2. Abdülhamid ve Jurnal Ordusu Çağı

Psikolojik durumumuz tüm hayatımızı yöneten bir tiran gibi, o ne derse oluyor. Psikiyatristin bekleme salonundaki kalabalığa bakarken, Abdülhamid ve jurnal ordusu düşüyor aklıma. Eğer diyorum, Sultan Abdülhamid Beyefendiler 29 Mayıs 1876 Darbesi ardından tedavi olsaydı, ne olurdu? Ben bu gördüklerimle yaşayamam doktor, bana şuradan kırmızı reçeteli ve bilişsel davranışçı bir şeyler ver. Psikanalizin babası Freud’un çağdaşı olduğunu düşünürsek, paralel evrenlerin birinde Abdülhamid’in uzandığı bir koltuk var. Freud ağzında piposuyla gözlüğünün üzerinden sultana bakıyor ve koca padişah küçük bir çocuk gibi ağlıyor: çok korkuyorum doktor, her yer jön türk.

“Abdülhamid gerçekten içinde bilinçli çelişkileri, zıtlıkları barındıran, üzerinde çok durulacak, çalışılacak bir kişiliktir.”

İlker Başbuğ

Freud Koltuğunda Bir Sultan

İlker Başbuğ, Güç Odaklarının Mücadelesi kitap serisinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bölümünde Sultan 2. Abdülhamid’ten böyle bahsediyor. * (İlker Başbuğ’un bu kadar akıcı bir anlatım dilinin olduğunu da, asla tahmin edemezdim. Siyaset tarihi ile ilgilenenlere önerilir.) Abdülhamid’in evhamlı kişiliğinin tüm kararlarını doğrudan etkilediğini söylüyor Başbuğ. Kendisinden önceki padişahlar olan amcası Abdülaziz ve V. Murad’ın tahttan indiriliş şekillerinin, Abdülhamid’i “hastalık derecesinde korku içine soktuğunu” söylüyor sık sık. Bir yandan da, Abdülhamid’in hayatını muhtemelen zindana çevirmiş bu yaygın kaygı bozukluğunun, ahlaki sorumluluklarından O’nu sıyıramayacağının da altını çiziyor. “İnsanlar psikolojilerine göre değil, davranışlarıyla değerlendirilmelidir.” Burada Başbuğ ile bakış açımız farklı yönlere kaysa da, bir yanım içten içe bunun doğru olduğunu biliyor. Çünkü Abdülhamid’in anksiyete krizleri Türkiye Cumhuriyeti’ni doğuruyor tamam. Fakat aynı yıllar, tüm toplumu kitlesel bir nevroza sürükleyen korku imparatorluğunu da yaratıyor.

2. Abdülhamid ve Jurnal Ordusu - Dosya 2023 - Ecem Engin-

Cinnet Bulaşıcıdır

Hakkı da var korkmakta. 46 yaşında oldukça sağlıklı amcası tahttan darbeyle indirilip yerine (sonradan delirecek olan) ağabeyi V. Murat geçirilirken tüm bu cinneti çıplak gözlerle deneyimliyor 2. Abdülhamid. Olaydan bir hafta geçmeden, 4 Haziran günü amcası Abdülaziz’in bilekleri kesilmiş bir şekilde ölü bulunduğunda ne hissetti Abdülhamid? Saltanat denilen şeyin, bu sonsuz güç kaynağının, ne kadar değişken ve kestirilemez olduğu dersini çıkarmış olmalı. Böylece kendisinden önce gelen soydaşlarının yaptığı hataları yapmamalı. O güne kadar tüm yaşamı olası bir iktidar için planlanmış bir adam. Elbette korkar kaybetmekten o iktidarı. Ve bu adamın kesif kokan korkusu tüm imparatorluğa bulaşır, yasakladığı kelimelerden. Abdülhamid ve jurnal ordusu, tüm ümmeti delirtir böylece sansürden.

34. Padişah olarak tahta geçtiğinde 34 yaşında olan 2. Abdülhamid’le aynı yaştayım bugün. Elime çökmekte olan bir imparatorluk verildiğini hayal ediyorum. Tüm aile genetiğime yayılmış bu kaçınılmaz delilikle birlikte, ben de V. Murat gibi olmayan aklımı da yitirirdim herhalde. Alkolik ve sinirleri zayıf (böyle yazıyor bazı kaynaklarda, zayıf) olan V. Murat sadece üç ay (93 gün) dayanır o koltuğa. 31 Ağustos’ta yerine geçirilen 2. Abdülhamid ise 33 yıl sürdürür istibdat rejimini. Nasıl koruyacak sultan 33 sene boyunca aynı korku saltanatını? ‘Bazı sebeplerden’ Hafiye Teşkilatı’nı, Osmanlı devlet teşkilatı içerisindeki Zaptiye Nezareti’nden alıp direk saraya bağlayarak mesela. Sarayında oturup tüm gün hakkında kimin ne hain planlar yapıp canına ve saltanatına kast edeceğini düşünen bir hükümdar. Kendi evhamı bulaşır halka da, aynı kaygı krizi, saraydan koca imparatorluğa, bir millet inceden çıldırır. Şimdi düşününce bugünle benzerliğini, insan hayret ediyor. Abdülhamid olmasa da jurnal ordusu bugün hala kaygı dağıtıyor.

Yine Marx Haklı

Prof. Dr. İlber Ortaylı ‘Abdülhamid’i abartıyorlar’ diyor, Cumhuriyet’in 100. Yılı Özel Programı’nda Fatih Altaylı‘nın sultanla ilgili sorularına. Muhafazakar cenahın Abdülhamid’i sahiplenmesini anlamsız buluyor; “Alaturka müzikten bile pek haz etmezdi. Alafranga dinler.” diyor. Fakat Jön Türk hareketinin ve dolayısıyla laik düşüncenin karşısında durması yeter, diyor. İçerde Jön Türkler dışarıda koca dünya, düşman sarmış dört bir yanını. Ailesinden çeşitli ruh sağlığı bozuklukları, alkolizm ve iktidar hırsı gibi sıkıntılı genler devralmış Abdülhamid için istibdat rejiminden başka yol yok gibi. Hiçbir çocuk babasının günahının bedelini çekmemeli derler ya, saltanat için imkansız bir dilek. Çünkü ne diyordu Marx,Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine çöker.” Abdülhamid’in kaçınılmaz kaderini de kapsayan söylemi şöyle devam eder:

“İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan belirli olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar…ve onlar kendilerini ve şeyleri, bir başka biçime dönüştürmekle tamamıyla yepyeni bir şey yaratmakla uğraşır göründüklerinde bile, özellikle bu devrimci bunalım çağlarında, korku ile geçmişteki ruhları kafalarında canlandırırlar, tarihin yeni sahnesinde o saygıdeğer eğreti kılıkla ve başkasından alınma ağızla ortaya çıkmak üzere, onların adlarını, sloganlarını, kılıklarını alırlar.

Karl Marx, Luis Bonaparte’ın 18 Brumaeire’i – Sol Yayınları, Haziran 1990

“Belâlı, Kâbuslu, Casuslu” Bir Devir

Doç. Dr. Arda Odabaşı, 2018 Şubat tarihli Bilim ve Ütopya’da Kelimenin gölgesinden korkmak: Sansür ve Jurnal başlıklı makalesinde neredeyse tüm hatlarıyla ele alır aynı konuyu. Jurnalciliğin özellikle 2. Abdülhamid devrinde geniş çaplı bir kazanç kapısı haline geldiğinin altını çizer. Başlı başına yepyeni bir sektör der Odabaşı, herkes herkesi gammazlıyor! Üstelik tepelerden (o dönem yasak olan bir kelime tepe, çünkü Yıldız Sarayı bir tepede bulunuyor) gelen bir emir olmasa bile, yasaklı kelimelerin sayısı gitgide çoğalır. Sarayı, idareyi, Abdülhamid’in burnunu veyahut biraderini, güncel herhangi bir olayı veya olmayanı temsil edebilecek sözlerin sayısı öyle bir artar ki ‘ilkel bir kavmin delindeki kadar az’ kelime kalır matbuat (basın) sahasında. Resmi yasakların yanına bir de ‘gayri resmi kelime yasağı’ eklenir tabi. Sadece basını kapsamaz elbette bu yasaklar, tüm halkın kendine uyguladığı bir otosansür mekanizması da işler aynı zamanda.

“Kimsenin kimseye, babanın oğluna, kardeşin kardeşe güvenmediği bir ortam, toplumsal bir nevroz hâli yaratmıştır.”

Doç. Dr. Arda ODABAŞI, Kelimenin gölgesinden korkmak: Sansür ve jurnal
2. Abdülhamid ve Jurnal Ordusu - Dosya 2023 - Ecem Engin

Gazeteci yazar Hüseyin Cahit Yalçın, istibdat rejiminin uyguladığı sansürü belgeler üzerinde görmedikçe inanmanın güç olduğunu söyler. Sadece Türk basın tarihinde kara bir leke olarak değil, günlük hayatın içinde de aynı sansür belası işlemiştir her eve. İnsanların vatan ve millet gibi kelimeleri evlerinde bile söylemediği, sakıncalı kelimelerin günlük konuşmalarda bile işitilmediğini söyler Yalçın. Çünkü sadece yanlış zamanda yanlış yerde kullanılmış bir kelime tüm hayatını elinden alabilir insanın.Padişah fermanıyla ölebilirsin veya sürülebilirsin kilometrelerce uzağa ya da zindanlarda çürüyebilirsin adın bile hatırlanmadan. Ezcümle belalı bir dönemdir; gazeteci yayımcı, çevirmen (ve daha birçok şey) Ahmet İhsan Tokgöz deyimiyle. ‘Belâlı, kâbuslu, casuslu bir devirdir‘ istibdat dönemi. Abdülhamid ve jurnal ordusu herkesin ama en çok da matbuat dünyasının kabusu olur.

“Bizim için bir kâbustu.”

Edebiyatçı Mehmet Rauf (1875-1931)

arsenik, anarşi, ispiritizm (ruh çağırma), istibdat, infilak (patlama), ihtilal (devrim), irtiyab (şüphe), istibdat (despotluk), İnkıraz (çöküş), obstrüksiyon (engelleme), oportünist (oportünist), oligarşi, balllı baba, bomba, parlamentarizm, parlamento, panelenizm, panislamiz, psikolociya (psikoloji), te’evvüh (sızlanma), tenkil (bastırma), cemiyet (dernek), cumhur (halk), hatt-i sünbüli (güzel yazı tipi), hafiye (gizli polis), hal’ (tahttan indirme), humbara (bomba), Darvinizm, demokrat, demokrasi, disiplin, diktatör, dinamit, radikal, randevu, zehir, sansür (sansürcü), sansür, sosyalizm, şura-yı devlet (Danıştay), şura-yı ümmet (millet konseyi), İsyan (isyan), avam (halk), klik (hizip), konservatör (muhafazakar), me’bız (diz arkası), meclis-i ayan (senato), meclis-i umumi (millet meclisi), mutlakiyet, müfteri (yırtıcı) memorandum (muhtıra), nihilist, veto

Kelimelere Kurşun İşlemez

Osmanlı Tarihi alanında çalışan Fransız tarihçi Franceois Georgeon, yukarıda bahsi geçen yasaklı 60 civarındaki kelimenin yaklaşık yarısının (28) Osmanlıca’ya yabancı kelimeler olduğunu söyler. Başta Fransızca olmak üzere Avrupa dillerinden gelen bu kelimelerin çoğunun –ist veya –ism ekiyle bitiyor olması dikkat çekicidir Georgeon’a göre. Bu kelimelerin yasaklanma sebebinin ideolojik / politik olduğunun aşikar olduğunu belirtir. Fikirlerin kelimelerle vücut bulduğunu düşünürsek encümen için geçerli bir kaygı. Önce kelimeler doğuyor ne de olsa. Fikirler doluyor kelimenin altına, sonra birbirini besleyen anlam bütünlüğünde, tek bir kelime koca bir ideolojinin özeti olabiliyor. Sonuçta fikirlere kurşun işlemiyor.

2. Abdülhamid ve jurnal ordusu için tüm bu ihtimaller panik atak sebebi tabi. Asla bu yeni fikirlere geçit verilmiyor! Böylece Yıldız Sarayı okunmaya bile fırsat bulunamayacak yığında ‘çok gizli raporla’ doluyor. Başbuğ’un aktarımıyla, “sadece gördüklerini değil, hatta duyduklarını bile değil, tahmin ettiklerini, şüphe ettiklerini bildirme özgürlüğü veriliyor.” halka. İnsan düşünmeden edemiyor, Abdülhamid’i rüyasında görenler bile acaba rapor yazıyor mu? Turgutçuğum Özben’in Abdülhamid Kabusu adlı rüyası da Abdülhamid ve jurnal ordusuna takılır mı? Yoksa uykularımız da mı encümenin insafına kaldı?

Nedir Bu Encümen-i Teftiş ve Muayene?

“Teftiş ve Muayene Encümeni” kurulmasını öneren kişi Maarif Nazırı Ali Fuad Bey. Kitap ve risalelerdeki denetimin yeterli olmadı konusundaki endişeleri sayesinde ileride akademiye dönecek olan Encümen heyeti kurulmasına vesile oluyor. Denetim basılacak eserlerin “edyân, ahlak, âdâb ve politika”ya uygun olup olmadığına karar vermek demek.

2. Abdülhamid ve Jurnal Ordusu - Dosya 2023 - Ecem Engin-

19. YY Osmanlısı’nda Kitap Bastırmak

  • Her türlü eser, kitap, kitapçık, notalı-notasız şarkı gibi eserlerini basımı için önce Maarif Nezareti’ne başvurmalısınız.
  • Günlük 5-10 başvuru arasında sizinkine ne zaman sıra gelirse o zaman bakılır.
  • Eser dili ve alanına göre Encümen-i Teftiş ve Muayene azalarından birine havale edilir.
  • Yapılan denetimde eserin baskıya uygunluğu kontrol edilir. (Sakıncalı kelimelerden, eserin alt metnindeki darbe planlarına kadar)
  • Meşihat, Seraskerlik veya Sanayi-i Nefise Mektebi gibi kurumlardan eserin alanına göre görüş alınır.
  • Sansörümüz tarafından incelikle denetlenen eseriniz, tebamızın herhangi bir fikirle zehirlenmeyeceği konusunda uygun bulunursa geçici ruhsat alırsınız.
  • Bu geçici ruhsatla bastırdığınız eseriniz elbette yeniden denetimden geçer. Eserin onay verilen ilk eserle uyumlu olup olmadığı kontrol edilir.
  • Tüm sorulara doğru mu yanıt verdiniz? Emin misiniz? Sahiden mi?
  • Abdülhamid ve jurnal ordusu tarafından onaylandıysanız, eseriniz sonunda baskıya hazır.
  • İyi okumalar

“Liyakatsiz ve ehliyetsizliklerinden dolayı yapılan işin niteliğini beyan için halk arasında, “Bu iş Encümen-i Maarif’e benzer” sözü dolaşmaya başlamıştır. Encümen aleyhinde iç ve dış basında tahkir edici birçok söz söylenmekte, özellikle başkâtip Vehbi Efendi’nin Beyoğlu ve Galata’daki sarhoşlukları dilden dile anlatılmaktadır. Filibe’de çıkan Emniyet gazetesine İstanbul’dan gönderilen bir şiirde encümenin uygulamaları şöyle eleştirilmiştir:

— Mel
Torme

Encümence çizdiler kasden yine bir âyeti,
Gayretullâha dokunmaz mı bu hâlin gâyeti.


Halk arasında söylenen başka beyitler de vardır:

Hiddet etme çizseler de resmini, âsârını.
Fehm-i ma’nâ-yı sühanda encümen bigânedir.

Encümen üyelerinin çoğunun durumu bu beyitlerde anlatılanla örtüşmektedir. Maarif Nazırı Zühdü Paşa’nın encümene olan maddi ve manevi desteğine rağmen encümenin halkın diline düşmesi, üyelerinden birçoğunun işe yaramamalarından kaynaklanmaktadır. Özellikle Nadiri Fevzi ile Selavi Efendi laubali ve cidddiyetsiz tutumları ile ön plana çıkmaktadır.”

Saray Pusuda Kelle Koltukta

Saray’ın kuruntusu, bulaşıcı bir hastalığın yayıldıkça büyüyen tohumları gibi (…) her memuru kuruntulu, korkan, her kelimenin gölgesinden ürkerek gırtlağına sarılmak için saldıran birer deli hâline getirmiştir.

Halit Ziya Uşaklıgil

Abdülhamid ve jurnal ordusu koyu gölgesiyle memleketi karartırken, gazetecilik yapmak demek kelleyi koltuğa almaktır. Çünkü o dönem gazetecilik hem zordur, hem tehlikelidir hem de sınırlıdır. Ahmet İhsan Tokgöz Encümen-i Teftiş ve Muayene’yi Babil Kulesi’ne benzetir. Bu adam koleksiyonu, camiden mezun olmuş ulema diye toplanan ‘ruhu örümcekli’ insanlardan oluşur. Bilimsel eserleri, okul kitapları hafiyeler ve ulemalar denetler ve kafalarına uymayan her şeyi çizip çıkartırlar. Gazeteci ve yazarlar eserlerini bastırabilmek için sarayın sınırladığı daracık bir alanda kısa paslaşmalara mahkumdurlar.

“Yazı yazmak için kelleyi koltuğa almak lazımdır. “

Hüseyin Cahit Bey

Memleketin dört bir yanında cepheden cepheye toprak için mücadele verilirken gazeteler komik fıkralar anlatır. Sadakat, tevazu, dua ve melek gibi iyi sözcüklerle yazılmış haberlerle, beylik havadisler sayfaları doldurur. Hürriyet, vatan, isyan, yıldız ve cemiyet gibi sözcüklerse aman aman sakıncalı kelimelerdir ve sansörün kırmızı çizgisinden geçmeleri mümkün değildir! Bir kelimenin değil sade bir harfin bile insanı mahvedebileceği, insanı kendi gölgesinden korkutan, evlerinde bile rahat ettirmeyen karanlık dönem. Yüz yıl önce sansürlenen basın, bugünün Cumhuriyeti’nde özgür mü peki? Bu da sakıncalı bir soru.

Osmanlı’da Matbaa-sızlık

  • Osmanlı’daki ilk matbaa: David ve Samuel ibn Nahmias Kardeşler, 1493, Sultan 2. Beyazıt dönemi, İstanbul
  • Aktif ilk matbaa: İbrahim Müteferrika, 1727, Lale Devri, İstanbul

— Mel
Torme

İbrahim Müteferrika’nın yaşamı boyunca kendi çabalarıyla bastığı 23 cilt halinde 17 eser bulunuyor. Basılan ilk eser ise Kitab-ı Lügat-ı Vankulu (Vankulu Sözlüğü). Fakat kitap basmanın maliyeti o günün ekonomik koşullarında ciddi masraflı olduğunu düşününce, matbaacılık Osmanlı topraklarında bir türlü yaygınlaşamıyor. 1831’de yayın hayatına başlayan Osmanlı’nın ilk resmi gazetesi Takvim-i Vakayi. 1849’da yayınlanan ilk dergi ise tıp alanında, Vakayi Tıbbiye. 1839 yılından itibaren Tabhâne-i Âmire’de bedelini ödeyen herkesin kitap basmasına izin veriliyor. 1860’a kadar İstanbul’da iki Mısır’da bir olmak üzere üç matbaa daha açılıyor. Matbaanın yaygınlaşması, 1860’tan sonra ancak mümkün oluyor.


Nedeni ise 2. Abdülhamid’in yaptığı olumlu işlerden biri olan eğitim alanındaki gelişmeler. Açılan yeni kurumlar yeni ders kitabı ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Ayrıca Tanzimat ve 2. Abdülhamid dönemi günlük gazetelerin hayatın içinde yer almaya başladığı dönem. Farklı konularda birçok dergi ve gazete yayınlanmaya, halk okumaya başlıyor. 1. Meşruiyet ve 2. Meşruiyet dönemi ise Osmanlı basın hayatının altın çağları. 28 Ekim 1860’ta yayın hayatına başlayan Tercüman-ı Ahval, Osmanlı’da bireysel sermaye ile çıkartılan ilk gazete. Ardından Tasvir-i Efkâr ve Mecmua-i Fünun gibi özel basım evleri kurulup yaygınlaşıyor. Böylece Abdülhamid ve jurnal ordusu için sıkı bir denetleme çağı da başlamış oluyor.

Yasaklı Destanlarla Verilen “Mücadele”

Pan-İslamizm (ümmetçilik) altında tebaayı bir arada tutmak istediğini biliyoruz 2. Abdülhamid ve jurnal ordusu çalışanlarının. 2. Abdülhamid Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip eden, kendini sürekli güncelleyen bir hükümdar. Elbette kitle iletişiminin halkın üzerindeki etkisini erkenden farketmiş olmalı. Bu nedenle risalelerden, gazetelerden faydalanır sıkça; Kur’an âyetlerine ve hadisler içeren yazılara ve Hz. Muhammed’in hayatına yer verdirir sıkça. Halkla ilişkilere önem veren Sultan, kitlesinin (ümmetin) anladığı dilden yani basit iletişimden yana olacak ki, dini terimlere, vecizelere yer verir sıklıkla. Ümmeti bir arada tutmak için ortak dostluk kadar, müşterek hasım ihtiyacı da vardır elbet. Orada da hemen iç ve dış mihrapların tehditleri yetişir ortak düşman ihtiyacına. Özellikle özgür yurt dışı basınında sansürsüz ve tahrik edecek seviyede sert bir üslupla eleştirilir sansür. Böylece 2. Abdülhamid ve jurnal ordusu için temel meselelerden biri özgür olan basınla mücadele etmektir.

Sultanın, tebaasını huzur ve barış içerisinde bir arada tutmak için bu konudaki izlediği siyaset tarzı arşiv belgeleri kullanılarak” ortaya koyan araştırmalardan da bahsetmeli. İslam tarihi alanında çalışan Dr. Öğretim Üyesi Erdoğan Polat, 2. Abdülhamid’in sansür uygulamalarından bir gereklilik olarak bahsediyor araştırma makalesinde (Aralık, 2022). Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürebilmesi içi zaruriyet olarak görüyor tüm sansür uygulamarını. Çünkü 2. Abdülhamid “ülkesine karşı yapılan dâhili ve hârici saldırılara karşı millî politikalarla otuz üç yıl boyunca karşı durmuş” bir lider Polat’a göre. Eski gazete muhabiri Macit Çetin’e göre sansürün ‘bir felaket bir veba’ gibi milletin başına bela olduğu bu dönemde yasaklar olmazsa olmazdır. Çünkü tüm bu çaba, Abdülhamid’in Osmanlı Devleti’ni parçalanmaktan kurtarmak için verdiği mücadelenin sonucudur.

Avrupa’ya Kadar Ulaşan Sansür

Polat’ın aktardıkları arasında ilgimi çeken Abdülhamid Han’ın Fransa Cumhurbaşkanı’nı devreye sokarak bir piyesi yasaklatması mevzuu. Hz. Peygamber’in hayatı ile ilgili eserlere hürmetsizlik edilmesine izin vermemek adına, aynı oyunun Londra’da sahneye koyulmasına engel oluyor hatta. Sansür uygulamalarının imparatorluk topraklarının dışına, Avrupa’ya kadar ulaştığını gösterir bu. Kaynak teyidi yapmadığım için doğruluğundan emin olmadığım bu bilgiyi olduğu gibi aktarıyorum:

Ancak aynı oyun başka bir sefer de Londra’da sahnelenmek istenmiştir. Yine Sultan’ın talimatıyla Osmanlı diplomatları hemen teşebbüse geçerek İngiliz başbakanıyla görüşmüşlerdir. İngilizler, ülkelerinde basının hür olduğunu, bu yüzden de bu oyuna müdahale edemeyeceklerini ileri sürmüşlerse de II. Abdülhamid’in ısrarıyla fitne dolu bu eser Londra’da da yasaklanmıştır. Liverpool’daki İslâm Cemiyeti üyeleri de bunun üzerine şükranlarını halifeye iletmişlerdir.

Cezmi Eraslan, II. Abdülhamid Devrinde, syf 288

Kara Kalem Heyetiyle Kararan Yıllar

“II. Abdülhamit hasta bir padişahtır” der Doç. Dr. Arda ODABAŞI. Aynı makalede Uşaklıgil’in de şu sözlerine yer verir: II. Abdülhamit, en küçük bir emareyi, aklın ölçüsüne sığamayacak kadar büyüten bir vehimle titreyen bir hükümdardır. Ve devam eder:

“Hastalığının ismi vehim, yani kuruntudur. Şuurlu ve vesveseli bir müstebittir. Giderek artan vehmi ve korkusu, vatan binasını yıkmıştır. Vehmiyle hürriyeti öldürmüştür.”

Üç kişinin toplanıp bir araya gelemediği, sarayın gözlerinin her delikten izlediği, kulaklarının her duvardan işittiği dönem: 2. Abdülhamid ve jurnal ordusu çağı. Hafiyelerin her tarafta karanlık gölgeler gibi cirit attığı, jurnalciliğin meslek olduğu, oğulun babasını, kocanın karısını gammazladığı bir ortam. Abdülhamit hafiye ordusuyla tüm memleketi ele geçirmiştir. Herkes hafiye olabilir, her söz saraydan duyulabilir, isteyen istediği hakkında jurnal verebilir. Sonuçta “Abdülhamit ve hafiye ikisi de bir isimdir.” (Odabaşı)

2. Abdülhamid ve jurnal ordusu için yapılan eleştirilerin görünen yüzü encümenin sert uygulamarı.Bu yüzden “Maktel-i Âsâr” ve “Kara Kalem Heyeti” gibi yakıştırmalarla anılması da şaşırtıcı olmasa gerek.

Kimsenin saraydan kaçamadığı, her vatandaşın içinde kendi sarayını taşıdığı bir dönem, Abdülhamid ve jurnal ordusu çağı. Sarayın insanın içine sızdığı, cinnetin veba gibi kulaktan kulağa yayıldığı yıllar; ya sen saraydasın ya da kelimelerin. Sarayın dışında kalmana imkan vermeyen, kuruntulu bu dönemde sağlıklı kalıp, bir de üzerine Cumhuriyet kurmak mı? İnsan gerçekten hayret ediyor. Peki yüz önce nasılsa, yüz yıl sonra da hafiyelik aynı kalması? İnsan bu benzerlik karşısında dehşete düşüyor. Belki de gerçekten tarih yalnızca kendini tekrar ediyor-dur.

Hasta Padişahın Hasta Ettiği İmparatorluk

2. Abdülhamid Başbuğ’un da söylediği gibi, gerçekten de üzerine araştırdıkça derinleşen bir tarih karakteri. Birçok kaynak sultanı ‘hastalıklı derecede şüpheci’ olarak anıyor ki, haklı bir söylem. Zülfü Livaneli Kaplanın Sırtında isimli romanında Abdülhamid’in doktoru İttihatçı Hüseyin Atıf Bey’in hatıratından referanslarla işliyor bu konuyu. Abdülhamid’in rüyasında sık sık aynı kaplanı gördüğünden bahsediyor kitapta. Bu kaplan zaman zaman Abdülhamid’i yiyor. Bazen de Abdülhamid sırtına biniyor kaplanın, ona hükmediyor. Kaplanın Abdülhamid’in çocukluğundan itibaren üzerine yüklenen saltanat rejimi, hatta Osmanlı İmparatorluğu olduğunu anlamak için Freud olmaya gerek yok.

Gördüğü hatta yaşadığı travmatik/dramatik sahnelerin psikolojik yükünü ömrü boyunca üzerinde taşıyor 2. Abdülhamid ve jurnal ordusu kuruyor. Böylece O’nu tedirgin eden, korkutan tehlikelerden korunacağını ve imparatorluğu da koruyacağını zannediyor. Acınası derecede yersiz bir çaba. Hasta olan padişah, imparatorluğu daha da hasta ediyor. Bu hasta imparatorluktan ise nur topu gibi Cumhuriyet doğuyor.

Tüm bu kaygı ataklarına rağmen,
Nice 100 yıllara…

Kaynak ve İleri Okuma:

Yasak Kelimeler XX. Yüzyıl Başındaki Osmanlı Sansürüyle İlgili Bir Belge, Çev. Emre ERGÜVEN
Güç Odaklarının Mücadelesi, İlker BAŞBUĞ
Kelimenin Gölgesinden Korkmak; Sansür ve Jurnal, Bilim ve Ütopya’nın Kasım 2013 , Doç. Dr. Arda ODABAŞI
Osmanlı Devletinde Matbuat ve Neşriyat Yasakları Tarihine Medhal, Introduction to Censors in the Ottoman Printing Press and Publications, ALİ BİRİNCİ
Tanzimat Dönemi (1831-1876) Osmanlı Basını ve Vakayii Mısriyye, Selim ALAN
İkinci Abdülhamid Dönemi’nde Yasaklı (Memnu) Destanlarla Verilen Mücadele, Erdoğan POLAT
Bir Kurumu Yeniden Tasarlamak; Abdullah Hasib Efendi’nin Encumen-i Teftiş ve Muayene Hakkındaki Gözlemleri, Dr. Kasım Hızlı
Abdülhamid Döneminde Sansürlenen Piyesler, Ömrüm Işıkay GÜRBÜZ

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR

“2. Abdülhamid ve Jurnal Ordusu Çağı” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin