Kapitalizm Aşkı Öldürür, Liberalizm Süründürür

Pandemiden hemen sonra, farklı vardiya saatlerimiz nedeniyle aynı evde yaşadığım partnerimi uzunca bir süre uyku dışında göremediğimi fark edip böyle bir tweet yazmışım: ‘kapitalizm aşkı öldürür.’ Bugün, hızlı tüketimin bireysellikle el ele verip kişinin sadece çıkarına ilişkileri seçme eğilimine acı bir şekilde maruz kaldığımdan, tweetimi geliştiriyorum;

kapitalizm aşkı öldürür, liberalizm süründürür.

Amaca giden her yol mübahtır diyen Machiavelli abimizin 16. yüzyılda ektiği tohumlar, ‘kendini önceliklendir, sen değerlisin’ gibi kişisel gelişim ve toksik pozitivizm zırvalarıyla boy attı, meyve veriyor. 21. yüzyılın newage iyileşme pratikleriyle çeşit çeşit reçel de yapılıyor, o güzelim narsisizm meyvelerinden. Afiyetle yiyoruz biz de tabi, ekmeğe sürüp, oh ne güzel yanında da çayla. Öğünlerimiz aynı olsa da, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Rus cephelerinden farklı olarak biz, toplu katliamları psikolojik savaşlarda yapıyoruz artık. Bu nedenle cinayetlerimiz aynada görünmez, tahribatımız birkaç kuşak daha fazla.

Kötü olmaya da hakkımız var. Mutsuz kalmaya, ağlamaya ve bağırmaya. Başarısız olabilmeli, pişmanlık duyabilmeli ve mantıksız davranabilmeliyiz. Yaşamalıyız yaşayabildiğimiz kadar ve canımızın istediği gibi. Gel gör ki, kim izin verir buna?

Yazıyor ‘mutluluk üzerine’ hazırladığım ama bir türlü yayınlamadığım makalenin giriş paragrafında. Uzun uzun mutluluk pazarı, iyilik ticareti ve bireyselliğin yıkıcı hadsizliğini anlatmışım. Sincap gibi yaşama erdeminden filan bahsediyorum. Nazım’dan referanslarla bir sincabın ne zaman mutlu olabileceği üzerine sorgulamalar yapıyorum. Zihnimin örgütsel yapısı, beni mutluluğun bile kolektif bir hak olduğu bilincinden çıkarmıyor.

Dün her ayrılık ardından yaptığım gibi, Annie Hall izledim.

Annie ve ben ayrıldık. Ve ben hala O’nu düşünüyorum.

Bir (her) ilişkinin entelektüel retrospektifi; her seferinde hep Alvy ve neredeyse hep Annie olarak izliyorum. Bipolar kişiliğimin iki uçlu duygu durum temsili gibi Alvy ve Annie, karamsar ve iyimserin bitmez savaşını Woddy Allen’ın gözünden deneyimliyor. İkisi de haklı, ikisi de haksız, ikisi de yalnız ve ikisi de insan. İkisi de ben ve biten tüm ilişkiler. Yine de yaşandığı için mutluluk duyulan. Bir filmi defalarca kez izlemenin bambaşka bir deneyimi var. Her seferinde farklı bir benlikle gözünü dikip paylaştığın sekanslar, kişiliğin ve duyarlılığınla ilgili olarak yeni referans duygular veriyor. Daha önceki bin beş yüz izleyişimde fark etmediğim şu diyalog örneğin, bugün hayatımın özeti oluyor.

Annie tarafından daimi pesimistlikle suçlanan Alvy, ‘Buna engel olamam’ diyor. “Mutluluk kolektif bir şeydir. Dünyada bir kişi bile mutsuzsa, ben mutsuzum.’

Mutluluğun kolektif bir paylaşım olduğuna inanıyorum evet. Liberalistler tam aksini idda ediyor oysa, bireysel ve sonsuz mutluluk vaatleri var seçim panolarında. Ben mutluluğun sadece küçük anlardan ibaret olduğuna inanıyorum aksine. Su gibi, akan, sadece temasında var olan, sonra kayıp giden ve çoğunlukla da hızlı unutulan bir şey mutluluk. Ve hepimiz, tüm insanlık mutluluğun peşinde meftunuz. Daimi kalsın, hep bizim olsun istiyoruz. Mutlu olmayı da en doğal hakkımız kabul ediyoruz. Çünkü biz buna değeriz, elbette. Ne diyorduk, her şeyden önce sen!

Aşk acısı için harcanamayacak kadar değerli (mi) vaktimiz

Annie ve ben ayrıldık ve mutsuz hissediyorum. Mutsuz hissetmenin en olağan olduğu süreçlerinden biri hayatımın. Hastanede yatan ailenin en ihtiyarının sert rüzgarı esip sallarken, bir yandan da vücudumun değişen kortizol seviyesiyle düşen bağışıklığıma yenilmemeye çalışıyorum. İnsan partnerinden ayrıldığında bir stres hormonu olan kortizol seviyesi artışa geçiyor ve bağışıklığı düşüyor. Böyle söylüyor bilim. Alışkanlıklarımızdan, rutinimizden çıktığımızda, bildiğimiz bir tenden uzak kaldığımızda zayıflıyor gücümüz. Motor kabiliyetlerimizde dahi düşüş yaşanabiliyor. Ve bu biraz sürebiliyor. Oysa artık ayrılık acısı yalnızca kısacık yaşanıyor. Çünkü bir başkası için üzülmek, kendi zamanından verip o’nu düşünerek geçirmek, kendine haksızlık olarak değerlendiriliyor. Değerli vaktini ve kimliğini böyle avam dertlere harcama diyor sana kendini şifalandır cemaatleri, çeşit çeşit de iyileşme formülleri pazarlıyor.

Hobilerini geliştir, gez toz ye iç biraz sosyalleş, bak şu uygulamalara yeni biriyle eşleş. Retroları takip et, doğum haritanızın uyumuna dikkat et ve mutlaka duygularını kontrol et.

Allah beni sever ve evren karşıma ihtiyaçlarımı çıkarmakta cömert davranır. Aşk acısı çekip kendimce, saygı duyarak yaşadığım tüm duygulara, ve eksikliğine alışmayı bırak henüz şaşkınlığıyla cebelleşirken; bir yandan da ‘değerli vaktimi buna mı harcıyorum’ sorgulamalarımı anlamlandırmaya çalışıyordum. Sonunda biri sesimi duydu ve cevap verdi bana:

Meğer ben yavaş değilmişim, kapitalizm hızlıymış.

Yine!

Şiir okuyorum son günlerde ve hatta yeniden şiir yazmak cesaretini bulmak istiyorum kendimde. Gereksiz duygusallık krizlerine düşmeden, kendimi üzmeden ve bir kaybın yokluğu için yas tutmadan, nasıl okuyacağım şiir? Hem nasıl yazarım? Şair olacak kadar iyi edebiyatçı değilim diyordu sevdiğim bir öykücü, kimdi bilmem. Fakat benim de şiire bakış açım tam olarak böyle. Kendimi şiir yazacak kadar hakim hissetmiyorum dile. Ve insanın duygu dünyasında cerrah görmüyorum kelimelerimi hala. Üstelik duygularımı yoğun yaşamanın ne kadar özel bir şey oldugunu yeni fark ediyorum daha. Duygusal olmanın zayıflık addedildiği şu dünyada, ben tüm çıplaklığımla direniyorum değirmenlere karşı, birer yenik savaşçı. Haha, kelime oyunları.

Bir dizeye takılıyorum söz gelimi, o dizede bir kelimeye ve saatlerce o kelimeyi düşünüyorum eni konu. Bende kopardığı fırtınaları izliyorum hayretle ve duruluşunu suyun her seferinde. İnsanı keşfetmenin sonu yok, insan olmanın. Biliyorum ve keşfediyorum duygularımı. Aylak takımını gururla temsil ediyorum.

غم شکسته دلانم که میگسارندم

yüreğimin hüznü kırıldı

Nasıl sevdiysem öyle vazgeçiyorum sevgimden, hakkını vererek yaşamanın. Bir Sincap gibi mesela, ciddiye alıyorum ayrılığın acısını. Çünkü biliyorum yavaşım. Post modernizmin yıkıcı hızına alışamadım. Şiir çağındayım ben hala thread çağına varamadım.

Ve bir kez daha, sevginin bile kapitalist olabileceğini en proletarya yanımla anladım.

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin