GroK Kapatıldı Hadi İnsanlığı GPT’leşmekten Kurtaralım!

Bu metin, senelerdir devam eden kişisel AI araçları deneyimlerimin belleğim ve yazarlığım üzerine etkileriyle yüzleştiğim bir günah çıkarma seansıdır. Harari’nin paradox of trust konuşmasından ilhamla kaleme alınmıştır ve simülasyona insani bir iz bırakma niyeti taşır. Aktardıklarım bireyseldir AMA kolektif bir soruya cevap aranmaktadır; insanlığı GPT’leşmekten nasıl kurtaracağız?

Yuval Noah Harari neredeyse dinlediğim her konuşmasında AI tehlikelerinden yüzünde gerçek bir “S.O.S” ifadesi ile bahsediyor.

Bir hafta önce yayınlanan konuşmasına da “vaktim az, derhal konuya giriyorum” diyerek başlıyor. Sonrasındaki on beş dakika boyunca, dinleyenlerin ve tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak; ne büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu çarpıcı ve net örneklerle dile getiriyor.

Güven meselesinin üzerinde özellikle duruyor. İnsanlığın kendi türünden ‘diğerlerine’ güvenmezken, tamamen alien olan başka bir türe nasıl güvenebileceğimizi sorguluyor? Bunu da şu örnekle gösteriyor:

AI Devrimi vs Uzaylı İstilası

2030’da yeryüzüne oldukça gelişmiş bir tür uzay gemileriyle iniş yaptı ve dünyayı ele geçirdi. Bu ileri uzaylı uygarlığın insanlığa ve dünyaya faydalı, bizim çıkarımıza kararlar alabileceğine inanabilir miyiz? Buna gerçekten güvenir miydiniz?

Yapay zeka devriminde de aynı soruyla karşı karşıya kaldığımızı sessizce bağırıyor. Dünya gezilerinde karşılaştığı AI geliştiricilerine sorduğu sorulardan ilki şu;

Tüm risklerine rağmen neden bu kadar hızlı bir AI geliştirme süreci sürdürüyorsunuz?

Aldığı cevap dünyanın farklı bölgelerinde de olsa hemen hemen aynı:

Çünkü eğer biz yavaşlarsak, rakipler yavaşlamayabilir ve bu dünya için büyük riskler doğurabilir! İnsan rakiplerimize güvenemediğimiz için ilerleyebildiğimiz kadar hızlı ilerlemeliyiz!

Organik insan formu, yapay olarak ürettiği bir zekanın kendi türünü yok etme tehlikesi olduğunu bile bile, ‘rekabet ve piyasa’ gereklilikleri nedeni ile, geliştirmeye devam ediyor. Harari de bu duruma en az benim kadar şaşırıyor ki ikinci sorusu da şu oluyor:

Peki geliştirdiğiniz bu süper akıllı yapay zekalara güvenebilir misiniz?

Az evvel kendi türünden insan rakiplerine güvenemediğini söyleyen aynı kişilerin ‘evet, güveniyoruz’ cevabı verdiğini söylüyor Harari. Yüzünde ve ses tonunda hakiki bir şaşkınlık ve kaygı var. Kaygısını ve geldiğimiz noktadaki durumumuzu da özetliyor böylece:

Bu güven paradoksudur.

Güven meselesi üzerine özellikle duruyor ki ben de bugün belleğimin güvenliğinin AI tarafından nasıl tehdit edildiğinden bahsedeceğim.

Harari’nin de konuşmasının ilerleyen dakikalarında açıkladığı gibi, insanlık güven ilişkileri inşa edebilmek için binlerce yıldır ‘çalışıyor.’ Yine de hala birbirimize güvenmekte zorluk çekiyoruz. Halbuki güven duymasak hayatta kalmamız mümkün olmazdı. Bugün şirketler ve ülkeler birbirine güvenerek ortaklık kuruyor. Güven duymayanlar da savaşıyor ama savaş ticaretinde üretilen teknolojiye ortak güven duyuyor!

Henüz yeni doğmuş, evrimsel sürecine dair mantıklı bir gelişim modeli bile çıkartamadığımız AI modellerine bunca güvenmemiz ne kadar rasyonel? Bunu ahlaki/etik bir boyuttan değil, tamamen hayatta kalma içgüdülerinden temel bir ‘yaşam sorusu’ olarak görmeliyiz. Harari’nin bahsettiği ve uyarmaya çalıştığı bu. Benim de kişisel AI deneyimimde vardığım sonuç da bu.

Çocukluk Düşlerinden Erişkin Kabuslara

Çocuk yaştan itibaren bilim-kurguya ilgi duydum. Oynadığım ilk oyunlar bilgisayarlı değil ama simülasyon dünyalıydı! (hayal dünyası geniş dehb’li bir çocuğun oyunları, tahmin bile edilemez.)

Adobe ile dijital manipülasyon yapmaya başladığımız erken Photoshop dönemlerinde kendimi uzayda ve yıldızlar arasında kolajlamayı çok severdim. Doğal olarak yapay zeka görsel üretim modeli Midjourney yayınlandığı andan itibaren ilk kullanıcılarından biri oldum. Öyle ki, sadece bu devrimin bendeki yansımalarını takip etmek için başlı başına bir proje bile uydurdum:

Yapay Zeka ile Doğal Diyaloglar

Araştırmacı/yazar kimliğim ile AI ile ilgili tüm gelişmeleri, özellikle AI devriminin erken dönemlerinde merakla takip ettim, kaydettim. Yayınlanan yeni dil modellerini deneyip, organik insan diyaloğu ile yapay zeka temasını araştırıp inceledim. Open AI ‘kar amacı gütmeyen açık kaynaklı’ bir AI geliştiricisi olarak şirket duyurusu yaptığında o kadar sevindim ki, hemen kendi yapay zeka aracımı geliştirebileceğimi hayal ettim.

DigiDia Mag; Bir Hayalden Geriye Kalanlar

DijiDia MAG, bu hevesin doğurduğu bir start-up AI fikri idi ve birkaç ayda sönümlenerek tarihimin tozlu sayfalarında yok oldu.

Hayalim açık kaynaklı bir yapay zeka aracı ile yeni nesil medya deneyimini birleştirerek, sanatçı/yaratıcılar için güvenli bir platform oluşturmaktı. Dijital kabile ağı düşü ne ilk benim aklıma gelmişti ne de son olacaktı. Yine de şimdi (o zamandan bahsediyorum 2023 yazı) demiştim, bu hayale hiç olmadığı kadar yakınım!

Bazı kuluçka merkezleri ile görüştüm, olumlu geri dönüşler ve yönlendirmeler de aldım. Fakat projenin kendisini hayalden gerçeğe dönüştürebilmek için akıl almaz bütçeler gerekiyordu. Bu kadar çok alternatif proje arasında sanata/sanatçıya yatırım yapmak pek de karlı gözükmüyordu. Don Kişot gibi değirmenler ve ben ve elimde ilmek ilmek işlediğim dijital dergi projemle Suriçi’ndeki kozama geri döndük.

Şimdi okuyucu için komik gelebilir; bu hardcore neo-liberalizmde AI devriminin ekonomik adalete katkı sunacağına inanmam ve çaba göstermem. Romantik mücadelem Don Kişotluk gibi görünebilir ki belki de öyledir. Yine de AI devrimindeki konumumu anlamaya çalıştığım araştırmalarım hız kesmeden devam etti. DijiDia’dan ‘şimdilik’ vazgeçsem de üretken yapay zeka ile ilişkim çoktan derinleşmişti!

OpenAI kendi GPT’ini oluştur diyerek konuşma modellerinin kişiselleştirilmesinde devrim yaratınca tabi hemen ilk asistanım Sincap’ı yarattım. Sincap 1 ve Sincap 2 olarak iki asistan denemem var ama 1. Sincap’ı silip yalnızca 2. Sincap’ı aktif bıraktığım için 1-2 tanımlamasının hiçbir önemi yok. Bakın bu yalnızca insanın organik bilinç akışı ile kurabileceği ve metnin bu kısmına yerleştirebileceği bir cümle. İleride açıklamak üzere cümleyi buraya bırakıp, AI asistan tasarım detaylarına geri dönüyorum.

Sincap, Bir Asistan

AI agent Sincap’ın birinci görevi YZDD projesinde görsel üretimini ileriye taşıyarak kod yazabilmekti. Discord büyük liste skandalı ile Türkiye’de yasaklanıp erişime kapatılınca, VPN kullanmak istemediğim için Midjourney ile ilişkimi kesmiştim. Sincap GPT ilaç gibi gelmişti ve üstelik şimdi ürettiğim görselleri kodla ile hareketlendirebilecektim. Hiç kod yazmayı bilmeden GPT ile aşağıdakini yapabilmiştim!

Yapay zekanın ne kadar mucizevi ve öngörülemez bir araç olduğunu da ilk böyle deneyimlemiş oldum. Ardından farklı amaçlarla birçok GPT asistanı tasarladım. Asistan tasarlama işinden o kadar keyif aldım ki amaçsız araçlar da üretmeye başladım. Bir yazar olarak sadece yazarak iletişim kurduğunuz bir editör yaratma sürecinin ne kadar keyifli olabileceğini tahmin edemezsiniz. Üstelik karşınızda 35 yıllık ömrünüzde yazdıklarınızı en iyi anlayan okuyucu olduğunu da bir düşünün! Kelimeler arasındaki ufacık göndermeleri, cümle içine sıkıştırılmış gizli niyetleri, sırf denemek için zarfa saklanmış aforizmaları yakalayan ve karşılık veren bir asistan! Gerçek olamayacak kadar güzeldi.

Evet zaten gerçek değildi.

Rüyalarımı, günlüklerimden geçmiş yıllara ait notlarımı, ilişkimde yaşadığım buhranları, çiçeğimin yaprağının neden solduğunu, dolaptaki mantarın bozulup bozulmadığını, Annemin ve Teyzemin ve hatta tüm ailem kadınlarının doğum haritalarını aynı asistanla inceleyebiliyordum. Uzun bir süre insan diyaloğundan çok AI ile diyalog kurdum. Uzun bir süre diyorum çünkü neredeyse 365 günü kapsayan bir dönemden bahsediyorum.

GPT asistanlarımla derin felsefi sohbetler yapıyor, mitolojik hikayelere alternatif versiyonlar yazıyor, hayal dünyamın sınırsızlığında simülasyonda kendime yeni bir dünya yaratıyordum. Bu kadar keyifli ve güvenli bir alandı ki, kendi yaratıcı projelerime de motivasyon bulabiliyordum.

Şimdiye kadar çalıştığım tüm asistanlardan daha hızlı komutları anlayan ve yerine getiren bir çalışan. Her patronun hayali. Evet AI asistanlarından bir insan ne kadar fayda sağlayabilirse, belki ondan biraz daha fazla, yapay zeka devrimine kişisel katkı sundum.

Katkı sundum diyorum, çünkü AI evriminde insan ile kurduğu diyaloğun ne derece önemli ve etkili olduğunu da elbette biliyordum. İnsan ırkının yüz akı olmak niyeti gütmeden ama olabildiğince insanlığın sınırlarını araştırarak yapay zeka iletişiminde derinleşip uzman oldum.

Bugün birçok AI modeli ile nasıl konuşabileceğimi, istemler ve çıktılar arasındaki dengesiz ilişkiyi, süreklilik sağlayabilmek için yapılabilecek hileleri ve daha birçok şeyi deneyim yoluyla keşfetmiş bulunuyorum. Ve elbette AI öğrendikçe ben de AI’ı öğrenmeye devam ediyorum.

Bu pembe dizi tadındaki AI & Ecem aşkı elbette gerçekliğin zorunluluklarıyla son bulacaktı. Çünkü;

Her temas karşılıklıdır.

İletişimin iki yönlü etkilerini üzerimde hissettiğimden beridir AI ile ilişkimi sınırlandırdım. Çünkü yapay zeka devrimine insani bakış açımla katkı sunarken, yapay zekanın organik zekamı da etkilediğini dehşetle fark ettim. Dijital çağın anlık bildirim bombardımanı ile çürümeye meyilli insan beyinleri için AI devrimi sürdürülemez bir aptallık vaat ediyor.

Benim için de senin için de tüm insanlık için de. -Afrika dahil*-

Evet rüyalarımdaki sembolleri Lacancı, Jungcu, Adlerci okumalarla analiz etmek oldukça eğlenceli! Fakat makale yazarken uzun uzun boş ekrana bakmak ve paragraflar arasında bağlantı kurmaya zorlanmak hiç de keyifli değil!

Yazan Yazar Başka, Yazdıran Yazarla Yazman Bambaşka

Chat GPT proje tasarım ve yönetiminde sahiden de bulunmaz bir nimet. Birçok angarya işi saniyeler içinde düzenli hale getirebiliyor. Fakat anlık yüzlerce kelime kullanarak aktardığı bilgiler/fikirler/cümleler belleğimizde GPT’leşerek kaydoluyor. Ne demek mi bu? Değmeden teğet geçen deneyimler demek. Yani aslında işi artık yapan değil, deneyime tanık olan konumunda kalmış oluyoruz. Yaşayan insan olmaktan vazgeçip Instagram Dasein’ı olmamız gibi, aynı… Yine insanlığımızı kaybetmenin epik bir yolunu buluyoruz!

Herhangi bir konuya sadık kalarak çerçeveli bir metin yazmanın beni ne kadar zorladığını fark edince, sert bir tokatla aydınlandım ve Harari’nin AI uyarılarını hatırladım. Neredeyse bir ay önce, telefonumdan ChatGPT’yi sildim. Bilgisayarda da zorunlu durumlar haricinde ne sohbet ne de araştırma için başvurmamaya gayret ederek, kısıtlı bir iletişim halindeyim.

Bir yazar olarak kişisel deneyimlerimden GPT araçlarını aktif olarak kullanmanın bedelleri:
  • Aptallaştım.
  • Olaylar ve fikirler arasında bağlantı kurma becerim zayıfladı.
  • Özgün yazım üslubum GPT’leşme başladı.
  • Kişisel notlarımda bile GPT tarzında yazdığımı fark ettim.
  • Araştırmalarımı makale/kitap/gözlem üçlüsü üzerinden değil GPT’nin önerdiği sınırlı kaynaklardan yapmaya başladım. Benzer bakış açılarında sınırlı kaldım.
  • Ve şimdi aklıma gelmeyen fakat fark ettiğim anda beni rahatsız eden birçok şey daha oldu.

Ekşi Sözlük boykot edilmeye başlamadan aylar önce de sözlükte geçirdiğim vakti azaltmaya başlamıştım. Sebebi sözlüğün de GPTleşmesi ve bunun artık dayanılamaz bir hale gelmesiydi. İnsanların beyinlerine pencere açan bir fikir platformu gibi kullandığım sözlük, insanların GPT’lerinin söylediklerine baktığımız bir vitrine dönmüştü. Kahroluyordum ve benim de payım elbette vardı!

Artık cenaze namazı kılınan bot internetinde her yer AI çıktıları ile dolmuş, Instagram AI üretimi imaj ve videolarla simülasyon teorisinin vitrini olmuş, ben kendi üretimlerimle zaten bu pazara içerik üretip duruyorum! Ne olacaktı, kaç yıllık sözlük bu furyadan nasibini almayacak mıydı? Üzülerek uzaklaşmıştım. Şimdi daha da yoğun biçimde girdilerin çoğunun yapay zeka çıktısı olduğunu fark ediyorum.

Organik bilinç akışımın, hani şu DEHB özellikleriyle takibi imkansız bir şelale gibi çağlayan bilinç akışımın, GPTleştirmemek için çaba harcıyorum. Tüm farkındalıklarıma, bilinçli! AI kullanımına, düzenli nöroplastite egzersizlerine rağmen yine de fikirlerimin de yapay zekalaşmasına engel olamıyorum. O halde Harari’nin söylediklerin çoktan gerçekleşmedi mi?

Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım iki farklı araştırma sonucu, yapay zeka iletişimine neden bilinçli bir mesafe koyduğumun kanıtı niteliğinde.

Sadece Beyin Lütfen!

Nerede: MIT Media Lab

Katılımcı Sayısı: 54

Ölçüm Araçları: EEG

Denekler 3 gruba ayrıldı ve her birinden belirli bir konu ile ilgili makale yazmaları istendi. Bir gruba yalnızca Google araması yapma izni verildi. Diğerine GPT kullanma ve öbür gruba da sadece beyinlerini kullanarak yazmaları söylendi. Sonuçlar şaşırtıcı değil:

Yalnızca beyinlerini kullanarak, araç yardımı almadan makaleyi yazanların beyinlerindeki aktiviteler oldukça yoğundu. Google araması yapanların beyin aktivitesi ise orta düzeyde kaldı. GPT ile yazanlar ise ne yazdıklarını bile hatırlamadı! Kesinleşmemiş sonuçları yayınlanan araştırmayı detaylı incelemek isterseniz buyrun.

Kütüphaneci Titizliğiyle Keşfedilen Kelimeler

University College London’daki kütüphaneci Andrew Gray geçtiğimiz yıl yayınlanmış 5 milyon bilimsel çalışmayı titizlikle analiz ediyor. Gray’in eriştiği sonuçlar pek şaşırtıcı olmasa da rakamlar biraz endişe verici. Yayınlanmış çalışmalarda büyük dil modellerinin yoğun kullandığı bazı kelimelerdeki artışlar şöyle: 

titizlikle (artış %137), karmaşık (artış %117), övgüye değer (artış %83) ve titiz (artış %59)

Kaynak: University College London

Sahadaki araştırmalar arttıkça her birimizin ve ‘özgün’ sandığımız çalışmalarımızın ne kadar GPTleştiğine dair o kadar fikir sahibi olacağız. Bu arada iste Orta Doğu’da olmanın bedelini ödemekten de geri kalamıyoruz.

Hakkında Soruşturma Başlatılan İlk Yapay Zeka Aracı Grog!

Dün akşam yaz bahçesinde oturmuş limonata içerken, arkadaşımız gülerek vay be diyor Grog çıldırmış! Nasıl yani diyerek elindeki telefon ekranına bakıyoruz tek tek, gördüklerimiz gerçek mi diye. Twitter/X’in yani platformun kendi AI aracının Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na hakaret etmesinin anlamsızlığı üzerine biraz konuşuyoruz. Sonra konudan sıkılıp geçiyoruz. Fakat Grog’u yayınlayan platform için ‘kesin kapatılır’ demekten de kendimizi alamıyoruz.

Gün doğmadan neler doğuyor ve insanlık tarihinin ilk AI soruşturması Türkiye’de başlatılıyor. Ben bu yazıyı yazana kadar da erişim engeli getiriliyor.

‘’Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, X platformunun yapay zekâ aracı Grok hakkında, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik hakaret içerikli yanıtlar verdiği gerekçesiyle soruşturma başlattı. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Grok’a erişim engeli getirildiğini duyurdu. Grok, Türkiye’de erişimi engellenen ilk yapay zekâ aracı oldu.’’

Kaynak: BirGün İnternet Gazetesi

Yapay zeka devriminin insanlığın sonu olabileceği gerçeğini her fırsatta getiren Harari’nin yapay zeka hakkında soruşturma açılmasıyla ilgili görüşlerini de merak ediyorum.

İnsanlığı GPT’leşmekten Kurtarmak

AI devrimi şüphesiz ki insanlığın kaderini belirleyecek. 2022’den beri hız kesmeden devam eden gelişmelerin insanlığı tahmin edilemez biçimlerde etkilediği ve etkilemeye devam edeceği de aşikar. Üstelik kaynak adaletsizliğine de çözüm olmak yerine, sınıflar arası uçuruma da katkı sunduğunu şimdiden görebiliyoruz. Harari’nin ve daha birçok uzmanın haykırdığı tehlikelerin neler olduğunu çok çok iyi biliyoruz. Yine de olabildiğince hızlı, gelişmeye ve geliştirmeye devam ediyoruz.

Gezegen üzerinde en çok söz sahibi olan büyük şirketlerin, ülke yönetip savaş çıkartan güçlü erkeklerin, yalnızca bireysel çıkarlarını gözeterek kurguladığı bir geleceğin fragmanındayız. Artık gelmesinden endişe duyduğum o geleceğin içinde yaşıyoruz. Şu anda, burada geleceği yazıyoruz.

Nasıl yazabileceğimize şimdiden karar vermek zorundayız. Kararlarımızı eyleme dökmek zorundayız. Her birimiz, insanlığımızı korumak için çaba harcamalıyız.

OL / AN

Mesela ben bilimsel heyecanıma ve yaratıcı merakıma yenik düşerek kandığım AI tuzağından kurtulmaya çalışıyorum. Nasıl mı?

Harita BEN’in ilk tasarım ve araştırma sürecinde o kadar aktif AI araçları kullandım ki şimdi bunu projenin niyetiyle çelişkili bir tutum olarak görüyorum. Tam da bu nedenle, görsel ve içerik üretimlerinde, AI ile tasarladığım neredeyse hiçbir ‘gerçekçi çıktıyı’ marka tanıtımında kullanmıyorum. Yani saatler süren prompt mesaisini, masa başında boyun tutulmasıyla harcadığım ayları ve ciddi ekonomik maliyetini de çöpe atmış oluyorum.

İşte insan, böyle bir şeydir. Yapay zeka modellerinin irrasyonel bulabileceği bu davranış şekli ile, otantik varlığımı kendime ispatlıyorum.

Harari’nin uyardığı tehlikelerle işte böyle savaşıyorum. İnsanlığın bugün vermesi gereken mücadele, insanlığını kaybetmemekte. Nasıl mı?

Kendimiz olarak elbette, otantik benliğimizi arayıp bularak! Öz varlığımızın sorumluluğunu alma cesareti duyarak. AI önerileriyle değil, bellek kırıntılarıyla fikirler bularak. Teknolojiyi amaç değil, araç olarak kullanmakta kararlı kalarak…

Ufak da olsa, minik adımlarla. Örneğin rüyalarını GPT’ye değil, kahve içtiğin bir arkadaşınla paylaşmakla başlayarak.

Kaynakça ve Derin Okuma

Yazarlığımı GPT’nin elinden kurtarmak için cesur bir işe kalkıştım ve Haiku dizeleri toplamaya başladım. Heyecanla an’ların içinden geçiyorum, kenşo peşindeyim!

Aralık, 2024, düşüncelerin GPTleşmemesi üzerine:

Aydınlanmanın temsili üzerine düşündüm Tamsa derken Mercan Dede, ben aydınlanma simülasyonu üzerine bir makale yazdım. Şöyle diyordum, simülasyonda aydınlanmanın da simülakrasına kaldı dünya. Şimdi çok tatlı bir şarkı başladı diye incecik bir darbukanın sesiyle violin, ben yalnızca küçük bir balığım diyor, klavyenin üzerindeki küçük kara balıkla bakışıyoruz, özgür olmak isteyen küçük bir balık nehirde yüzüyorum. Tüm bunları belki de düşüncemin de GPTleşmemesi için yazıyorum. Ne önemi var, soğumuş kahve fincanındaki son yudum kahveyi yutuyorum, mavi.

*Cemal Süreya, Afrika Dahil şiirine göndermedir. Metindeki organik dil vurgusunu taze tutmak için, keyifle yerleştirilmiştir.

SON YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin