İnsan Korkak Bir Hayvandır

İnsan Nedir? İnsan korkak bir hayvandır.

Peki korku nedir? İnsanı hayatta tutan en temel duygulardan biri. Elbette diğer tüm memeli hayvanları da.

Bilmiyorum Öyleyse Korkayım

İnsan anlamadığı şeyden korkar, diyordu bir video kaydında 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Jiddu Krishnamurti. Eğer karanlıkta yerde kıvrılmış bir gölge görürseniz korkarsınız. Çünkü bunun urgan mı yoksa yılan mı olduğunu bilmezsiniz. ”korku yanılsamaları doğurur, korku zihni durağanlaştırır.” der Korku Üzerine notlarında da. Krishnamurti’ye göre korku zihnin bir ürünüdür. Zihin ise binlerce yıllık geçmişin yani bilinçdışı deneyimlerin şekillendiği kocaman bir bellektir. insanın özüne varabilmesi için bilinmeyene varması gerektiğini hatırlatır her söyleminde. Zihnini aş, sana öğretilen seni bırak ve sen ol. Ama yine de insan bilinmeyenden korkar. Çünkü bilinmez olan güvensizdir. İnsan nedir? Kendini sürekli güvende hissetme ihtiyacı duyan insan korkak bir hayvandır.

Bilinçdışı, binlerce yılın geçmişidir. Bilinçdışı ırkın, ailenin, toplu bilginin kalıntısıdır. Bilinç­dışı bütün bir gelenektir; onu bilinçli ola­rak inkâr edebilirsiniz, yine de oradadır. Ve sıkıntı anlarında otoritemiz haline ge­lir.

Jiddhu Krishnamurti, Korku üzerine

İnsan Korkak Bir Hayvandır - Ecem Engin - Midjourney
Bu fotoğrafı tasarlayıp onlarca gelincik imajına bakabileceğimi 5 sene önceki versiyonuma asla ikna edemezdim.

Anlamsızlığın Korkusundan Doğan Nevroz

20. yüzyılın en önemli psikanalistlerinden psikiyatr Jacques Lacan da insanın ‘anlam veremediği şeyden’ korktuğunu söyler 1974’te yayınlanan bir röportajında. İnsan başına gelen şeylere anlam veremediğinde korkar, der. Üstelik tüm bunlar kendi isteğiyle olsa bile. Anlamayan insan panik durumuna düşer. Panik nevrozdur. Nevroz zihni ele geçirir. İnsan korkak bir hayvandır sonuçta ve her hayvan gibi korktukça saldırganlaşır.

Peki bu anlayamadığımız korkular nereden gelir?

Korku Mavidir

Hızla hareket eden çok kollu kara bir eklem bacaklı gördüğümüzde neden içimiz ürperir de, kanatlarını rengarenk açmış bir türdeşi bizi mutlu eder? Mağazada cam bir bölmenin ardından yeni taranmış tüyleriyle bize gülümseyen köpek yavrusunun yaşama hakkına yüzde yüz hepimiz emin iken, sokakta tek başına yatan kirli tüylü bir çomar neden gerekirse ölebilir?

Bazı korkular mirastır. Bazılarını yaşadıkça yükleniriz ve çoğunu da kültür bize dayatır. Sadece mavi gözlü doğduğu için; dünya güzeli bu kadını kocası terk eder, ailesi dışlar ve komşuları şeytan muamelesi yapar sözgelimi. Başka bir coğrafyada doğsa melek yüzlü mahlasıyla influencer/model/oyuncu olabilecekken doğduğu kültür nedeniyle ‘şeytan’ ilan edilir. Petshop yerine sokakta doğduğu için şanssız olup, öldürülecek binlerce hayvan gibidir talihi. Çünkü ne de olsa insan korktuğunu öldüren katil bir hayvandır.

Atalardan Yadigar Korkular

Korku bizi hayatta tutar. Tehlike karşısında ‘doğru’ tepkileri vermemizi sağlar. Bizi hayatta tutan bu duygu belleğimiz kaydeder ve sonraki durumlarda bu bilgiyi kullanır. Hayır der beynin, beşinci kattan aşağıya sarkamazsın. Bu şekilde ağaçtan düşüp ölen atalarını hatırla!

2014’te yayınlanan bir araştırmaya göre korku koşullamasının genetik yollarla aktarımı mümkün olabilir. Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan çalışma da gösteriyor ki atalarımızdan miras korkularımız var.

Erkek laboratuvar farelerine asetofenon koklatıldığı sırada patilerine orta şiddette elektrik sinyali verildi. Bu işlem birçok kez tekrar edildi. Bir süre sonra, patilerine elektrik sinyali uygulanmayıp sadece asetofenon koklatıldığında dahi elektrik sinyali verilmiş gibi korktular. Yani asetofenon kokusundan korkmayı öğrendiler ve böylece korku koşullaması oluştu. İki hafta sonra, aynı fareler daha önce karşılaşmadıkları dişi farelerle çiftleştirildi. Doğan yavrulara asetofenon ile birlikte çeşitli kokular verildi ve yavrular sadece, baba fareler gibi, asetofenon kokusundan korktular. Bu deney farklı farelerde de test edildi ve her seferinde aynı sonuca ulaşıldı.

Mine İmren, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Araştırma Görevlisi

Yani karanlıkta bir kıvrım gördüğümüzde arkaik beynimiz bunun zehirli bir yılan olabileceğine dair bir sezi geliştirip bizi korkutuyor. Veyahut tavanda çoklu bacaklarıyla hızlı yürüyen bi karaltı gördüğümüzde ormanda üzerimizde gezen ölümcül bir türdaşının korkusu tüylerimizi ürpertiyor. Bin yıllarca mağaraya saklanmış insan elbetteki karanlıktan hala korkuyor, uzayı aydınlatan kent ışıklarına rağmen hem de. Korkuyoruz bilinmezden çünkü insan korkak bir hayvandır.

Korkular Bizi Yıldıramaz

Şüphesiz ki korku ve yanında eşlikçisi kaygı, tarih öncesi çağlardan günümüze insanı evrilten en kritik araçlardan biri. Olmazsa olmaz denilebilir belki. Korku seni hayatta tutar der, hemen hemen tüm aksiyon sahnelerinde usta oyuncu çırağına. Kork! Korkmak iyidir, diyen İki Kule’nin savaş meydanındaki Yolgezer Kral Aragorn gibi. Korku seni yaşatır diyen Doctor ya da Ağlayan Melekler’in mağarasında.

Aynı Aragorn üçüncü filmde “I Do Not Fear Death.” ‘ölüler mağarası’na giriyor ve neyseki kral olduğu için ölmüyor. Bu da böyle bir AHDH detayıdır.

Sinema bir uyaran olarak kullanır korkuyu, politikacılar sindirme aracı yaparlar, anneler otorite sağlar korkuyla. Korku filmlerinin bunca sevilmesinin bir sebebi olmalı? Veyahut bu güzelim ülkenin? Nedir sinemada korkuyu cazip satış öğesi kılan? Sadece başımıza gelmeyen ‘kontrollü tehlike’nin adrenalin hazzı mı?

Korkuyu sadece hissetmeyiz, tüm bedenimizde deneyimleriz. Çünkü milyonlarca yıllık filogenetik aktarımla taşınan bilgi bedenimizi harekete geçirir. Temel hayatta kalma refleksleriyle tetikleniriz. Kalp atışımız hızlanır, belki terler belki de kasılır buz keseriz. Soluğumuz düzensizdir ve tehlike süresi uzadıkça tepkilerimiz belirsizleşir. Milyonlarca yıllık evrimin mirası zihnimiz belleğimizden özenle seçtiği davranışları sergiler rastgele sergiler.

Ya donar, ya kaçar ya da savaşırız. İnsan olduğumuz için, diğer tüm canlılar gibi.

İnsan korkak bir hayvandır ve her korkak hayvan gibi saçmalama hakkı vardır.

Hepimiz Uzaylıyız

Evrimin kültürün hızına yetişemediğinden hepimizin uzaylı gibi kaldığını Stephen Porgesten alıntılayan Hazal’ı dinlerken TBMM’den de geçmiş Katliam Yasası’nı onaylayanları anlamaya çalışıyorum.

https://www.bbc.com/turkce/articles/cw0yrp0rg8lo

”İnsanlarda görülen saldırgan davranışlar da ölüm içgüdüsünün önemli bir türevidir.” diyor Engin Geçtan. Freud psikanalitik kuramına göre insan yaşam ve ölüm içgüdüsü olmak üzere iki temel güdü ile doğar, şeklinde gerekçelendiriyor. Zaten Freud’a göre kişinin bilinçdışı öfke ve saldırganlığı doğal olarak içerir. Sonuçta insan erotik olduğu kadar bunu bastıran korkak bir hayvandır. Şüphesiz ki daha modern bakış açıları öfkeyi bağlanma stilleri de ilişkilendirecektir.

Bağlanma stillerinin farklı etkilerinin beyaz camdan yansımaları için bakınız:

Reddi Miras Mümkün mü?

Batının sinir bilimi de aynısını söylüyor üstelik. Beyni yeniden yapılandırabiliriz. Bakınız:

Neuroplasticity

Peki milyonlarca yıllık bu genetik mirası beynimizden silebilir miyiz bir kalemde? Korkularımızdan arınıp mantıklı kararlar verebilir miyiz? Modern doğu felsefesinin ümitvar sesi Krishnamurti ‘evet, diyor, yalnızca gözlemle.’ Olanı olduğu gibi gözlemle, yargılarından, bildiklerinden arınarak, yaşanana odaklanarak. Yaşananların olduğu kadar yaşayanın, yandi öz sen’in de farkında olarak. Tüm bu ‘mindfullness çalışmaları’ da ‘an’da kal diyor, semavi dinler de, kişisel gelişimciler de.

Hadi oradan, yaşamayan ne bilsin, yaşayanın halinden, diye soran sinirli sesleri duyar gibiyim.

Lape’den Shakespeare’li Düşlere

Köpek korkusunun veyahut herhangi bir hayvana karşı hissedilen kontrolsüz korkunun insana neler yaptırabileceğini biliyorum üstelik. Yıllarca gelincik fobisiyle yaşamış, yaşam kalitemi yerle yeksan eden onlarca kabus deneyimle uğraşmışım. Sokak köpekleri tarafından birkaç kez saldıraya uğramışım. Bir tanesinde çocukmuşum da kucağımda benden on yaş küçük kardeşimle kalabalık bir köpek çetesinin ortasında kalmışım… Atalarımdan miras korkularımı deneyimle de şekillendirmişim yani özetle, yerini sağlamlaştırmışım. Peki nasıl olmuş da ben bugün Midjourney’de bu gelinciği yapmışım? Nasıl da onlarca sokak köpeğinin arasına ‘aşkooolaaar’ diye dalmışım.

İnsan Korkak Bir Hayvandır - Ecem Engin - Midjourney

Geçtiğimiz günlerde rüyamda gelincik gördüm. William Shakespeare gibi giyinmiş, sevimli bir tip küçücük elleriyle bir şeyler anlatıyordu. Ay çok tatlı diyerek fotoğrafını çekmeye çalışıyordum. Bundan on yedi sene önceki versiyonumda ise rüyamda ve sanrı olarak görüp aklımı yitirdiğim için Fransız Lape’ye gidiyordum haftada bir. Demek ki beynimizdeki patikaları yıkıp yerine yenilerini inşa edebiliyoruz isteyince! Buradaki anahtar kelime istemek. Korkmamayı istemek, beraber yaşamayı istemek, çözüm bulmayı istemek, insan olmayı istemek, yaşatmak istemek, öldürmemek istemek. Fakat biliyoruz ki insan korkak bir hayvandır ve korkmak ‘değişmek’ten daha az çaba gerektirir. Yine artık öğrendik ki beynimiz her zaman en kolay yolu seçme eğilimi gösterir. Evet insan korkak bir hayvandır ancak, bu değişmez değildir!

Avcısına Aşık Avdır Doğa

2019’da Kırklareli Longoz Ormanları’nda otostop ile araç paylaştığım bir aileyle deneyimlediğimiz bir olay bugünlerde sık sık aklıma geliyor. Üç çocuklu anne ve babadan oluşan çekirdek ailede tüm çocuklar hayvansever. En büyük kız veteriner olmak istiyor bana telefonundan dostu hayvanları gösteriyor. Ortanca zaten kedi köpek düşkünü. En küçük kız Doğa, daha iki üç yaşlarında. Elbette adıyla müsemma Doğa da hayvanları çok çok seviyor ve yakın temas kuruyor. Normalde motorcu olan Baba bizi Longoz’un orman yollarından götüreceğini, hem daha kestirme olacağını hem de ormandaki çeşmelerden temiz su alabileceğimizi söylüyor. Ne güzel, Longoz zaten her zaman yol yapmaya değer, gidiyoruz.

Baba mevzu bahis çeşmede duruyor, elinde beşlik bidonlarla arabadan iniyor. Biz diğer çocuklarla arabaya yakın bir noktada uzaktaki köpeklere bakıyoruz. Yolda durduğumuzda fark ettiğimiz köpek çetesi uzaktan bizi izliyor. Doğa annesinin yanında olmalı. On belki de yirmi kişilik orman köpeği grubu her an sanki bize mi yaklaşıyor? Orman köpeklerinin kurt sürüsü gibi davranışlarını izliyorum uzaktan. Bir tanesi -alfa olan ya nasılsa çok zayıf- bize doğru geliyor. İyiden iyiye yaklaşıyor ve ben dişlerini görüyorum çenesini sıkmış incecik bir hırlama tüylerimi ürpertiyor.

Bugün Ölen Doğa’nın Dostu Köpektir

O zaman ki köpekten kafamı çevirip köpeğin hırladığı yöne bakıyorum, Doğa! Aynı anda Doğa’nın babasına çok ilkel bir uyarı geliyor çeşmede su doldururken. İçgüdüsel bir farkındalık, ‘Doğa, Doğa nerede’ diyor elindeki bidonu derhal bırakıp. Çok hızlı karar veriyor bedeniyle de hemen uyguluyor ve köpeklere doğru hızlı birkaç adım atıp Doğa’yı kucaklıyor. Hadi diyor, arabaya herkes. Hiç korkutmadan çocukları, panik yapmadan. Hepimiz susuyoruz sonra arabada. Az evvel tanıştığı köpüşün ne kadar tatlı olduğunu anlatıyor bize yamuk yumuk Türkçesi ile Doğa. Henüz toplumdan korku davranışları öğrenmemiş Doğa. Arkaik içgüdülerinden de azade, az önce av olmak üzere olduğu avcıyla kurduğu dostluğu kaydediyor taze belleğine. İnsan korkmayı öğrenmediğinde seven bir hayvandır.

Korkma! – artık her yerdesin

İnsan korkak bir hayvandır. Ölümden korkar. Ölmekten korktukça da öldürür. Ölmemek için. Ölümsüzlük iksiri peşinde koşar insan Gılgamış’tan beridir, yalnızca kendini sade kendini düşünür.

İnsan seven de bir hayvandır ayrıca. Sever, sevilir, bağ kurar, köklenir, değişir. Yaralar sarılır, gönüller iyileşir. Eğer ki isterse insan, kötülüğün karşısında dimdik dikilebilir. Korkmadan, kaçmadan, yorulmadan.

Nöroplastisite beynimizi yeni ağlarla örmemizin yollarını arıyor, buluyor gösteriyor. Demek ki insan çözüm arayışlarında sonuca ulaşabilen zeki bir hayvan da ayrıca. Toplumsal bağlarımızı da yeniden örebiliriz o halde zamanla? Neden korktuğumuzu anlamaya çalışarak, korku öğelerimizi yeniden düzenleyebiliriz. Sağlıklı çocuklarla sağlıklı toplumlar inşa edebiliriz belki böyleyece, tıpkı korktuğumuz örümcek ağları gibi. Bir arada, çeşitli ve bağlı.

Dosya Hakkında:

İnsan nedir sorusuna, biyolojik, psikolojik ve felsefi yanıtlar arıyorum.

İnsan Hayvanı: Dosya başlığı, dosya açıklaması ve tüm görseller yapay zeka araçları kullanılarak hazırlandı.

İyi okumalar

Katkı sunmak veyahut soru sormak için:

SON YAZILAR

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:


Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin