Kuvvetli Bir Alkış ve Samimi Gözyaşları

Kuvvetli Bir Alkış ekrandan silinirken gözyaşları içinde inceden, Shahram Nazeri ile göğe uzanıp portakal oluyorum ben. Kırılarak ve su gibi. Portakalda vitamine geri dönüyorum. Berkun Oya ve tüm ekibe minnet dolu bu yazıyı elmanın lifinden gönderiyor ve elbette Kuvvetli Bir Alkış ile sahneden çekiliyorum.

-spoiler aman aman-
Ayrıca Kuvvetli Bir Alkış’ı hak eden bir eser.

Gabor Mate büyüyebilmek için kırılgan olmamız gerektiğini söylüyor. Bir ağaç kabuğunu örnek göstererek, sert kabuk kırılıp dökülmeden, gövdenin gelişemeyeceğini hatırlatıyor. Yumuşak ve kırılgan olmak büyümek için ön koşuldur, diyor. Kırılgan ve yumuşak olduğumu yeni yeni kabulleniyorum. -bir yengeç gibi- Duygularımı yoğun yaşadığım için her zaman duygusal açıdan fakir insanlardan tarafından incitilebileceğimi de.

Meğer bu seneler evvelinden içgüdüsel olarak uyguladığım bir farkındalık-mış. Kendimi insanlardan çekmem, zaman zamanken gittikçe sıklaşması bu periyotların, hep bundanmış. Altı aydır yüzümü görmeyen dostlarımın sitemkar ama anlayışlı hasretleriyle yüzleşmek ne kadar acı verse de, bu kapanışların gerekliliği de ortada. Dünyada var olabilmenin bir yolunu arıyoruz hepimiz, kendi yolumuzu. Bu çaba bu emek bu bitmek bilmez mücadele hep bundan. Yolumuzu bulmak ve yola koyulmak için. Sonra portakalda vitamin olacağız yeniden. Fakat önce doğmak, doğmuşken yaşamak ve yaşadıkça ölmemek gerek. Bir yol bulup, yol olmak gerek. 

Kuvvetli Bir Alkış ve Gözyaşları ve Berkun Oya

Kuvvetli Bir Alkış ve gözyaşları selinin ardından tuhaf bir rahatlama geliyor içime. Garip ama gerçek. Varım demek, diyorum. Ben varım buradayım ve varız baksana! Kendimi, duygularımı, yetersizliklerimi, açıklarımı, en gizli yaralarımı, manik atak şarkılarımı Netflix’in aracı olduğu bir ekrandan izlemek şaşırtıyor tabi önce. Gerçek mi diye cimcikliyorum etimi bir, yaşıyormuşum. O halde kamera nerede diye bakınıyorum etrafıma, çekmesene kardeşim diyeceğim, bu anın nesini çekiyorsun? Dördüncü duvarı yıkıp izleyici ile aradan, diyaloğumuzu samimileştireceğim. İyice bakınıyorum salonuma, duvarlara, köşelere, alçıpanların arkasına, yastık aralarına ve kapı arkalarına. Ne kamera ne de memera. Dev bir dekor bu hatırlıyorum sonra, simülasyonda doğru haritada mıyız? Shirin konser kaydını açıyorum hemen. Zıplamaya başlıyorum salonun ortasında. Evet doğru yer, doğru zaman. Birkaç hafta evvel Spotify hatırlatmıştı bu şarkıyı, Mezopotamya’dan Ciğer’e isimli çalma listeme eklemiştim. Zamanı şimdiymiş demek diyorum ayağım tavana değecekken. Her şeyin bir zamanı var. Yaşamanın ve ölmenin ve doğmanın da.

İnsan Olmanın Dayanılmaz Sancısı

İnsan olmak ne büyük mesele. Ne bitmek bilmez bir yolculuk, ne başı var ne sonu. Yürü Allah yürü, aydınlık da sen karanlık da. Seneler var bizim saydığımız ama güneşin hiç umurunda olmayan. Saatler var bazen geçmek bilmez bir hastane koridorunda veyahut bir cenaze arabasında. Dakikalar var Azrail’in sayıp durduğu ve ömürler süren ölümler var. Yürüyorsun. Yürüyorum. ‘Hayat işte, yaşayıp göreceğiz.’ Bu kadar büyük mesele etmek niye? 

Gezegenin umurunda olmasa da ben otuz dört senedir üzerinde varlık sürdürüyorum. Şurada birkaç ay sonra otuz beşinci sene-i devriyesi olacak. Dante gibi ortasındayız ömrün. Hala kendimde girmediğim ne çok oda, kafamı çevirip bakmadığım ne çok hatıra ve çözemediğim nice travma var. Hepsi de benim, hepsi bana ait. Bunlara rağmen değil, bunlarla beraber yaşıyorum. Yürüyorum yolum neyse, neredeysem, yol olmaya niyetleniyorum. Beni tiksindiren ne varsa, dayanılmaz kılan manzarayı, dönüp dönüp daha çok bakmam gerek, biliyorum. Yargıladıklarımı yaşayıp, yaşayarak öğrenip, yaşamalıyım inat gibi kendime, görüyorum. Yine de ama şu kibir denilen mereti insan olup da yenemiyorum. Bu nasıl bir şuursuzluk diye haykırmak geliyor içimden yaşananlara baktıkça. Kabullenmek için çaba harcıyorum. 

Kuvvetli Bir Alkış Bizim İçin

Kuvvetli Bir Alkış Berkun Oya’nın oya gibi işlediği bir tragedya olmuş. Üstelik kafiye olsun diye. Absürt komedi veyahut kara mizah demeye dilim varmaz, epey drama çünkü. Absürt diyebileceğim pek bir şey de göremedim ben, her şey oldukça olası idi sanki akışta. Benim gibiler için özellikle, portakal olmayı özleyenler, memleket hasreti çekenler için. Varolmanın dayanılmaz acıları içinde yaşamda kendine bir alan yaratmaya çalışanların draması.

Ekşisözlük’te bir yazar ‘gariban entelektüeller’ olarak bahsetmiş seriye konu olan eleştiri muhatabı sosyal grup için. Kadıköylüler, Modalılar olarak bahsi geçiyor sahnede zaman zaman. Fakat bence kör göze parmak sokan eleştirileri rahatsız etmiyor dramanın akışında. Zaten acı dolan bir gerçeği eğip bükmenin daha da acı verici tarafları baskın geliyor nitekim. Bazı anlar o kadar sana ait ki, sanki bir rüyayı hatırlıyorsun izlerken. İşler benim gibilerin tarafında böyle en azından. Ben ve bengiller peki, kimiz biz? Portakalda vitamin, elmada lif. Sen, ben hepimiz. Doğmayı biz seçmediklerdeniz..

TikTok Organizması Metinler

Kuvvetli Bir Alkış Metin’in otuz senelik hayat yolculuğuna nihilist bir rüyadan bakıyor. Varlık meselesi çağlardır tartıştığı konu felsefenin. Güncelliğini asla yitirmeyen ve insan var oldukça da kendi kendi güncelleyen şu mühim konu. Varız. Peki neden varız? Yapay zekanın sahneye hızlıca parlak bir giriş yaptığı çağımızda bu soru hiç olmadığı kadar anlam kazanmışken üstelik. Biz artık devasa bir organizmayız. Tüm insanlık, birbirine TikTok ve Instagram’la bağlanan, duygularını konuşmak yerine temsili videolarla iletişim kuran kocaman bir yaratık. Yapay zeka tarafından yok edilecek olan kibirli insanlık.

Bu kocaman organizma üzerinde üzerimize vazife olmasa da her konuda fikir beyan ediyor, çağımız adına konuşuyor ve neslimizi tüketecek olan yapay zekayı geliştiriyoruz. Kibrimizden burnumuzun ucunu görmüyor yine de yaşamı anlamlı kılmak için gücümüz yettiğince çaba harcıyoruz. Seksenler partisi veriyoruz sözgelimi, Alara’ların apartmanının önündeki hayatta. Yağmalanmış bakkaldan misket buluyoruz, ip atlıyoruz. Geçmişin sadece eğlenceli yanlarını hatırlayarak partiliyor ve böylece bugün çektiğimiz acıları gizliyoruz. Beş yaşındaki Metin söylüyor bunları, ben dinliyorum ekranın karşısında, ne güzel konuşuyorum! 

Hayat İşte Yaşayıp Göreceğiz

Metin’e acı veren ne varsa Kuvvetli Bir Alkış’ı hak ediyor. Hissediyorum Metin’in derdini, yüreğimde duyuyorum. Sarılıyorum kıymetli yerinden hatıraların, merak etme diyorum ‘hayat işte, yaşayıp göreceğiz. Kendini bu kadar önemseme’. Kuvvetli Bir Alkış hikayesinde en keyifli sahnelerden biri bu, Kudret ve Metin’in plasenta karşılaşmaları. Daha sesini seçmemişken davasını seçen Kudret’in yaşama gücüne hayran oluyor Metin. Kudret çözmüş meseleyi, kendine bir amaç koymuş, bir mücadele alanı yaratmış. Yaşayacak Kudret, mücadelesi sürecek ömür boyunca ve sonra ölüp yeniden doğacak bir elmada. Bu kadar dert etme kendini bir amaç bul, yaşa geçsin gitsin, diyor nihilizm batağındaki Metin’e. Yüzyıllardır doğu batı felsefesinin, psikolojinin söyleyip durduğu meseleyi daha anne karnında çözmüş Kudret. Her sabah yataktan çıkacak bir amacının olması gerektiğini anlamış. Benim anlamam neredeyse otuz sene sürüyor. Hayat işte, bu kadar abartma, diyorum. Shirin orkestrayla atağa kalkıyor.

Sert geçen orta yaş krizim insan olma serüvenimde hatırlayacağım zamanlardan biri. Bunu daha yaşarken biliyorum. Yirmi yedi de böyle idi. O meşhur 27 yaş krizi tekme tokat dalmıştı hayatıma. Yaşadığım için şanslıyım. Ölebilirdim. Ölmek istemiştim. Yaşamayı yeniden öğrenmem gerekecek kadar yaşamdan çekilmiştim. Dünya ağrısı kemiklerime kaslarıma saldırıyordu. Ne yemek yiyebiliyordum, ne aylarca uyku uyudum. Tek başıma suyun altına girip de yıkanamadığım günler oldu güçsüzlükten. Bugün dakikalarca plank pozunda duruyorum titremeden. İnsan olmak ne büyük mesele. Kimsenin beni anlamadığını, yapayalnız bir girdabın içinde sonsuz karanlığın derinine savrulduğumu hissediyordum. Hala bir tarafım derinde o girdapın ufkunda tutunuyor yaşama. Yapayalnız kalmanın kendini koca dünyada kimsesiz ve çaresiz hissetmenin ne demek olduğunu biliyorum. Anlamanın laneti var üzerimde, doğduğumdan beri ve bu genetik kodu değiştiremiyorum.

Gılgamış’ın Yılanı

Duygusal dayanıklılığın bir gen kodundan kaynaklandığını öğrendiğimden beri daha rahatım. Artık bunu değiştiremeyeceğimi biliyorum, kabullenmeliyim. Diğerlerinden farklı olacağım, daha fazla hissedeceğim, hep daha çok canım yanacak. Ne kadar farkındaysam, o kadar acı çekeceğim. Bu çoğu zaman dayanılmaz olacak. Fakat varlığım yaşamak meziyetini işte böyle kazanacak. Öğrendim, öğreniyorum. Duygularımı dışavurmanın çeşit çeşit yolunu öğreniyorum. Dans bunlardan biri, belki de en net bedenleneni. Metin’in de müziğe sığınması boşuna değil. Sanata bırakması kendini, zorunluluktan. İlk var olduğu portakalda vitamin olup anne karnında tutunduğu bir imajın gölgesinde oturup beklemesi ölümü, tesadüf hiç değil. Azrailin yılan olup gelmesi de aynı amaçtan. Yılan hem, bizim tanıdık yılan, hatırlarsın bir düşün, hani ilk adı Gılgamış olan. Kuvvetli Bir Alkış serisinin en keyifli detaylarından biri idi bana göre. 

Gılgamış’ı bilirsiniz, ölümsüzlüğü arayan kral. Dava arkadaşı Enkidu’nun Tanrılar tarafından ölümle cezalandırılmasıyla tanışır insanın ölümlülük gerçeğiyle. Yas acısıyla gönlü yanan Gılgamış düşer yollara, ab-ı hayattan içip ölümsüz olacaktır. Gel gör ki ölüm insana haktır, ne yapsa bu gerçekten kaçamayacaktır. Yine de boşuna değildir Gılgamış’ın arayışı. Yılanla olan son karşılaşması büyütür çocuk kralı, insan yapar. Yaşam veren ölümsüzlük otunu yiyen yılan sıyrılır eski derisinden, yenisine bürünür Gılgamış’ın gözleri önünde. Yolculuğunun sonunda karşılaştığı yılandan ölümsüzlüğü değil bilgeliği kazanır böylece. Yılan da çağlar boyunca şifanın, sağlığın, bilgeliğin ve hatta ölümsüzlüğün sembolü oluverir. Metin’in ölümünün ölümsüzlüğün metaforu yılan tarafından gerçekleşmesi Berkun Oya’nın ve senarist ekibinin incelikli zihninin eseri. Sonsuz bir döngünün içinde yaşayıp gidiyoruz işte, demenin zehirli hali. 

Küçük Burjuvazinin Aleni Çekiciliği

Friends&Plants bölümünde Metin’in ansızın bir panel kürsüsünde kendini bulması bana Burjuvazinin Gizli Çekiciliği‘ndeki tiyatro sahnesini anımsatıyor. Aynı iç sıkıntısıyla takip ediyorum sahneyi. Berkun Oya da meslekdaşı Luis Buñuel gibi dan diye giriyor konuya, hazırlıksız yakalıyor izleyiciyi. Oya’nın seri boyunca böyle minik şok anları var, daha da keyifli kılıyor izlemeyi.

Netflix’in mini serisi Kuvvetli Bir Alkış globalde de başarı elde edeceği şimdiden belli bir dizi olmuş. Aynı hikayeye sıkıştırılmaya çalışılan onlarca farklı metafor ve mesaj gönderme kaygısı bile bozamıyor yarattığı hissi. Tadı damakta kalıyor.

Seride herkesin dikkatini çeken ve hatta çekmesi için üstün çaba gösterilen aklımda kalan esas meselelerden birkaçı:

  • İlişkilerdeki iletişimsizlik ve yarattığı tahribat (telefon görüşmesi müthişti)
  • Çağımızın her şeye burnunu sokan hadsiz görüşleri (çağımız sizi affeetmeyecek)
  • Düşüncelerine saygı duyuyorum ve benim de … arkadaşlarım var
  • Dekor varoluş çabalarının ömür tüketen sessizliğinde yiten hayatlar (izleme beni siktir git)
  • Yalnız kalamadığı içinde ilişki içinde olanların, konuşamadığı için ayrılamayanların, ayrılamadığı için çocuk yapanların, beceremediği için boşanamayanların boşa giden koca ömrü (ben boşanmak istiyorum)
  • Erkek analarının ve genel olarak ‘benim oğluşum’ anacılığının gerçeklerin üzerini örten yıkama yağlamacılığı (sıcak çikolatadan smothieye bir ömür)
  • Bir yerden politik eleştiri yapmam lazım ama neresi tam emin değilim dur kendi güruhuma çarpayımcı yaklaşımı (dava insanları)
  • Ezcümle küçük-burjuva yeni orta sınıfın Orta Doğu’nun zamansız çağımızda yaşadıkları

Ve daha sayamayacağım kadar çok açık-kapalı mesajı ve inceliğiyle Kuvvetli Bir Alkış Netflix Türkiye’de izlediğim açık ara en kaliteli içerik. Gözyaşları içinde Berkun Oya başta olmak üzere tüm film ekibine Kuvvetli Bir Alkış. 

bir garip kendime not:

Yapay Zeka ile Doğal Diyaloglar serisinin ikinci durağı idi Gılgamış’la Buluşma. Hayat sahiden de sade bir döngüden ibaret.

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin