarım. Biliyorum diyorum. Sizi ben çiziyorum.

Beynime tutkum farklı formlarda sanatsal üretime dönüşmeye devam ediyor. Bir süredir kara kalem nöronlar, sinapslar çiziyorum. Beynimin kıvrımlarını, bin bir katman içinde, DEHB’in şenlikli düzensizliğinde kağıda geçiriyorum. Bu da yeni nesil hayatta kalma yöntemlerinden biri. Haritada ilerledikçe yeni skiller açılıyor. Karıncalar nöronlarımın arasında koloniler kuruyor.

Tüm Kabileler Barışsın Tüm Gözler Ferahlasın

Gözünde ilkel kabilelerin yaşadığına inanan bir kadın tanımıştım. Kadın yeryüzü gibi güzeldi, gözünde gördükleri yeryüzü gibi katlanılmaz derecede gerçekti. Gözünde yaşayan kabileler arasında savaş çıktıkça kafası, bedeni, varlığı ağrıyordu. Ben bu gördüklerimle nasıl yaşayacağım? Benim bu travmalarım ne olacak Evren? Ben bu cıvıldak ayna nöronlarımın yansıttıklarında nasıl huzur bulacağım? Savaşlar çıkıyor, yeryüzünde ve gözlerde yaşayan kabilelerde bile? Hep savaşlar var Evren, karıncaları nereye yollayacağım?

Nöroçeşitlilik ve İnsan Olma Deneyimi Üzerine Geri Bildirimler

Biz nöroçeşitliler diye konuşan, konuştukça kendimi dinlediğim bir kadın ekrandan ‘yaratıcılık’ derdi ‘bizim en büyük silahımız’. Hayatta kalma mekanizmamız: sanat. Sanat yoksa ölürüz. Sanat bitince de öldük. Neden işi gücü bıraktım, gelmeyen gelirin gidecek vergi borçlarını ödeyebilmek için ‘çalışmak’ yerine, sanata sığınıyorum?

Neden sanatsal üretimle kafayı bozup, kendimi arkeolojik kazı gibi çözüyorum? Neden karıncaların istilası bunca yoğun hipersonik füzelerle şahlanırken ben fotoğraflara desenler dikiyorum? Neden temalar, bağlamlar, bağlarla bağlar örüyorum? Neden sanat mı Vincentcığımın kulağı cevap veriyor: çünkü gerçek çok acı. Kulağımızın katlanamayacağı şeyler duyuyorum. Gerçeklikle bağlarım zayıflıyor. Karıncalar iman tepesinde dua ediyor.

Ben Kendim ve Bildiğimi Bilmemek Üzerine

Ben kendimi bildim bileli kafamda bir uyuşma hissi ile yaşıyorum. Nörolojik araştırmaları yapıldı, çeşitli profesyonel görüşlerden geçti, çokça tedavi denendi ve gelgör ki uyuşma orada, karıncaların istilasıyla varlığını sürdürüyor.

Ben kendimi bildim bileli, neden böyle olduğumu, insanın neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyorum. Cevabı bilimsel metodolojide araştırmazdan evvel felsefe ile zehirlendim. İlk günlüğümün Sokrates üstadın ‘sorgula, sorgulanmayan hayat hayat değildir’ hatırlatmasıyla başlaması tesadüf değil. Karıncaların Sokrates’le birlikte beynime sızdığını hissediyor, yine de ispatlayacak bir kanıt bulamıyorum. Karıncalar fısıldıyor, sanırım biri Aristo’yu daha çok seviyor.

Karıncalar ve felsefe, başlıklı bir podcast kaydedebilirdin diyor fikir bulucu nöronum, shut the fuck up diyor arşivci sinaps -american aksanlı-, burası ana baba günü, TC İcra davaları koridoruna döndü. Kullanılmamış fikirler deposu: sabah sevgilime Feyyaz’la bir araya geldiğimiz bir paralel evren olmalı diyorum. ‘Yorumlarda Türkçe eksikliği çekenlere ücretsiz kelime-bağlam-anlam desteği hizmeti’ içerik fikrimden hemen sonra. Nedense zihnim bu hizmeti Feyyaz’a yakıştırıyor. Karıncalar gülüyor, belli ki Gibi’nin bitmesine de bir miktar hisleniyor.

Filler ve Zen

Canım kafamın içi diyorum kafamın içine, artık karıncalarla savaşmıyorum. Zen budistleri ele geçirmiş gibi tapınakların hepsini, derin bir meditasyon halinde, fillerin dere kenarı şıkırtısı eşliğinde, yaşamın yaşamaktan ibaret olduğu hakikati yayılıyor karıncaların da gönlüne. Kafamın uyuşuyor uyuşmasına ya artık bu uyuşmanın karıncaların yaşam biçimi oldukları bilgisine vakıf oluyorum. Yaşam yaşamaktan ibaretse diye hatırlatıyor isimsiz bir Zen ustası, karıncaların kafanı uyuşturarak yaşamalarına şaşmamalı. Neden rahatsız oluyorsun kafanın içindeki karıncalar kafanı uyuşturarak yaşıyor diye? Niye yargılıyorsun karıncaların oluşunu? Hatırla, yaşam yalnızca bir oluştu.

Karıncaların Çay Partisiyle Kapanış

Şimdi bana diyor Zen ustası, karıncalar kafamın içindedir, o halde yoktur Descartes zaten yanılmıştır, diye çıkışabilirsin diye kışkırtıyor beni. Tüm savunma hatlarımı ele geçirmiş olmanın özgüveni ile, savunacak hiçbir şey olmadığını hatırlatıyor. Karıncaları hissediyorsan, karıncalar yoktur diyebilirsin? Öyle ki yoktur, hissettiğin nedir? His mi yoktur? O halde hissettiğin nedir?

Zen ustası sessiz, aslında hiç konuşmuyor, yalnızca akmakta olan bir ırmağı izliyor. Irmak Mıhlı Şalelesi’ne benziyor. Kelimedeki içsel metaforun nazik dokunuşuna seviniyorum. Zen ustası zaten su olmuş, başından beri Mıhlı’da akıyor.

Bellek böyle bir sudur işte diyor, kelebeğin şiirini yazan çinli Şair, adı bir türlü aklıma gelmiyor:

Düşümde bir kelebek olduğumu gördüm.

Uyandım, insanım.

Peki ya düşünde insan olduğunu gören bir kelebek olarak uykuya dalsaydım?

Ya da böyle bir şey. Ne notlarıma baktım, ne hazreti Google amcaya ne de gpt asistanıma. Dümdüz oldschool bellek taraması. Daktiloda yazsam da böyle yazardım. Tüm zamanların sanatçısı olma kaygısı. Haha, içsel espriler.

Bedenlenmiş İnsan Deneyiminin Nöroçeşitlilikten Çok Aşkın Bir Olgu Olması Üzerine

Karıncalar sustu. Bacağım uyuştu. Bedenimde, derimde oluşan apseler, iltihaplı fisküller ve daha acılı birçok şey, bir yerlerde bir şeyler devirdi. Ağaç olmalı, kökleri etimde hissettirdi. Gölgesi de bu beyaz sayfa belirdi. Ecem ve karıncalar ve felsefe ve bellek araştırmaları ve somatik farkındalık egzersizleri ve mindfullnes ve Zen ile geştalt terapicilik ve haritada neredeyiz kontrol edelimcilik ve kediler ve uzay boşluğu ve ajans işlerinin çok koskis olması üzerine bölümünün sonuna geldiniz.

İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Bildirim yok, açmayın, hatta telefonu şimdi kapatın.

Hoşçakalın. (kalt tonlaması)

Ecem Engin  Karıncalar ve Felsefe Ve

35. sene gezegende. Hoş geldi, hoş geçti. Nice 35 bin devri alemlere inşAllah.

SON YAZILAR

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin