Gülçin Aksoy ‘un her dem ilhamına ve sonsuz ruhuna saygıyla

90’lardan Beri Halı’dayız sergisi, geldiği gibi heyecanlı, gözyaşlı ve yaslı, bir o kadar da tatlı geçti, bitti. Serginin genel yönetimine dair Halı’dan gelen rahatsızlıkları, eleştirileri, eksikleri elbette duydum, duyuyorum ben de. Halı’dan yolu geçmiş herkesi memnun etmenin mümkün olmadığını biliyorum, beyhude bir çaba bu. Üstelik kibrin bu sivri köşeleri dokunana battığı kadar Halı’yı da yırtıyor kanımca.
Ben kim miyim? Yolu Halı’dan geçtiği için konuşmaya hakkı olduğuna inanan bağımsız bir sanatçı. Ben, serginin yeterlilik kritiğinden ziyade (bu yasak hazzı eleştirmenlere bırakalım), hislerimin puslu bir yansımasını tarihe not olarak bırakacağım. Bilindiği üzere her sanatçı gibi oldukça duygusalım ve Gülçin Aksoy Halı Atölyesi için, üç damla gözyaşımı sunacağım.
Dokunuyorum, dokunuluyorum, o halde varım.
Halı Ruhu
Halı’nın ‘gerçek’ ruhunun sergiye bulaşmadığına dair eleştiriler var. Tam da bunu konuşmak istiyorum ben, şu gerçek ruhtan bahsedeceğim, ruhumu da ortaya koyarak. Üstelik Mimar Sinan’lı olmamamın bana verdiği özgür yetkiyi de kullanacağım sonuna dek. Gülçin Aksoy’a ve Halı Atölyesi’ne borçluyum bunu.


90’lardan Beri Halı’dayız bir sergi idi. Salt Beyoğlu’nda sergilendi. Salt Beyoğlu Garanti Bankası’nın sponsorluğunda var olabilen bir sanat müzesi. Bankanın global ve yerel olarak kurumsal kimliğine zeval getirecek; yani Halı’nın ‘o garip asi ruhunu’ duvarlara bulaştıracak özgürlükte işler sergilemeyi beklemek naiflik olmuyor mu? Yaşadığımız dünyanın farkında mıyız sahiden? Kurumsal sanat dediğimiz de tam olarak bu değil miydi? Bienale gidebilen sanatçıların, daha fazla bienale gezebilmeleri için işlerine daha fazla yer verilmesine gelen eleştirileri gülünç buluyorum. Çünkü zaten bu iş her zaman böyle değil miydi? Kendini gösterebilen, finanse edebilen, şanslı networklerinin hakkını veren sanatçılar ayakta tutmuyor mu bankaların sanat müzelerini?


Kurumsal Sanat
Banka ve sanat müzesi, yan yana geldiğinde bile sürreal tınlayan bu iki olgunun bir aradalığıyla gerçekleşti Halı Atölyesi sergisi. Kurumsal prosedürler hatmedildi açılana değin ve sonrasında; kim bilir kaç farklı onay sürecine tabi tutularak, saatlerce süren karar toplantılarıyla hazırlandı o duvarlar. Gözümle görmeme gerek yok, kurumsal iletişim deneyimi olan herkesin zaten bildiği bir süreç bu. Oldukça iyi biliyorum hatta, tam da bu nedenle istifa ettim ben kurumsaldan. Fakat sergi ardından gelen eleştiriler sanki bir kişinin keyfi kararı ile yürütülüyormuş gibi kindar ve kişiseldi. Ki öyle ise bile şaşırtmaz, alo banka diyoruz ya hani: neo-liberal politika eşittir keyfi karar değil mi?

Kurumsal kimliğine yakışmadı, deniliyor bir de çokça. Pardon bankanın kurumsal kimliğinden mi bahsediyoruz müzenin mi sanatın mı sanatçının mı yoksa? Bu eleştiri şuna benziyor kanımca: Geneleve gidip, burada insan insanın ırzına geçiyor böyle şey olur mu, başlığıyla işletmenin genel müdürlüğüne şikayet dilekçesi yazmaya.


KAPALI FORMA HAYIR (Açık Uçlu Atölye)
Anolojisini yaparken şimdi beni güldüren bu içler acısı kurumsal durum, beni uzun yıllar kozama hapsetmiş agorafobimin esas sebebidir. Kurumsal bağlamda replikası inşa edilmiş Salt Halı Atölyesi de agorafobimin panzehiri olarak ironisini tamamlıyor aslında. Tam da bu nedenle Halı’nın ruhu vardı o duvarlarda demek zorundalığı duyuyorum. Ortak olup karşılaşan her insana Halı ruhundan bulaştığını söylemek istiyorum. Biliyorum, hissediyorum, çünkü dokundum. Dokunmak karşılıklı bir eylemdir. Dokunduğun kadar dokunulur sana da her temasında. Bana dokundu Halı, ruhuma işledi, yaralarımı sardı, yasımı dinledi. Eğer sana dokunmadıysa, temastan kaçındığın için olabilir mi acaba?


Tam Bağımsız Yalnızlık
Bu soruları sorabiliyorum, çünkü söylediğim gibi bağımsız bir sanatçı olarak herhangi bir kurumun (akademi dahil) canını sıkmaktan endişe etmiyorum. Bağımsız sanatçı olmanın getirdiği epey nadir avantajlardan biri bu. Düşündüğünü düşündüğün biçimde dile getirebilme hürriyeti. ‘Birilerine’ görünme/dokunma/övgü toplama vb. gibi bir amaca hizmet etmeyen yazılar yazabilme keyfiyeti. Bedeli mi? Asırlar süren yalnızlık. Değer mi? Her saniyesine hem de.

Halı seneler sonra, beni kozamdan çıkardı. Tıpkı Halı’ya ilk yolum düştüğünde yaptığı gibi, yine bana dokundu, beni sardı. Bir kumaş etrafında toplanabilmenin, bir fikri birlikte işleyebilmenin cesareti ile, korkularımı kolektife yedirdi. Böyledir çünkü rahat atölye, tek başına korktukların beraber güldüklerine dönüşür acıyı birlikte işledikçe. Benim için, benim özelimde, bir tane güncel işimle, bir duvarında bulunduğum sergide, her şey olması gerektiği gibi, olması gerektiği yerdeydi. Dostlarla buluşturdu, umutlar ekti, düşleri kapıdan çıkartıp yollara serdi. Daha ne olabilirdi ki? Gülçin Aksoy’u, A’sını ve hatrını, kendi dilimde ve gönlümde, andığım biçimiyle sergi 6 ay sürdü, geldi geçti.
Serginin son günlerinde, atölyenin masasında çember olmuşken öğrendim savaş çıktığını. Savaş çıkmış duydunuz mu? Belki de sırf o masada öğrendim diye bu bilgiyi, güçlü hissettim. Halı böyle bir şey değil miydi? Benim için böyleydi. Nasıl diyebilirim şimdi Hocam, ruhumuz bu masada eksikti?


Gülçin Aksoy Donu Giymiş Mantis
Şenay arayıp da Gülçin Hoca, halı atölyesi, daktilonu al gel, dediğinde balkonda bir mantisle bakışıyorduk. O mantisin Gülçin Aksoy olduğuna yemin edebilirim ama ispatlayamam. Uzun uzun bakıştık, izledi beni mantis konuşmamız boyunca. Video ile kayıt altına aldım ki delirdiğimi düşünmesin dünya. (Yazar burada akıl sağlığı kaygılarına atıfta bulunarak ironi yapıyor.) Sonra yine gördüm mantisi yaz boyunca başka başka zamanlarda. Çiziktirdim de oraya buraya çokça mantisler, güller, Gülçin’ler. Elime kalem alıp da bir şey çıkarmayalı ortaya kim bilir kaç zaman olmuştu üstelik. Kapandığım evimden beni sokağa çıkartacak bir sebep oldu yine Gülçin Hoca.
Halı’ya yolu düşen herkesin hayatına dokunmuştur halı ve nasip olduysa Gülçin Hoca. Halı’ya düşenler de mutlaka dokunmuştur Halı’ya, dokumuştur ruhunu. Montaigne kaybettiği dostu için – Etienne de la Boetie- söylediği gibi: ruhlar birbirine dikilmiştir Halı’da ve dikiş izleri de zamanda erimiştir. Her nerede ne biçimde ve ne niyetle var olursa olsun artık Halı, kendi özünden özgün ışıltısını korur böylece. Bunu görmemek için kör bakmak gerekir. Hissetmemek için o ruhu, iliklerinde çelikten öfkeyle gezmek gerekir. Oysa halı yumuşak dokur, sert dokunsa da kimisine. İlmek ilmek örmek balyozla dalmaktan daha etkilidir çoğunlukla, çoğu durumda. Hakikaten daha fazla öfkeye mi ihtiyacımız var peki? Daha çok dokunmaya mı yoksa? Evet, elbette çoğumuz gibi ben de oldukça duygusal bakıyorum Halı’ya.


Sergi süresince muazzam rehberlik etmiş Umut Ceyhan Akyol’a son turunda biz de eşlik ettik dostlarla. A’ya varınca yolumuz buyur etti. Ecem sen anlatmak ister misin? İster miyim? Belki de istemezdim ya anlattım yine de.

Yası Dokumak, Yasa Dokunmak
Benim için biraz yas halısı oldu, dedim. Sanırım kendiliğinden ilk bu cümle döküldü ağzımdan. Belki farkında bile değildim işlerken, bu kadar derinden işlediğimi duygularımı. Kullandığım her materyal, fikrinden ipliğine, ölülerden yadigardı oysa ki. Nasıl ruhumdan ayrı dikilebilirdi ki kelimeler? A‘yı Gülçin Aksoy’dan ödünç almıştım ama Ahmet’in (Mattia Minguzzi) acısının da bulaşmadığını söyleyebilir miydim?
Zaten Gülçin Aksoy’un A’sı da yastan dökülmemiş miydi? Yaralı Abiler, Ablalar, yanlış anlamazsanız, dilenci değilim, varsa fazladan bir tutam Alef rica edecektim. Başı boş köklerimi de aldım, böylece ölülerin öldüğü hatıra enkazının başına dikildim: yıkılan apartmandan arda kalan A’yı topladım, benim de ölülerim vardır hocam. (Yazar burada ”bizim de dağlarımız vardır Che Gueavera” şiirine gönderme yapıyor.)
Belki, muhtemelen, ben yanılıyorumdur, muhakkak ki eksiğimdir ama kolektif de bunun için yok mu zaten? Eksiklerimizin bir araya gelip tamamlanmasını birbirimize borçlu değil miyiz? Kim oturduğu yerden tek başına, değiştirebilir ki dünyayı? Rumi yüzlerce yıl öncesinden söylememiş miydi hem;
Dünyayı değiştirmek isteyen önce kendinden başlasın.
Bu hakikati hatırlattığın anda kimseyi bulamazsın yanında. Global bir içerikte bu anlatının parodi videosuyla karşılaştım geçenlerde. Kim dünyayı değiştirmek istiyor?
Herkes.
Kim kendini değiştirmeye hazır?
Kaçan ayakların hışırtılı yaprak sesleri ve sessizlik.
Soru sahibi sorusuyla kalakalıyor ormanda. Acı acı güldüm. Tam olarak dünyanın bu eşiğindeyiz çünkü;
Herkesin dünyayı değiştirmek istediği ama -en kocamanından bir AMA- hiç kimsenin kendisine bakmak / değiştirmek istemediği yerdeyiz. Sorsan her birimiz gezegen için elimizden ne gelirse yapmaya hazırız. Yine sorsan en basit bir nefes farkındalığı için bile vaktimiz yoktur asla. Canımızı koyup cepheye gideriz ama şikayet ederken dahi teşekkür edebilme erdemini gösteremeyecek kadar kibirliyiz.


İçine düştüğümüz bataklığın içinde varsayımlar hakikati yutar. Olması gerekenler konuşulurken hali hazırda olanlar unutulur. Zaten tüm sistem de bu bugın üzerine kuruludur. Konuş konuş konuş. Dur dur dur. Adım atma, dur. Yine de biliyorsun, yol yoktur yürürsen yol olur.

Halı’nın benim hayatıma kattığı da budur. Beni seneler ardından kozamdan çıkarıp, kolektif üretim çemberine dahil edebildiyse, halı ruhu zaten bu’dur ve ruhuma dokunmuştur. Herkesin Halı’sı kendi ruhu kadar dokunmuştur.
Halı’nın İlmekleri;
Emeğiyle şükranları hak eden, kolektifi dokuyanlar;
Program: Amira Akbıyıkoğlu, Eylül Şenses, Halı Atölyesi bileşenleri
Araştırma: Betül Bolat
Sergi Tasarımı ve Prodüksiyon: Emirhan Altuner
Editör: Ezgi Yurteri
Çeviri: Paul Osterlund, Merve Pehlivan, Nâzım Hikmet Richard Dikbaş
Video Kurgu: Metean Bars, Gizem Bayıksel
Sergi Asistanları: Yeraz Kortun, Naz Tekay, Ecem Yerman
Sergi Kurulumu: Burak Bodur, Tansu Demirel, Eray Özcan, Fiksatif, 3T Reklam
Teşekkürler: Halı Atölyesi’nden yolu geçen herkes
Adını buraya sığdıramadığım tüm güzel ruhlara şükranla…
Özel Teşekkür
Beni Halı’ya dokuyan Halı’cı Desislava Şenay Martinova, hep var ola!

*Wilhelm Schmid, Von der Kraft der Berührung / çev. Tanıl Bora, Dokunmanın Gücü Üzerine
SON YAZILAR
- Gülçin Aksoy & Duvardaki Halı’nın Üstünde Kalanlar
- Daso Meine İçin Yazıyorum, Okursun
- Yengeç Kurdu Dolunayında Babannemle Buluşma
- Kendini Bil yada Karakter Sepeti ile Seç Kendini
- Olduğum gibi 2025
Sen!
Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:
