
Kötü olmaya da hakkımız var. Mutsuz kalmaya, ağlamaya ve bağırmaya. Başarısız olabilmeli, pişmanlık duyabilmeli ve mantıksız davranabilmeliyiz. Yaşamalıyız yaşayabildiğimiz kadar ve canımızın istediği gibi. Değil mi? Hayır, hayat böyle bir şey değildir. Kim olduğumuzu belirleyen, bizden başka binlerce etken neyin nasıl olması gerektiğine karar vermiştir çoktan. Kaderin tatlı cilveleri kapitalizmle ele ele verip açlık eker, savaş diker ve cinnet toplar. Yetmezmiş gibi bu ısrarcı garson huzursuzluğu, bir de dalga geçer seninle; mutlu ol der, mükemmel olmak için neyi bekliyorsun? Biraz daha şundan almak istemez misin, bak ne kadar da neşeleneceksin. Bunu hakediyorsun der, sen buna layıksın. En iyisini, en güzelini ve senin için en doğru olanı bulmalısın, harikasın. Bırak mutluluğun resmi kalsın, sen faturasına bakacaksın.
Kop Gel Arzularından
Çağımızın, bir diğer adıyla post modernizmin içimizi kemirip bitiren yap ve yık alışkanlıkları, insani duyguları da yerle yeksan etti. Geleceği inşa edemeden geçmiş geçti gitti. Yerine mazinin eksik bir replikasını bırakmayı da ihmal etmedi. Yeniliğe atılan bir çapa, eskinin bozuk düzenine başarısız bir tadilat girişiminden ibaretti. Değiştik ve dönüştük. Artık kimse köle ve biz efendi değiliz. Artık kemirgen tüketicileriz: kendimizin, arzularımızın kölesiyiz. Üstelik tüketici olmak hem efendi hem köle kalabilmeyi bize kolaylıkla gösterdi, yetmedi sevdirdi. Tüm o felsefecilerin başaramadığı şeyi, bize biz olmayı öğreten tüketim alışkanlıklarımızın bireyselliğine merhaba! Elimizden tutan, gelin diyen, dünyanın tüm müşterileri birleşin. Şimdi size özel bir kampanyamız var:
Bu mükemmel dünyadan bir solukluk kaçmak ve rahatlamak için size harika bir fırsat sunacağız. Kapitalizmin yıkıcı kalabalığından mı bunaldın? Kendiliğinden yanan şu güzelim ormanlara inşa ettiğimiz inziva kampızı dene! Söz, müşteri temsilcimizden başka kimseyi görmeyeceksin, hadi gel! Elbette önce kredi kartınızın limitini yükseltmemiz gerekiyor ki, sessizlik inzivamızın çığlık attıracak ödemesini tek çekim tahsil edebilelim. Siz de gezegenimizin nimetlerinden yararlanırken yaşayacağınız aydınlanmayı, portre modunda çektiğiniz mutluluğun resmi temalı postlarınızı Instagram’dan bizi etiketleyerek paylaşabilir, büyümemize destek olabilirsiniz.
Parayla Saadet, Gönlümde Sınıfsal Metanet


Tüketici alışkanlıkları ve mutluluk üzerine çalışmalar yeni değil. (Teşekkürler kapitalizm!) Parayla saadet olup olmayacağı konusu ekonomistlerin, sosyologların, psikologların, pazarlamacıların, Stanford Kadınları’nın, Bollywood’un ve Yeşilçam’ın gözde sorunlarından biri olmayı yüz yıldır sürdürüyor. Mutluluğun parayla satın alınıp alınamayacağı merakı, birçok araştırmanın temel sorularından biri. İki nobel ödüllü bilim insanı Daniel Kahneman and Angus Deaton 2010 yılında yayınlandıkları bir makalede, “can money buy happiness?” sorusuna kısmen evet yanıtını veriyor. ABD’de yaşayan 1000 kişinin, Gallup-Healthways Well-Being Index‘e verdikleri 450.000’den fazla kişisel yanıtı inceliyor ve sonuç: gelir seviyesi arttıkça bireylerin yaşam kalitesi de artıyor. Bu da kişinin iyi hissetme/mutluluk seviyesiyle de ilişkilendiriliyor ancak paranın daha fazla mutluluğu satın alamayacağı sonucuna varıyorlar. Boşanma ve sağlık sorunları gibi günlük rutini doğrudan etkileyen durumlarda, paranız olsa da mutlu kalamıyorsunuz.
Yani dünya kadar malın olsa ne fayda, içinde salınan yar olmayınca, diyor psikoloji. Mutluluğun resmi için paraya çok da ihtiyaç yok mu demeye getiriyor? Fakirlik güzellemesi mi, toksik pozitiflik mi yoksa?
Mutluluğun Resmi ve Şimdi Reklamlar
Aklımız mutluluk zırvaları, bize özel kampanya bildirimleri, komik kedi videoları, ölmeden önce mutlaka Instagram videosu çekmemiz gereken mekanların tam sıralı listesi, iki dakikalık şarkıların kendini tekrarlamayan nakaratları ve ödenmemiş trafik cezaları tarafından kuşatıldı. Hafızamız genç yaşta demans şüphesi ile nöroloji koridorlarına düşürecek kaygı bozuklukları yaratacak kadar sallantıda. Her veriyi hızla tüketip yok etme alışkanlığımız sayesinde beynimiz, hapın hapı bilgilerin bile işlenebileceği yeterli alan bulamamaktan da muzdarip. Mutlu olmak istiyoruz bu aşikar. Mutlu olmak için kolay uygulanabilir formüller, her gün yapılabilecek rutinler, basit alışkanlıklar, enerjisi yüksek arkadaşlıklar arıyor, kendimize özel bir şeyler mutlaka buluyoruz.

Dünya elbette bize benzeyen ürünleri karşımıza çıkarmak konusunda AI ve algoritma mucizeleriye canhıraş çabalıyor, bize bizi anlatıyor. Evet, yapay zeka bizi bizden iyi tanıyor, herkes için bireysel mutluluğun resmi formülü hazırlıyor. Sosyal medya akışlarımızda önümüze düşen her bir işbirliği, arzularımızın dijital bir vitrini. Seçip beğenip kaydedip sonraya aktarıyoruz ilgilerimizi. Bir gün mutlaka geri gelip okumak adına linkler kaydediyor, daha iyi versiyonlarımızı inşa etmek için elimizden ne gelirse yapıyoruz. Elimizden telefonlarımız düşmüyor tabi, gözümüzde sonsuz bölünmüş ekranlar, bir yerden uzvumuzcasına varlık bulan reklamlar, insanlığın kendi kaderini tayinini izliyoruz heyecanla. Çeşit çeşit mutluluk resmi, verimli hayat ve good vibes’la özendikçe özeniyoruz, farazi bir ideale. Birey olmanın hakkını veriyor, yine de mutlu olamıyoruz. Süresiz bir esaret; yalnızca bir saniye katlanabildiğimiz ilgi odaklarımızın da geçiciliğinin sebebi. Mutluluk hevesimiz, her yerde deli gibi mutlu olmayı, mutlu olanları, mutluluğu aramamız gibi, su köpüğü. Var mı gerçekten mutluluk resmi? Yoksa mutluluğu çok mu abartıyoruz?
Mutluluk Ölçer
Her birey için mutluluğun resmi olabildiğince farklı. Yine de birçok insani durumda, mutluluğun ne olduğu konusunda uzlaşabiliyoruz. Kişinin geçmiş bireysel haz deneyimleri, o an içinde bulunduğu ruh hali, karnının aç olup olmadığı, sağlık durumu, psikolojik yatkınlıkları, gelir seviyesi, yaşadığı coğrafya, kısacası tüm iç ve dış etkenler mutluluk üzerinde doğrudan etkili. Mutluluk kavramı herkes için farklılık gösteren uçsuz bucaksız bir derya yani. (Orta Doğu’da mutluluk neydi? Mutluluk emekti.) Fakat bireye mutlu olup olmadığı sorulduğunda, hemen hemen herkesin ‘içinde bulundukları eylemde kalabildiğinde mutlu hissettiği’ sonucuna ulaşılması şaşırtıcı olmasa gerek. Müzik dinlerken parçanın içine girip enstrümanların arasında gezebiliyorsan mutlusun. Fakat müzik dinlerken kafanda beklenen büyük İstanbul Depremi senaryolarıyla cebelleşiyorsan, geçmiş olsun. Dünyanın yedi cennettinden birindesin ve sen rotandaki diğer cennetin Google fotoğraflarına bakıyorsan, kardeşim nasıl bir şeysin? Yoksa mazallah, sen anda değil misin?

Anda mıyız?
İnsan tepkilerini nörolojik olarak görüntüleyebilen cihazların erişilebilirliği sayesinde elimizde somut verilerle gerçekten mutlu olup olmadığımızı artık gözlerimizle görebiliyoruz. Matthew Killingsworth tarafından yapılan yeni bir araştırma, parayla saadet konusuna yepyeni bir perspektiften bakmamız gerektiğini hatırlatıyor. Killingsworth, akıllı telefonların da yardımıyla, katılımcılara günün farklı zaman dilimlerinde mutluluk ölçen sorular gönderiyor. Kahneman ve Deaton’un on yıl önce ulaştığı sonuca yakın bir sonuç elde etse de, farklı bir şey daha gözlemliyor. Sahip olduğumuz paranın miktarı kadar, nasıl harcadığımız da mutlu olmak üzerinde oldukça etkili. Para mutluluğu satın alabiliyor ama bir yere kadar. Bu da parayla saadet alırken nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda bize oldukça iyi bir fikir veriyor. Yani Sabancılar aslında çok mutsuz Abidin, para değil mutluluğun resmi. (ehe)
“Eğer Para Seni Mutlu Etmiyorsa Muhtemelen Nasıl Harcaman Gerektiğini Bilmiyorsun”
Kendine pahalı bir hediye aldığında mı, yoksa bir hayır kurumuna yüklü miktarda bağış yaptığında mı daha mutlu olursun? Teknenle mavi enginlere açılırken, aklına açlıktan ölen çocuklar gelirse belki bir miktar bozulursun. Belki de seni ilgilendirmeyen meseleleri kendine dert etmiyorsun. Olsun, yine de nasıl para harcaman gerektiğini bilmiyorsun. If Money Doesn’t Make You Happy Then You Probably Aren’t Spending It Right, isimli makalede iyi bir şeyler satın almanın kişide yarattığı haz etkisinin, iyi bir şey deneyimlemekle kıyaslandığında daha kısa sürdüğüne dikkat çekiliyor. Hepimizin yakından aşina olduğu deneyim ekonomisinden bahsediyor elbette. Tekne satın almaktansa, teknede kişisel inziva kampına katılıp su elementiyle barışmak sanırım daha uzun soluklu bir mutluluk vaadediyor. Paran var ve nerede bu mutluluğun resmi mi diyorsun? Saçmalama, doğru alışveriş listeleriyle artık sen de mutlusun ve bu mutluluğu Instagram’da paylaşabiliyorsun!

Bir Sincap Gibi Mesela
Mutlu olmalı, kendimizi bulmalı, mükemmel davranmalı, iyi kalmalıyız. Yeni ve eski dinler, hepsi, bunu öğütlüyor. İyi yaşa, daha iyi hisset, sen sensin, seni sev ve daha nicesi insana mutluluğu öğretmeyi vaadediyor. Mutlu olmayı öğrenmeden önce sormamız gereken tek bir soru yok mu peki; neden bu kadar mutsuzuz? Neden bu kadar kötü hissediyoruz da sürekli daha iyi olmak için çabalıyoruz? Bu işte bir terslik yok mu? İnsan mutlu olmak için çaresizce debelenirken bir sincap mutlu mu? Bir sincap nasıl mutlu olur hem? Karnı doyduğunda, sığınacak kavuğu olduğunda, yemiş stoğu sağlam olduğunda, yarasız ve kuru olduğunda ve sanırım uyuduğunda. Sincap mutlu mudur? İnsanı sincaptan ayıran mutsuzluğu mudur? Yaşamak bir sincap gibi mesela dediğinde Nazım, mutluluğu sincaptan öğrenmemiz gerektiğini mi hatırlatmıştır? Sincaplar gerçekten var mıdır?
“
*Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
“
* Yaşamaya Dair, Nazım Hikmet Ran
https://worldpopulationreview.com/country-rankings/happiest-countries-in-the-world
KENDİME NOT:
Bu yazıya geçtiğimiz mayıs ayında başlamış ve ağustos gibi de üzerinden geçmişim. Bugün tamamlarken üzerimde gülen yüz ifadeli smile yazan bir sweatshirt olması kaderin tatlı bir oyunu. Aylardır mutluluk ve mutluluğun resmi üzerine okumayı sürdürüyorum. Son günlerde her yerde karşıma çıkan toksik pozitiflik ve iyi hissetme zırvaları sayesinde anlıyorum ki; kolektif bilinç de aynı dertten muzdarip. Marx’ın afyon olarak tanımladığı din olgusuna alternatif ‘good vibes only’ciler, kapitalizmin benliğimizi ne denli ele geçirdiğini bir kez daha gösteriyor. Mutlu kalmak zorundalığı, öfkelenme ve harekete geçme ihtimalimizi sıfırlayıp, kendine yeni köle topluluğu yaratıyor. Üstelik de bunu bizi kızdırmadan, ‘mutlu tutarak’ yapmayı başarıyor. Mutluluk pazarı, çeşit çeşit iyilik formülüyle bize her şeyin iyi olacağını hatırlatıyor. Sabret diyor, bugün değilse yarın, elbet sen de mutlu olacaksın.
Oysa Woddy Allen pesimistliğiyle ben, ‘dünyada bir kişi bile mutsuzsa, yaşadığın mutluluk çalıntıdır’ radikalliğinde yaşıyorum mutluluğumu. Gerçekten yaşadığım her an, ölümü hatırlayarak. Stoacılar bağırıyor kafamda:
Sen sadece bir fanisin.
Sen!
Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:
SON YAZILAR
- Post-modern Inanna ve Bedenin Yaradan İnşası *
- Gülçin Aksoy & Duvardaki Halı’nın Üstünde Kalanlar
- Daso Meine İçin Yazıyorum, Okursun
- Yengeç Kurdu Dolunayında Babannemle Buluşma
- Kendini Bil yada Karakter Sepeti ile Seç Kendini
