Blog Yazmak Üzerine Blog Yazısı

Blog yazılarımı yazarken tepemde dikilip bana sürekli müdahale eden, metnin akışını yönlendiren, kullanmam gereken kelimeleri hatta sıralamarını söyleyen lanet bir patronum var. Adı Search Engine Optimization. Biz ona kısaca SEO diyoruz. Yani Google Arama Motoru Optimizasyonu. Çalıştığım en berbat patron. Bu yazı hiç susmayan patronuma bir başkaldırı.

Blog Yazmakla İlgili - Social NetWork 2023 Raporu

İnsanın Instagramlaşması

Kimse okunmasa bile hala yazar mıydınız sorusuna, elbette diye yanıt verirdi herhalde her yazar. Ki yaşam süresince hiç okunmasa da yazmaya devam eden yazarları düşününce, doğal da geliyor kulağa. 2017 yılından beri düzensiz aralıklarla da olsa sürekli yazdığım, kaç yüz Word sayfası olduğunu asla kestiremeyeceğim bir günlüğüm var. Ölene kadar da yazacağımı düşünüyorum. Kimse okumayacak olsa da -güncem öldükten sonra yayınlanan yazar günlüklerine karışırsa ne ala- fikirlerimi metne dökmekten vazgeçmiyorum. Hem SEO gibi cadaloz bir patron da yok günlüğümün tepesinde. Kelimelerle dilediğim gibi oynuyorum.

Binlerce yıl öncesiyle dün ve bugün şimdi şu an bir aradır, bir ekrana sıkışmıştır ve dasein denilen insan her zamankinden daha yalnızdır. O sonunda Instagram Dasein’ıdır.

Dünyaya Fırlatılmış Yalnız İnsan, Ecem Engin

Geçtiğimiz günlerde düşüncenin Instagramlaşması üzerine Vesaire’de yayımlanan bir makale ardından bu yazıyı kaleme alıyorum. Yarama tuz basan ilgili metinde artık hiç kimsenin uzun metinleri okumadığının altını çiziyor Can Koçak. Sitemkar bir üslupla olabildiğince gerçekçi tespitlerde bulunuyor. 2023’ün son yazısı Dünyaya Fırlatışmış Yalnız İnsan‘da ben de Instagram Dasein‘ı olarak bahsetmiştim modern insandan. Demek Jung‘un kolektif bilinçdışı dediği şey bu kadar aktif çalışıyor. Ve maalesef sadece düşünce değil insan ve eylemleri de Instagramlaşıyor. Üretilen her şey, her düşünce ne oranda Instagram ya da sosyal medya içeriği olabildiğiyle değerlendiriliyor. Elbette ne kadar etkileşim aldığıyla da.

Blog Yazmakla İlgili - Social NetWork 2023 Raporu
Kaynak: Clicks’us Dijital

Dünyanın Yarısından Bir Fazlası Instagram’da

We Are Social reklam ajansının yayınladığı 2023 internet raporuna göre, dünyadaki internet kullanıcısı sayısı 5,16 milyar. Bu da nüfusun yüzde 64,4’ünün yani yarısından çoğunun internet kullandığı anlamına geliyor. Sosyal medya kullanıcısı ise 4,76 milyar. Yine nüfusun yüzde 60’ından biraz daha azı sosyal medya kullanıyor demek. Cep telefonu en yaygın kullanılan internet aracı: dünyadaki kullanıcı sayısı 5,44 milyar, dünya nüfusunun yüzde 68’i demek. Ezcümle gencinden yaşlısına neredeyse tüm dünyanın internette aktif olduğu bir çağdayız. Bu oranın yapay zeka teknolojileriyle daha da artacağını öngörmek zor değil.

Dünyayla tüm etkileşimimizi elimizde tuttuğumuz küçücük ekranlarla yapıyoruz. Sevdiklerimizin neler yaptığını, dünyada olup bitenleri, memleketin içler acısı halini, yeryüzünün öte ucundaki yabani türleri, Taylor Swift’in yeni teklisini, Freud’un söylemediği sözleri, Cemal Süreya’nın yazmadığı şiirleri… Neredeyse tüm bilgi tüketimini tek kaynaktan hem de özetin özeti haliyle alıyoruz. Her bilginin bu kadar hapı, düşüncenin kısaldıkça da kısası varken kimse uzun metinler görmek istemiyor. Okumayı yemek içmek gibi seven ben bile artık, yirmi sayfadan uzun makalelerde yürek sıkışması yaşıyorum. İtiraf ediyorum, blog için araştırma yaparken birçok dosyayı sonra okurum diye favorilere kaydedip bir daha yüzüne bakmıyorum.

Fikirlerimizi içeriklere, içerikleri de sponsorlu gönderilere dönüştürmek için canla başla yarışıyoruz. Kendimizi geliştirmek istediğimiz onlarca farklı alan, kişisel yolculuğumuzu tamamlayabileceğimiz binlerce yol biliyoruz. Şu nefes tekniği kaygıya, bu tür yürüyüş panik atağa, avokado her şeye iyi geliyor. Herkesin her şeyde bilgiç, kimsenin hiçbir şeyde uzman olmadığı bu çağda, cehaletimiz hiç olmadığı kadar para ediyor. Doğal olarak tüm insanlık bu yeni kaynaktan olabildiğince içmek istiyor. Canla başla içerik üretiyoruz.

Burası Instagram Değil

Instagram’da paylaşabileceğimiz yerlere gidiyor, Instagram hikayesi atabileceğimiz etkinlikler yapıyor, Instagram’da takipçi çoğaltacak şeyler öğreniyoruz. Reels videolarında daha çok izlenebilmek için derdimizi anlatmanın en kısa yolunu bulmaya çalışıyoruz. Uzun hikayeleri okumak değil, dinlemek bile istemiyoruz. Çünkü aynı hikayenin binlerce, milyonlarca alternatifi var. Birini kaçırırsak, bir diğerini bulacağız mutlaka biliyoruz. Biz de git gide Instagramlaşıyoruz.

2018’de yaptığım This Is Not Instagram adlı fotoğraf projesi dikkat süremizi üç saniyeye düşüren Instagram’a tepki olarak doğmuştu. Fotoğrafın yalnızca birkaç saniye bakılıp tüketilen bir nesne olmadığını hatırlatmak için fotoğrafları sokağa asmıştık. Fotoğraf sokağa karışsın ve sokak olsun diye burası Instagram değil, demiştik. 2023’te yine aynı kaygıyla uzun blog yazıları yazmaya başladım. Kendimi hızlı tüketim alışkanlığından korumak için, yavaş üretime odaklanmaya çalıştığım bu web sitesi böyle doğdu. Peki beni korudu mu? Sanmam.

Yaz Yaz Yaz Bir Kenara

Blog yazılarımı okuyan manevi Annem ‘yazdıklarını herkesin anlamasını beklemiyor olmalısın’ şeklinde geri dönüşte bulunmuştu. Sebebi ise verdiğim referansların anlaşılabilmesi için ‘belirli kültür seviyesinde’ olmak gerektiği idi. Bu eleştiri Yaşar Kemal’le büyümüş benim için oldukça sertti. Herkesin anlaması gerekmiyor zaten, bu bir tercih diye devam etti manevi Annem. Evet, haklıydı. Bazen anlamak için çaba harcamak da gerekiyor, unutmuştum.

Yazılarım genelde uzundur. Kısa yazmayı da sevmem zaten. Kelime sınırlı öykü denemelerim klostrofobi gibi korkunç bir hüsranla sonuçlanır hep. Kayıp Zamanlar Mecmuası’nı Luna Yayınları için hazırlarken sevgili editör hanımefendi bunca sabırlı olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Yeri gelmişken kendisine anlayışı için bir kez daha teşekkürler. Öykü seçkiye kabul edildikten sonraki uzun süreçte metni kısaltmam için sabırla beni yönlendirdi. Kitaba giren öykü, aslının neredeyse yarı yarıya kısaltılmış hali. Benim için öyküyü yazıp tamamlamaktan çok daha stresliydi bu editörsel düzenleme. Editörlüğün de en az yazarlık kadar -hatta bazen daha fazla- cambazlık gerektirdiğini bir kez daha hatırladım. Ve neden editörlük yapmayı hiç sevmediğimi.

Çocukluğumda büyüyünce yazar olmak istediğimi söylediğimde aldığımda tepkiler genellikle aç kalmakla ilgiliydi. Tiyatrocu arkadaşların da kendi çocukluklarında benzer hatıraları olduğuna eminim. Yazarlık açlığı yanında getiriyor demek, diye kodlanmış olmalı zihnime. Zaten şöyle tarihe bakınca, çoğu yazarın sefalet içindeki yaşamları şüpheye mahal vermiyor, istesem de. Kelimelerin para etmediğini erken yaşta keşfetmiş olmak, yazmak eyleminin cazibesine engel olmadı elbette. Sade‘a kendi dışkısıyla hücre duvarına düşüncelerini yazdıran istence karşı koyabilmek kolay mesele de değil zaten.

Google Sinekleri

Blog Yazmakla İlgili -

Blog yazmak halka açık bir mecrada fikirlerini beyan eden metinler kaleme almak demek. Bu durumda metin yazana ait olmaktan çıkıyor ve kamulaşıyor. Artık yazarın özeli değil bloğundaki o kişisel metin. Kimse okumasa bile SEO’nun tatlı minik arama botları mutlaka okuyup internetin tozlu serverlarına kaydediyor. Fakat sadece yazmak değil, okunmak da istiyorsan interneti tekeline almış Google’ın gerekliliklerini yerine getirmen gerekiyor. Bir de anlaşılmak istiyorsan algılarımızı ele geçirmiş Instagram’ın dayattığı biçimde derdini kısaltman gerekiyor. İnsan bunca patron dırdırı çekerken, içinden geldiği gibi uzun cümlelerle yazan 20. YY yazarlarına içten içe özeniyor. Bu yazı da uzadıkça uzuyor. Google kes artık diyor, tamam.

Üretilen her fikir, kayda geçen her düşünce kolektife hizmet demek. Kolektif hafızaya mirasını yüklüyorsun, istesen de istemesen de; kolektiften bilgi çekip, yine kolektifi besliyorsun. Üretmeyip sadece tükettiğinde ise şişman bir sinek oluyorsun; her şeye konan, bir damla kan çalıp başkasına uçan.

Kısa Fıkra:

WordPress arayüzünde bulunan yapay zeka asistanı blog yazılarını yayınlamadan önce yazı hakkında geri bildirimde bulunuyor. Bu yazı için söyledikleri:

Google Çeviri: İçerik, okuyucularda iyi yankı uyandıran kişisel bir dokunuşla ilgi çekici ve düşündürücüdür. SEO ve sosyal medyanın yazı ve modern kültür üzerindeki etkisi konusunda etkili bir şekilde farkındalık yaratır. Alıntıların ve referansların kullanılması içeriği zenginleştirir ve derinlik katar. Okunabilirliği artırmak için daha uzun paragrafları parçalara ayırmayı düşünün. Ek olarak, kişisel ifade ile SEO gereksinimleri arasındaki dengeyi korumak genel etkiyi artırabilir. Yazarların dijital çağda karşılaştıkları zorlukları, zanaatlarına sadık kalarak yakalayan harika bir iş. İyi işler yapmaya devam edin!

Teşekkürler.

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin