anksiyete bozukluğu olan için spoiler alert: sonunda Leyla’ya öğle yemeği oluyor.
Yaralı Karınca Cini’nin yaşamda kalma mücadelesine müdahale etmeme çabamı anlatır, metindir. Gerçek olaylardan esinlenilmiştir.
Müdahale etmeden izleyici kalabilmek doğal akışa, öğrenip uygulaması en güç Zen pratiklerinden biri olsa gerek. Bir karıncanın hayatta kalma mücadelesini izlerken, sürece dahil olmama mücadelesi veriyordum ben de. Çabam beyhude sonuç verdi, iki kez ters dönen karıncayı düzelttim. Birinde tırnağımın ucuyla, daha fazla zarar verme kaygısı güderek hem de. Diğerinde yerdeki Kara tüyüyle, boyuna uygun bir çözüm bulmanın rahatlığıyla. Yaralı Karınca Cini (adı buydu), bir süre daha yaşadı. Belki ben de onun Hızır’ıydım. Olamaz mıydı? Fakat doğa acımasızdır. Yırtıcılarla dolu bir ormanda yaralı bir karınca, kapitalist dünyaya hapsolmuş bir sosyalistle hemen hemen eşit şartlarda yarışır. Elbette her zaman masa kazanır.

Anda Kalırken Kanda Durmamak
Popomu bir sağa bir sola, bir içeri bir dışarı salladığım onar dakikalık dört setin ardından, sırtımın pencereme (yani dışarıya) dönük olduğunu fark ettim. Kendime, harekete, içime ve özellikle de cayır cayır yanan kalça ve ve iç bacak kaslarıma odaklandığımdan, hangi yöne baktığımı görememiştim. (aferin kızıma, omza bir öpücük.) Bakmak ve görmek arasındaki o devasa farkı bilmem kaçıncı kez deneyimlemenin hala şaşırtan aydınlanmasıyla, yeryüzünde bulunduğum konuma iniş yaptım. Yönümü tersine çevirince manzaradan yana, sert plastikle çevrelenmiş cam bir bölmenin arama girdiği dünyayı görmek mutlu etti.
Anda kal, gözlemle, izle, gibi çeşitli komutlar zihnimden parmak uçlarıma doğru hareketlenmeye başlamıştı dallarda seyreden rüzgar gibi. Bugün düne göre oldukça serin olan mevsim anormali hava durumunu sayesinde, beyaz tül perde yer yer havalanıyor, tatlı bir serinlik çöl gibi kavrulmuş tenime bulaşıyordu. Rüzgar, bulutlar ve düşüncelerim beyaz bir geçit telaşıyla birbirinin içinden geçiyordu. Nerede olduğumun farkındaydım artık, bedenimde olduğum kadar. Hemen düşüncelerim de bulutların tepesine çıkıp bana nanik yapmaya başladı. Gülümsedim terle inip kalkan karnıma bakıp. Su damlaları yerçekimine koşuyordu hevesli bir parıltıyla. Tenimde ateş böcekleri gibi terim, eriyordum. Hareketli moddan durağan bir akışa seyretmemin daha makul olduğuna karar verdim böylece. Karar verdim diyorum ya aslında tüm bunlar, verdiğim kararlardan ziyade vardığım sonuçlardı. Bedenimin içinde, yeryüzüne köklerimden bağlı olup sıkı sıkıya, uçmak istiyordum bulutlara. O zaman önce bedenimin içinde olmalıydım. Anlamıştım. Bedenime girdim.
Bedenim Bedenim Canım Bedenim
Bedenle kurduğumuz ilişkinin çeşitliliği yeryüzünden geçmiş medeniyet sayısına denk neredeyse. Her pratiğin kendince temellendiği noktalar birbirinden farklı olsa da, aynı noktada kesişiyor yollar. Özünde beyin ve beden koordinasyonunun birlikteliğiyle disipline olmak zorundalığı var, sürdürebilmek için hareketi. ADHD diyorduk, odağın nereye kaçacağı belli olmayan zihinler için hem de, bipolar kardeşlerim, burada mı? Dans ediyor ve stabilize oluyoruz bacılar! Dağılmayalım.

Düşünceler bulutlarla meşk halindeyken, bedenimi yeryüzüne doğru yakınlaştırma ihtiyacıma hiç direnmedim. Dört ayak üzerinde, yerçekimine meydan okuyarak tersten izlemeye başladım dünyayı. Aşağı bakan köpek. Sadece gözlemci kalabilmenin güçlüğü zihnimi ele geçirmiş ana başlıktı hala. O sırada bakışlarım arka ayaklarımdan ön ayaklarıma -ellerime- döndü, boynum rahatlamak istiyordu. Parmaklarımın kırmızı boyasına takılan bakışlarım, arkadaki bulanık fonda hareket halinde olan minik siyah karaltıya odaklandı. Orada, hemen şuracıkta, parmaklarımın ucunda, yepyeni bir dünya! Bir karınca, başka bir karıncayı taşıyordu. Bunu anlamak için aşağı bakan köpekten hızla çocuk duruşuna geçmiştim. Yemek olarak ne taşıdığını görmeyi umuyordum ve Yaralı Karınca Cini ile karşılaştım.
Karıncalara Ölüm Savaş Başladı
Hayat sürprizlerle dolu. Açık gri parkelerin dalgalı budaklarının arasında ince çizgilerin birine girince durdu taşıyıcı karınca. Taşıdığı karıncayı anlamadığım bir çeviklikle sırtından indirip geldikleri yönün tam tersine doğru ilerledi. Yükünden hafiflemenin huzurundan ziyade, göreve geç kalmış asker telaşı vardı mikroskobik adımlarında. Ansızın gökten yere inip ne olduğunu anlamaya çalışan yaralı karınca ise şaşkındı sanki. Bir süre olduğu yerde sağa sola manevra yaptı durdu. Neresinin sakat olduğunu anlayabilmem için neredeyse beş dakika boyunca dikkatlice izlediğim Yaralı Karınca Cini (YKC), ölümün kıyısında Azrail’le dans ediyordu. Öleceğini düşündüm YKC‘nin, boyumdan büyük bir öngörü ile hem de. Hemen YKC için üzülmeye başladım. Nedense yaşamının sonlanacağı fikri kalbimi kırmıştı. Evet canlılarla çok kısa sürede kurduğum bağlar kulağa tuhaf gelebiliyor. Fakat o bağı o an kurmadığımı, zaten var olan bir şeyi yeniden bulduğumu hissettiğimi söylemem gerek. Yine de yeryüzüyle kurduğumuz bağlar başka bir sohbetin konusu. Bugün YKC günü. Dünyanın bütün yaralı karıncaları birleşin ve Ananem’den kaçın. Çünkü bilmeyenler için:
‘Karıncalara ölüm! Savaş başladı.’
Yaralı Karıncı Cini’nin Ölüm Provası
YKC sağdan sola, soldan sağa, yukarı aşağı, üç boyutlu dünyanın tüm yönlerini deniyordu, yoluna koyulabilmek için. Gel gör ki, tüm uzuvları taleplerine karşılık veremiyordu. Bedeninin önünde yön tayini yapmaya çalışan kirpik boyutundaki duyargaları, varoluşçu bir romancının intihar mektubu gibi iç sıkıyordu izlerken. Arka bacaklarından sol taraftakinin yer çekimine meydan okuyarak havaya meylettiğini fark ettim çok geçmeden. Evet sorun buydu. Bacaklarından biri eksik karınca için vahşi doğa (evim) acımasız olabilirdi. Beş yırtıcı ile paylaştığı bu habitatta her yerden ölüm tehlikesi fışkırıyordu. Yere paralel olduğumu görünce konuşarak yanıma koşmayı huy edinmiş üç ayaklı kedi Kara bey, çoktan yanaşmıştı bile. YKC‘yi korumak iç güdüsüyle Kara’yla sevişme seansımı erteledim bugünlük. Çok geçmeden Ormancini uyandı ve YKC’nin azimli mücadelesine bir tehdit olarak yanımıza yanaştı. Bu sırada YKC birkaç kez, öldüğünü düşündürecek kadar hareketsiz kalmıştı. Öldüğünü düşündüğüm ilk andan itibaren, ölüm anına tanık olduğum onca hayvanın son nefes sahneleri ateşli bir serenada koyulmuştu bile zihnimde. Bangır bangır kalbimi un ufak eden acılar kavanozuna bir yeni hatıratı daha eklemenin hüznüyle gerçekleşmemiş bir ölümün yasını tutuyordum YKC‘yi izlerken.
İlk ters döndüğünde ‘olaylara müdahale etme, kabullen ve izle’ komutlarını kendime ne kadar tekrarlasam da başarılı olamamıştım zaten. İkincisinde artık bu ikileme düşmeden kedi tüyü ile yardım eli uzatmış, ters dönmüş karıncayı yeryüzüyle kavuşturmuştum. Gururlu ve umutluydum. Evet, YKC‘nin her dakika beni gururlandıran azmi karşısında umutlanmıştım. -“umut etmeden ama umutsuzluğa da düşmeden”- Nasıl olduğunu anlamadan havadaki arka bacak bir anda yerçekimine yenildi yeniden. Çok şükür diyerek, rahat bir nefes aldım. YKC artık yaralı olmayan sıradan bir karınca olmuştu. Ne yalan söyleyeyim buna çok sevindim. Çocuğa geri dönüp sırtımı açarken önüme düşen saçlarımla keyiflendim bile, bu beklenmedik kurtuluş sayesinde. Yılan oldum ardından ve doğruldum hafifçe, yeryüzüne yeniden dikeydim artık hafiflikle. Bedenim ve karınca, ikimiz de olmamız gereken yerdeydik yine.
Ananeciğim Karıncalar Savaşında Başka Bir Boyutta
Çok geçmedi, belki sadece dakikalar; YKC‘yi izliyordu Leyla, tek gözlü avcı. Ben de Leyla’yı izliyordum, çift gözümle. Oynamak için fırsat bekliyor gibi fakat sakindi Leyla. İzlendiğini biliyor gibiydi YKC koltuğun altında güvende olacağı yanılgısına düştü. Beyhude idi. Leyla sol ön patisiyle minik bir dokunuşla aldı YKC‘yi pembe patilerinin arasına ama görmedi nereye gittiğini. Nerede olduğuna bakındı biraz, sonra yeniden patisine baktı tek gözüyle. Hareket halindeydi YKC, fark etti Leyla. Bir saniye sonra artık yaralı bir karınca dünyada yoktu.

E madem kıssadan hisse; İzleyicinin kim olduğunun, olaylarının seyrini ne kadar değiştirdiğini hatırladım ben de. Anlamadığım bir takım Heisenberg teorisi alelacele geçti zihnimden. İnsan olarak sınırlı gözlem yetimize rağmen nasıl da geniş sonuçlara vardığımıza hayıflandım. Ne az bildiğimi buna rağmen, ne çok sandığımı anladım yine, yeniden, yinelerce. Küçücük bir karınca sayesinde hem de.
Her yeniden öğrenişte, eksik kalan bir şey daha varlığını hatırlatıyor. Tamamlanmasa bile en azından eksikliği fark ediliyor. Bu benim yolumda böyle. YKC için ne yaşandı, bunu YKC‘ye sormalı. Leyla mı? Çoktan başka YKC’lerin Hitler’i olmayı başardı.

Artık yeryüzünde olmayan Ananem ise karıncalarla mücadelesine başka bir boyutta devam ediyor.
BONUS TRACK:
Güllerin içinden gelip, güllerin içine dönen sevgili Özkan Uğur için <3
Sen!
Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için: