İntiharın Tarihi ‘Bireysel ve Toplumsal Bir Kriz’

Mehmet Pişkin’in değerli anısına


İntiharın tarihi insanlık kadar eski, her dönemde var olan ve toplumsal dinamiklerle iç içe geçmiş en karmaşık olgulardan biri. Kimi zaman onurlu bir son, kimi zaman kaçınılmaz bir çaresizlik olarak değerlendirilen intihar, mitolojilerden modern toplumlara kadar farklı kültürlerde derin izler bırakmış. Osmanlı’dan Vikinglere, Mayalardan Antik Yunan’a, her toplumun intihar olgusuna yaklaşımı, o kültürün inançlarına, değerlerine ve krizlerle baş etme biçimlerine göre şekillenmiş. Tarihte savaşlar ve krizler döneminde artan intihar vakaları, toplumun ve bireylerin üzerindeki baskının açık bir göstergesi. Ancak neyseki modern dünyada bu yüklerle başa çıkmanın yolları var. Eğer bu yazı sizi duygusal olarak etkilediyse, unutmayın ki yalnız değilsiniz. Lütfen yardım isteyin.

İntihar, sadece bireysel bir karar değildir. Toplumun yapısal sorunlarına karşı çaresiz bir başkaldırının yankısıdır ve toplumsaldır.

Bugün, bireysel trajediler olarak gördüğümüz intihar vakalarının ardında, toplumsal krizlerin, ekonomik çöküşlerin ve bireyin üstündeki baskıların derin yankısı saklı. Tarih, felsefe ve psikoloji gibi farklı hatlarıyla intihar olgusunu derinlemesine incelediğim ‘İntiharın Anatomisi dosyasının ilk durağı burası. Tarihten günümüze intihar olgusunun izlerini sürerken, bireysel olmaktan çok toplumsal bir sorun olarak nasıl şekillendiğini ve dönüştüğünü araştırıyorum. Üstelik tüm bireysel trajedilerime meydan okuyorum.

İstanbul’da İntihar Salgını

Özkıyım (intihar) insanlık tarihi kadar eski bir seçenek. Yaşam oldukça ölüm de olacağından, türümüz devam ettiği sürece de varlığını sürdürecek gibi gözüküyor. İntiharın ne şekilde değerlendirildiği ise, döneme ve inançlara göre şekilleniyor. İlkel kabilelerde intiharı yüce bir eylem olarak değerlendirenler var. Örneğin Uganda’daki Gisu yerlileri intiharı, ölüm ve yaşam arasında yapılan rasyonel bir seçim olarak görüyorlar. Mantıklı bulsalar bile intiharın bulaşıcı olmasından endişe ediyor olmalılar. Sonrasında yaptıkları temizlik ritüeli ile intiharın izlerini silmek istemeleri bunun bir göstergesi. Gisu yerlilerinin intihar salgını ihtimalinden korkmaları boşa değil. 1877’de bir deney ile intihar eden Osmanlı aydını Beşir Fuad’ın ardından İstanbul’da intihar salgını başladığını düşünürsek üstelik.

Osmanlı entelektüel camiasında önemli bir ismi olan, üç batı dilini iyi derecede bilen, hatta ilk Osmanlı pozitivisti olarak anılan Beşir Fuad. O güne kadar Osmanlı’da pek de bilinmeyen intihar olgusu, Beşir Fuad’ın basında geniş yer bulmasından sonra hızla salgına dönüyor. Hatta öyle ki eczanelerde ağrı kesici ilaçlar yasaklanıyor. Okullarda din derslerine ağırlık verilerek ‘korkutma’ yöntemi deneniyor. Tüm önleme çabalarına rağmen intihar haberlerinin ardı arkasına gelmeye devam edince, Abdülhamid olaya el atıyor. 11 Mart 1887 günü itibariyle gazetelerde intihar hakkında yazmak yasaklanarak, belki de basın tarihimizin ilk sansürlerinden biri gerçekleşiyor.

Darağacının Hükümdarları

İntiharın onurlu görüldüğü Vikinglerde bile intihar salgını toplulukta endişe yaratan bir ihtimal. Viking mitolojisinde Valhala’ya, tanrı Odin’in katına erişmek isteyenler, mutlaka savaşta ölmek zorunda ya da kendi canlarını alarak. Çünkü hastalıkla veya yaşlılıkla, yani eceliyle ölenler için Valhala imkansız. İnançlarına göre cennete gitmek isteyen Vikingler, topluluktan uzak bir yerde, kendilerini ağaca asarak Valhala’ya erişiyorlar. Yaşam alanından uzak bir noktada gerçekleştiğinden, ölüm, yaşayan topluluğa bulaşmıyor. Bazı kaynaklarda savaş tanrısı Odin’in Darağacının Hükümdarı veya Asılanların Tanrısı olarak anılması tesadüf değil. Birçok efsanede farklı biçimlerde olsa da, Odin de kendi kendisini ölüme götürüyor. Ya yakılmadan önce kendini kılıçla/mızrakla yaralayarak ya da öleceğini bilmesine rağmen Ragnarok savaşına katılarak.

Güney Amerika antik medeniyetlerinden Mayalarda da intihar onurlu bir tercih, Vikingler gibi. Bir başka benzerlik ise intihar yöntemi; Mayalar da kendini bir ağaca asarak öldürmeyi uygun görüyor. Bu nedenle olsa gerek, Mayaların İntihar Tanrıcaşı Ixtab boynuna geçirilmiş bir urganla betimleniyor. Tıpkı savaşta ölmek gibi, kendini kurban olarak tanrılara sunmak sonsuz yaşamın anahtarı. Böylece Ixtab’ın da bir nevi Darağacı Hükümdarı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Önce Kadınlar ve Çocuklar

Keltlerden, Amerika yerlilerine kadar dünyanın birçok coğrafyasında intihar etmek yaygın bir gelenek. İntiharın tarihine baktığımızda bilinen birçok toplu özkıyım vakası var. Roma döneminde savaşlarda, işgal altında esir düşmektense topluca ölmeyi seçenlerin sayısı az değil. M.S 73 yılında Roma işgaline direnen Masada Kalesi’ndeki 1000’e yakın Yahudi yerli, teslim olmayı reddederek intihar etmeyi seçiyor. Köyün erkekleri önce kadınları ve çocukları öldürüyor, sonra da kendilerini. Bu toplu özkıyımdan sadece iki kadın ve beş çocuk sağ çıkıyor. Bu bilgi de bize, o sırada kalede olup toplu intihar olayına bizzat şahit olan Flavius Josephus aktarıyor. Josphus’un gördükleriyle nasıl yaşamaya devam edip, travmalarını aştığını ise ben 2024 yılında hala merak ediyorum.

Tarih sahnesinden günümüze, ünlü intihar vakaları herkesin malumu. Mısır’da Kraliçe Kleopatra’nın kendini bir yılana zehirleterek öldürmesi en meşhurlarından biri. Antik Mısır’da yaşamın ödülü olarak görülen intihar, ceza veya lanet statüsünde değil. M.Ö. 2280- 2000 yılları arasında intihar hakkında yazılmış “İntihar Üzerine Bir Anlaşmazlık” isimli anonim bir kaynak bile var. Bir insanın kendi ruhuyla arasında geçen diyalogdan ibaret olan bu kaynakta, kişi ruhunu intihar etmeye ikna etmeye çalışıyor. Ruh ise kişiye yaşama bağlanması gerektiğini, uzun yaşayıp yaşlanarak ölmesini tavsiye ediyor. O sırada sanırım Yaşar Kurt ‘ne zaman geldin ruhum’ diye soruyor.

İntiharın Tarihi 'Bireysel ve Toplumsal Bir Kriz' Ecem Engin

Doğuda İntihar

Batıdan doğuya doğru geldikçe intiharın tarihi ve olguya bakış açısı coğrafya gibi değişiyor. Türklerin ilk dini şamanizmde alban olarak anılan intihar etmiş ruhların tasviri oldukça çirkin. Yakut mitolojisinde Yör veya Yüer olarak bilinen hortlaklar, delilerin, intihar edenlerin veya kötü şamanların ruhları. Bu kötü ruhlar geceleri hortlayarak, insanları delirtiyor ve sonunda intihar etmelerine neden oluyor. Fesat Tanrıçası Satılay Hanım da, ruh hastalıklarına sebep olan ve kişileri intihara yönlendiren Türk mitolojisi karakteri. Rahatsızlıklarımızdan Satılay Hanım’ı sorumlu tutuyor ve fesatlara lanet olsun diyorum.

Doğuda da genel durum Türklerden farklı değil. İblisler, kötü ruhlar insanların bedenini ve iradesini ele geçirip onları intihara sürüklüyor. Örneğin Çin mitolojisinde Gui isimli iblis, boğularak, şiddet yoluyla veya intihar ederek ölen kişilerin ruhlarından meydana geliyor. Endonezya mitolojisinde geçen Leyak isimli kötü ruh da, yaşayanlara zarar veriyor ve intihara sürükleyebiliyor. Leyak ismi nedense Leylaklar içinde bir iblis hayal etmeme neden oluyor. Vietnam’ın Hac Bao efsanesi de kötü ruhların bir insanın ölümüne neden olduğu anlatılardan biri. Bir insanın bedenine girerek onu intihara yönlendiren Hac Bao da yaşam iradesinin düşmanı.

Onur Çıkmazı: Seppuku ve Karoshi

İntiharın tarihi incelendiğinde, özkıyımın Vikingler gibi onurlu sayıldığı başka kültürleri de görüyoruz. Elbette burası Japonya. Filmlere, dizilere, kitaplara konu olan onurlu insanın son duruşu harakiri adıyla bilinen Seppuku kültüründen bahsediyorum. Bu gelenek feodal Japonya’da onurunu korumak isteyen savaşçılarının karın deşme yoluyla gerçekleştirdiği bir intihar biçimiydi. Savaşta yenildiğinde ya da efendisine olan sadakatini kaybettiğinde samuray bu intihar ritüeliyle onurunu kurtarırdı. Toplumda oldukça kabul gören ve saygı duyulan bu gelenek, ölümün kaçış değil onurlu bir tercih olduğuna inanmanın sonucu.

İntiharın Tarihi 'Bireysel ve Toplumsal Bir Kriz' Ecem Engin
bu görsel beni çok hüzünlendirdi. Toplumun birey üzerindeki eli gibi, Samurayın omzundan tutan.

Japonya’daki intihar oranlarının hala dünya ortalamasının üzerinde olduğunu düşünürsek seppuku kültürünün başka bir formda etkilerinin sürdüğünü söylemek mümkün. Mesela karoshi olarak bilinen, aşırı çalışmaya bağlı ölüm vakaları yoğun toplumsal baskının korkunç sonuçlarından biri. Modern Japonya hala toplumun bireyden beklediği yüksek başarı standartlarına uyamamanın yarattığı ağır sorumluluk duygusuyla mücadele ediyor. Toplum içinde birey olarak varlık sürdüremeyen modern insan, altında ezildiği utanç duygusuyla atalarının izini sürüyor.

Kadın Olmanın Laneti: Sati

İntiharın tarihinde özkıyımın onurlu değil, zorunlu tutulduğu başka durumlar da var. Mesela ataerkil toplumun kadın üzerindeki hakimiyetinin en acı örneklerinden biri Sati geleneği. Hinduizm’de uzun bir dönem uygulanmış ve 19. yüzyıl İngiliz sömürüsü döneminin başlamasıyla Hindistan’da yasaklanmış olsa da hatırası bile can sıkıyor. Sati geleneğine göre bir kadın, kocasının ölümünün ardından kendini yakarak ona eşlik ediyor. Cennete erişmek ve kocasıyla yeniden bir araya gelmek için Sati kadınlar için zorunlu bir eylem. Kadının bu mecburi fedakarlığı, erkek egemen kültür tarafından kutsansa da, yaşam hakkının elinden alınmasıyla doğudaki kadın üzerindeki baskının en somut örneklerinden biri. Sati bugün yasaklanmış olsa da, Hindistan’da kadınlar, hâlâ ataerkil değerlerin ağır bastığı bir toplumda yaşıyor. Toplumsal baskı Japonya’da erkeği harakiriye Hindistan’da satiye zorluyor. Toplumun birey üzerindeki kontrolcü hakimiyeti ise maalesef geçmişte olduğu gibi bugün de devam ediyor.

Yunan Trajedisi İntihar

İntiharın tarihi için batı mitolojilerine özellikle de Yunan mitolojisine baktığımızda trajik bir son olarak betimlendiğini görüyoruz. Bireyin çaresizliği ve toplumla ilişkisindeki zayıflık sonucu ortaya çıkan intihar, karaktere acı bir son yazdırıyor. Truva Savaşı kahramanı Ajax veya gönlümüzün sultanı Aşil bu trajik sonlara örnek gösterilebilir. Ajax her ne kadar savaşta kahramanlık gösterse de Akhilleus’un zırhını kazanamaması onu büyük bir utanç ve onur kaybına sürükleyince, intihar yolunu seçiyor. En yakın arkadaşı Patroklos’un ölümüyle büyük bir boşluğa düşen Aşil de kendini bilinçli olarak ölüme götürüyor.

İntiharın Tarihi 'Bireysel ve Toplumsal Bir Kriz' Ecem Engin

Yunan mitolojisinin ünlü trajik kahramanlarından biri Phaedra da bireysel travması nedeniyle kendini öldürüyor. Üvey oğlu Hippolytus’a duyduğu yasaklı aşk yüzünden çektiği derin vicdan azabı, aşkın lanetinin ve lanetin ölümü getirdiğinin hatırlatıcılarından biri. Görüldüğü üzere batı mitolojisinde intihar doğudaki gibi onurlu veya erdemli bir eylem olarak kabul edilmiyor. Tam tersine, bireyin zayıflığının, çaresizliğinin veya tanrılar karşısında küçük düşmesinin sonucu karakterlerin başına zorunlu olarak gelmiş kader yazgısı olarak vurgulanıyor. Ama unutmamak gerekiyor ki: mitolojik kahramanlar çaresizlik ve bireysel trajedilerle boğuşurken, günümüz dünyasında bu duygularla yalnız başa çıkmanız gerekmiyor. Bir terapist ya da danışmanla konuşmak, yaşadığınız duygusal yükün hafiflemesine yardımcı olabilir. Bu ihtimal şimdilik uzaksa, yakınınızdaki sevdiklerinize sarılın ve yaşamayı size hatırlatmalarını sağlayın. Asla yardım istemekten korkmayın.

Yedin Bizi Savaş Emperyalizmi

Çünkü, romantik Yunan mitolojisinin yansıttığının aksine, intihar bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir krizdir ve böyle değerlendirilmelidir. İntiharın tarihi; savaşlar, ekonomik krizler, toplumsal huzursuzluk dönemlerinde artan ve intiharın bulaşıcı olabileceği düşüncesini de güçlendiren olaylarla doludur. Avrupa’da özellikle kriz dönemlerinde, savaşlar ve ekonomik çöküşlerle birlikte intihar oranları yükselmiştir. İntiharın daha yakın tarihinden örnekleyelim:

1929’daki Büyük Buhran, II. Dünya Savaşı ve daha yakın tarihli ekonomik krizlerde intihar oranlarındaki artış dikkat çekici. İnsanların yaşadığı büyük belirsizlik, güvensizlik ve psikolojik çöküş, bu artışı tetiklemiş gözüküyor. Yugoslavya İç Savaşı süresince, savaşın uzun süreli etkisi, hem savaş sırasında hem de sonrasında intihar vakalarının artmasında çok büyük etki etmiş. 1936-1939 yılları arasında yaşanan İspanyol İç Savaşı sonrasında ülkede yaşanan büyük yıkım, travmalar ve toplumsal bölünme, savaş sonrası intihar oranlarını önemli ölçüde artırmış.

1930’lu yıllarda Nazi Almanya’sında yaşanan krizler sırasında ve savaşın sonlarına doğru Berlin’de toplu intihar vakaları kayıtlara geçmiş. Hitler’in intiharından sonra, intiharın yaygınlaştığı dönemlerde bireysel ve toplu ölümler artmış. Ayrıca 1. Dünya Savaşı’nın ardından Fransa’da “kayıp nesil” olarak adlandırılan kuşak, savaşın getirdiği travmalarla intihara sürüklenmiş. Bu durum, kaybedilen genç erkek nüfusun, savaşın yol açtığı ekonomik ve sosyal yıkımın bir yansıması olarak görülmüş. İntiharın tarihi kayıp nesillerle dolu.

Şimdi Daha Zor

Tüm bunlara baktığımızda görüyoruz ki, intiharın tarihi sadece bireysel değil, toplumsal krizler sırasında da salgına dönüşebiliyor. Üstelik, kapitalizm sertleşip savaşlar arttıkça ve pandemi gibi toplumsal krizler çoğaldıkça, bireyin toplumda varlık göstermesi daha da zorlaşıyor. COVID-19 pandemisi gibi büyük küresel olaylar sonrası, dünyanın her köşesinde devam eden savaşlar ekonomik ve psikolojik sorunlar intihar vakalarını arttırmış durumda. Pandemi ve ekonomik krizlerin ardından gelen yalnızlık, izolasyon ve işsizlik bu artışın başlıca sebeplerindenken, üzerine eklenen ‘güvenlik kaygısı’ da cabası. Her gün aldığımız bomba haberleri, ölümler, katliamlar ve sarsılan güvenlik algımız: İntiharın tarihi belki de geleceğe büyük bir tehlike miras bırakıyor, tehlikeyi görüyor muyuz?

ABD ve Avrupa gibi Batı ülkelerinde ekonomik sıkıntılar, iş kayıpları, aile içi sorunlar ve toplumsal normlara uymadığını hissetme intiharın önemli nedenleri arasında. 2008 küresel ekonomik krizinin ardından, Avrupa ve Amerika’da intihar oranlarının yükseldiğine dair bulgular mevcut. Örneğin, İngiltere’de 2008-2010 yılları arasında erkekler arasında intihar oranlarında belirgin bir artış yaşanmış. Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nde de ekonomik durgunluk dönemlerinde intihar oranlarının yükseldiği tespit edilmiş. Ekonomik krizlerin yanı sıra, işsizlik ve finansal zorluklar da intihar riskini artıran faktörler arasında yer alıyor. Çalışmalar, işsizliğin yüksek olduğu dönemlerde intihar oranlarının arttığını gösteriyor. Ayrıca, aile içi sorunlar ve toplumsal normlara uyum sağlayamama hissi de bireylerin intihara yönelmesinde etkili.

İntihar Bireysel Değil Toplumsal Bir Sorundur

İntihar tarihi insanlık tarihinin en derin trajedilerinden biri olarak her dönemde farklı şekilleniyor. Kimi zaman onurlu bir kaçış, kimi zaman ise çaresizlikten doğan bir çözüm olarak algılanmış ve kültürden kültüre değişen anlamlar yüklenmiş. Vikingler için Valhala’ya ulaşmanın yolu, Japon savaşçıları için onurunu korumanın son çarelerinden biri. Batı mitolojisinde ise bireyin zayıflığı ve trajik yazgısının bir sembolü.

Modern dünyada, savaşlar, ekonomik krizler ve toplumsal çöküşler intihar vakalarını artırmaya devam ederken, bireylerin üzerindeki baskılar her zamankinden daha yoğun hissediliyor. İntihar, sadece bireysel bir karar değil, toplumun yapısal sorunlarına karşı çaresiz bir başkaldırının yankısıdır. Geçmişte olduğu gibi bugün de, toplumsal krizler, ekonomik zorluklar ve derin yalnızlık, bireyi varlık mücadelesinde zorlamaya devam ediyor. Bu karmaşık olgunun anlaşılması ve çözüm yolları üretilmesi, toplumun ruh sağlığı ve dayanışma kapasitesi açısından kritik bir öneme sahip. Neden mi?

Çünkü Hepimiz Mehmet Pişkin’iz

Her sabahki kadar gergin sabahlarımdan birinde Mehmet Pişkin‘in hatırası, depresyon ziyaretinin habercisi gibi, beni karşıladı. Bugün 16 Ekim 2024, intiharının üzerinden tam on yıl geçmiş. Sabah sabah ekşisözlük’te ne kadar yalnızsınız sorunsalı başlığında insanların ne derece yalnız olduklarını okuyordum. Girdiler arasında Mehmet Pişkin‘in adı geçince dayanamadım ve Youtube’dan intihar notunu açtım. Yine, ilk bir iki dakikayı bile izleyemeden, kalbim çok ezilerek videoyu durdurdum ve sadece altındaki yorumları okumaya başladım.

Yorumlara bakılırsa depresyon her yerden derimize nüfus ederken, intihar da yaşama karşı son koz olarak kapıda bekliyor. Birçok insan Mehmet Pişkin’in gezdiği sınırda geziyor ve bu çaresizliği anonim olmanın cesaretiyle dile getiriyor. Ekşisözlükteki Mehmet Pişkin başlığında da özkıyım tehlikesiyle yaşayan yüzlerce insan var. Herhangi bir sanal platformda bunu beyan etmemiş ama aklından geçiren ve belki de planlayan milyonları saymıyorum. İntiharın (özkıyım) bireysel bir mesele olduğunu düşünenler için kötü haberi bırakıyorum; intihar toplumsal bir sorunun yine toplumu birebir etkileyen bir sonucudur. Yıllarca meselenin psikolojik olduğunu düşündüm, meğer sosyolojikmiş, diyen biri vardı. Kendisine yürekten katılıyor ve büyük bir cesaretle İntiharın Anatomisi dosyasını hazırlıyorum.

Tarih, sosyoloji ve psikoloji gibi farklı hatlarıyla intihar olgusunu derinlemesine inceleyerek, bireysel bir çaba ile toplumsal bir farkındalık yaratmayı hedefliyorum. Bireysel öyküm nedeniyle, beni oldukça zorlasa da.

Bir sonraki yazı, Türkiye özelinde, içinde kaybolduğumuz kitlesel cinnetle ilgili olacak. Ama öncesinde, burayı okuyanları sevdiği birine sarılmaya ve her şeye rağmen ‘yaşamaya’ davet ediyorum. Çünkü tarihi boyunca insanlık (evet, ben dahil) intiharı bazen bir kaçış, bazen de bir çaresizlik olarak deneyimledik. Ancak, bugün modern dünya da kimse yalnız kalmak zorunda değil. Eğer zor bir dönemden geçiyorsanız ve bu yazı sizde duygusal bir yankı uyandırdıysa, bir uzmandan destek almayı düşünün. Yardım istemek zayıflık değil aksine bir güç göstergesidir. Her yaşam değerlidir ve her sorun çözülebilir. Yaşayamıyorum demekten, intiharın tarihi yazısı yazacak kadar yaşamla dolmaya uzanan sevgili kendim;

Her şeyden önce sana, 2017’deki Ecem’e bu sözleri hatırlatıyorum.

Memento Mori!

Dosya Hakkında:

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR




 

“İntiharın Tarihi ‘Bireysel ve Toplumsal Bir Kriz’” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin