Öfkeme engel olamıyorum, duvarları, binaları, evleri, insanları parçalamak, parçalanmak, parça parça dağılmak, ve kendimden geriye kalan bu enkazın ortasında yok olmak istiyorum, demiştim bir psikiyatri acil servisinde, beni sakince dinleyen doktora. Neden bu kadar öfkelisin diye sordu elbette doktor da, neye bu öfke? Yanıt birçok şeyi açıklayacaktı sonuçta, tek solukta cevap verdim; siyasal islama. Yalnız değilsin dedi doktor ya yine de toplum sağlığına endişeli buldu bu sağlıksız öfkemi, dil altı sedatiflerle siyasal islamla mücadele etmemi önerdi. Hiç bir ilaç, siyasal islamın bedenimde ve aklımda yarattığı tahribatın telafisi olamaz halbuki.

Henüz on yedi yaşında, stajyer çömez bir muhabirken tanıştım siyasal islamın gerçek yüzüyle. 2006’yı 2007’ye bağlayacak olan yeni yıl arifesi, aynı sene Kurban Bayramı’na da denk geldi. Ben de idealist bir muhabir olma hevesiyle, bayramda da çalışan ekibin arasına dahildim. Birinci günü bayramın, kurbanlar kesiliyor her yerde, Allah’a şükürler, mübarek dilekler. İzin verilen kesim alanları dışında kurban kesenlerin ihbarı geliyor servise, herkes yemekte. Radikal’deyim, İsmail Saymaz mentör muhabirim. Ben giderim dedim, araç çağırdım, elimde CANON350D fotoğraf makinemle, olay yerine intikal ettim. Esenler’de bir camiinin avlusu, gazeteye yakın bir lokasyon. Yol yordam bilmeyen çömez Ecem, indi arabadan, laps diye çıkardı makineyi, gözü vizörde beliren manzarayı görünce, eli titreyerek denklanşöre basıverdi.Elinde balta ve bıçaklarla, tekbir çekerek üzerime koşan neredeyse yirmi kişi. Neden bir kurbanın başında bunca adam var diye sorgulayamadan, balta fotoğraf makineme indi. O güzelim 18-55 ilk lensim paramparça ya bırakmadım makinemi. Sanki yavrusunu aslan sürüsünden koruyan bir fil gibi, üzerine kapaklandım onurumla birlikte parçalanmış makinemin, baltalıların eline vermedim. İnsan tehlike anında en ilkel duygusuyla yaşama tutunuyor. Don, kaç ya da savaş. Yakıtı insanın, adrenaline bulanmış korku, insana her şeyi yaptırıyor. Muazzam bir çeviklik, avcı karşısında, yaşayabilmek için, av olmamak için. Avdım işte o anda, siyasal islam da avcım.
Hz. Muhammed dönemi popüler modasının sıradan kılık kıyafetiyle, kıytırık kumaş kokusuna sinmiş ölü hayvanın ahı gibi kan kokusunu, yozlaşmış kokuşmuş bir nefrete bulayarak salyalar akıta akıta üzerime çullanmış heriflerin arasında, can havli denilen o muazzam kudretle ağzımdan şiir gibi bir feryat dayak partisinin ortasına düştü:
Eşşedüenlaaaailaaheeillllaaahhh
Tekmeye karışmış şaşkınlık, tokat atarken yaşanan bir ikilem ve hemen ardından:
Eşşedüenlaaaailaaheeillllaaahhh ve Muhammmedennn Resullluhllaaah
Tövbe çekti biri hemen, durun dedi, alfa olacak herhalde baltalı, diğer betalar da tabi hemen duruverdi.
Ben fırsat bu fırsat dedim, aldım elime sazı, ne var ne yoksa İslam kültürümden, ortaya döküverdim:
Böyle mübarek günde, din kardeşi din kardeşine eziyet eder mi mübarekler? Allah’ın gücüne gitmez mi yaptığınız zulüm? Yakışır mı müslümana?
Bıraksalar mağdur edebiyatının tillahını daha sürdürürdüm ya, kanıt istedi alfa, sözlerim kafi değildi.
AVCI- Madem müslümansın bacım, başın neden açık?
AV – Çalışıyorum, ekmek parası. Gazete izin vermiyor kapanmama.
AVCI – Nereden inanayım senin müslümanlığına, benzemiyorsun hiç?
AV – Günaha girme efendi. Müslümana kafir denir mi? Madem inanmıyorsun dinle o zaman;
Yasin VeI Kur’ân-iI hakîm
İnneke IemineI mürseIîn
AIâ sırâtın müstakîm
TenzîIeI azîzirrahîm
Litünzira kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfiIûn’da ikna oldu alfa avcım:
– Tövbe bacım dedi, affola, biz seni kafir sandık.
Rahmetli Ananeciğim nedeniyle, çocukluğumun fon müziği Yasin Suresi’nin hayatımı kurtaracağını hiç tahmin edemezdim. Teşekkürler, Ananeciğim ve tüm mukabele evlerindeki güzel sesli kadınlar.
Az evvel Kerbela’da Hüseyin’e vurur gibi inleten avcı sürüsü, avlarının da kendi türlerinden olduğunu fark eder etmez tövbeler çekerek tepemden uzaklaştı. Yüzüm gözüm kan içinde, makinem elimde hala yerdeydim, nasıl oldu kalktım. Yüzüme bakamayan bir sürüyle göz gözeydim şimdi:
– Bacım sen de madem müslümansın, kılığına kıyafetine dikkat edeceksin, tebliğinde bulundu müslüman avcılarım. Fotoğraf makinesini görmek ve içindeki fotoğrafları da silmek istediğini belirtti hemen ardından da. Ben nasıl olduğunu anlayamadığım bir çeviklikle makinenin içinden kartı çıkarmıştım çoktan, boş hafızayı gösterdim. Bakın dedim, zaten daha çekmemiştim. İnanmadılar elbet, olsun biz yine de bilene soralım dediler.
Birkaç dakika önce tekme savurdukları kadını (çömez Ecem’i) yanlarına alarak mahallenin vesikalık ve sünnet fotoğrafçısının dükkanına götürdüler. Orada çay ikram ettiler. Ben ellerim titrediği için çay bardağını tutup da çayı içemedim. Fotoğrafçı eline makinemi alıp, bana baktı, içinde kart olmadığını anladı ya, acımış olacak halime, hiç çaktırmadı. Yok abi dedi, fotoğraf çekmemiş. Ohlar çekildi tövbelerle bir, güle oynaya çıktık dükkandan. Benim ellerim hala titrek sakince yürüyordum yanlarında, olay yerine geri dönüyorduk. Radikal’de çalışmam uygun değilmiş, eğer işe ihtiyacım varsa kendi yayınlarında bana bir pozisyon ayarlayabilirlermiş. Böylece hakkımı da helal edermişim. Mutlaka bir tabak kavurma ikram etsinlermiş, çok da güzel pilav yapmış yenge hanım. Derken olay yeri olan camiiye geldik. Beni orada bırakıp giden araç şoförü, gazeteye geri dönüp, ne kadar ‘erkek’ muhabir varsa toplayıp geri gelmiş. Uzaktan onları görünce sanki çölde suya doydum, arkama bakmadan yanlarına koştum. Arabaya bin dediler bana, ikiletmedim, bindim hemen. Camını araladım arka koltuğun, konuşmalar o günden bugüne hiç değişmedi:
Polis çağırıp tutanak tutturmak istediğini söyleyince İsmail, gülüşmeler koptu avluda. Gevrek gevrek sırıttı alfa avcı, çağır abicim, çağır da nolacak sanki, hepsi bizim adamımızdır, bize bir şey olmaz.
Nitekim dedikleri gibi de, olmadı onlara hiçbir şey. Polis gelene kadar, kaçtı çoktan avcılar. Plakayı verip araştırılmasını talep etmemiz hiçbir sonuç vermedi. Ben haber yapmak için gittiğim Allah’ın evinden, haberin ta kendisi olarak gazeteye geri döndüm, elim kolum travmalarla dolu, içimde Allahsızlık tohumu. Makinem gitmişti ama yepyeni hediyeler vermişti siyasal islam bana: panik atak, yaygın kaygı bozukluğu ve yıllarca katlanıp alevlenecek bir öfke kontrol sorunu.

Aynı yıl, Beyazıt’da İstanbul Üniversitesi’nin önünde radikal dinci bir grupla sol görüşlü öğrencilerin kıran kırana mücadelesinin tam ortasında kaldım. Komünist yakışıklı bir bey tarafından çekip kurtarılmasam, benzer bir dayak yememe on saniye vardı. Yine aynı sene, 2007’de yapılan milletvekili seçimlerini AK Parti İl Binası’ndan izledim. On beş kişiden dayak yemekten daha acıtıcıydı. Siyasal İslam 2007’de aklımı aldı. Sonra da taarruzu hiç durmadı.
Sene 2023, Erzurum’da tekbir çekiyor avcılar, ellerinde taşlarla, insana saldırıyorlar, recm eder gibi bir kinle. Görüntüleri izleyemedim bile. Zaten artık Siyasal İslam’a dair herhangi bir şey okumam, izlemem, işitmem, doktorum tarafından sakıncalı bulunduğundan, pek gündeme bakmıyorum. Çünkü genelde göreceklerim, stabil kalmak için harcadığım onca emeği saniyeler içinde yerle bir edecek tahribat gücüne sahip oluyor. Bakmasam da biliyorum ama, Siyasal İslam orada, hemen kapının yanında. Komşum zikir çekiyor her akşam, havalandırma boşluğundan tüm binaya dinletiyor. Sokakta, elinde özgüveniyle Mekke modasını dayatıyor ilkel modacılar, kıyafet tebliğinde bulunuyor. Çık çık çekiyor bir oğlan bir kız yan yana gelmeye görsün, deliriyor Siyasal İslam. Hele kadına, aman aman, kadının adına tahammülü yok.
Otuz üç yaşındayım, Haziran sonunda otuz dört olacağım. Hayatımın üçte ikisi, Siyasal İslam’la mücadele etmekle geçti. Senelerce kabuslarımda IŞİD’in esiri, Hüda-Par’ın zevcesi, Mekke’nin Medine’si oldum. Yaşıtlarım datelerden datelere şıkır şıkır koşarken, ben panik ataklı uykusuzluklarda boğuldum. Siyasal İslam denilen kanser, beni, seni, bizi, milyonların geçmişini ve geleceğini yedi, doymadı, doymayacak. Yedikçe şişti, şiştikçe daha çok yedi, seni, beni, geleceğimizi kendi karanlığına hapsetmeden durulmayacak. Biliyorum, görüyorum, herkes gibi, ben de korkuyorum.
Fakat biliyorum kendimi, biliyorum bizi, on yedi yaşındaki çömez muhabir Ecem nasıl vermediyse makinesini, nasıl kovduysa Antep’ten Antep’liler emperyalistleri, biz de vermeyeceğiz bu güzelim ülkeyi.
Av olmayacağız asla.
NOT: Siyasal İslam nefretim, kendisinden özel isimmiş gibi bahsetmeme neden oluyor. Görmezden geliniz.
“Bana Yasin-i Şerif Oku Müslüman Olduğuna İnanayım” için bir yanıt
Nasıl da güzel anlatmışsın, yüreğine sağlık.