teşekkürler 2023, beni aldın, Allah’ı verdin, kalbimi tarumar ettin, öldürdün ve dirilttin

İlk kez bulunduğum Karadeniz’in kuzeyinde, herkesin ne kadar da çok karadenizli olduğu ve benim bunu anlamakta güçlük çektiğim bir kentin devlet hastanesinin dahiliye servisinde, bugünlerde birbirimizin yüzünü görmeyi bırak adına tahammül edemediğimiz(rüyalarımdan anladığım kadarıyla böyledir herhalde) ruh eşim olduğuna inandığım eski sevgilimin hasta Ananesini ziyaret ile başlayan 2023’ün ilk saatleri, türlü hastane ve kliniklerin çeşitli servislerinde geçirilen nice başka saatlerle devam etti, ediyor. Bu kadar uzun ve zor bir cümleyi kurmaya çabalamak bile 2023’ümün özetidir. Sayısını hatırlamak istemediğim kadar çok kedi ölüsü ve gömüşü, ayrıl barış asla sevmeyi/sevilmeyi beceremediğimiz bir ilişkinin yürek acısı ve hala çekilen ayrılık sancısı, 13 yaşındaki Fıstık’ın ellerimde ölümü ile başlayan yaşlı kedilerimizin bir bir bizi terk edişi ve yoldaşı olduğum nice ölümler, ana oğul Patik ve Sincap’ın arka arkaya gidişi, dostların ailelerine ansızın girip çıkan kanser hücreleri ve yine ani ölümler, şimdi anımsayamadığım kadar çok hastalığın eksik tamam tedavisi, migrenle dolu çokça cinnet gecesi, atakların el ele verip katlettiği öfke nöbetleri ve ağlama krizi, hayatımdan çıkan ve nedense özleyemediğim birçok dostun beklenmedik terk edişi, Babannemin intiharı ile başlayan aile dramımızın Aralık’ın son günlerinde canım Dayımın ani ölümüyle devam etmesi ve hala bitmemesi, çokça yalnızlık, elem, acı, keder, dram ve benim bu travmalarım ne olacak senesi: teşekkürler 2023, Zeki Demirkubuz filmi tadındaki tüm günlerin için. Şubat ayında başlayan Büyük Kahramanmaraş Depremleri sürecinin hayatıma ve akıl/ruh sağlığıma ne kadar etkili olduğunu ise, yazmaya dahi gücüm yok, koca coğrafya yaşıyor zaten. Nice ümitlerle ve Lozan’ın gizli maddeleriyle hazırladığım ‘hedef listem’ ise, şaşırtıcı bir biçimde yarısından fazlasını tamamlamış durumda. E tabi bunca acıya dayanıp, hala içime yaşama umudu eken Allah’ı buluş serüvenim de 2023’ün çok şükür dedirtenlerinden. Belki tüm bu cefa, Allah’la karşılaşmak içindir, kim bilir? Bir de dans tabi, bunca zorluk, göbek dansıyla köklendiğim bedenimi keşfetme yolculuğuma sebeptir.

İnsan zamanı hesaplamayı, yaşadığı/yaşamadığı günleri ölçmeyi bilişsel farkındalığının ilk çağlarından itibaren istemiş, denemiş. Ölümlü oluşumuz ve bunu fark etmemiz, şu güzelim yeryüzünde geçirdiğimiz sürenin kısıtlılığını yüzümüze laps diye vurduğundan olsa gerek. Ne kadar yaşadık, daha ne kadar yaşayacağız, yaşadık tamam da ama ne yaşadık gibi bitmek bilmez bir muhasebe içindeyiz. Herkes gibi, elbette ben de. Çünkü henüz insan olma yolunda emeklemeyi bırak ayaklarımı oynatmayı beceremediğim şu canım dünyada, dünyevi kaygılardan kurtulamadım daha. Öğreniyorum, öğreniyoruz, öğreniriz inşallah. Ben buraya insan olmaya geldim, dedim 2023’te, diyorum, deniyorum, dünyadaki varlığımın sebebine dair en azından bir fikir edindim -sanıyorum-. Otuz dört senedir devam eden varoluşsal kaygılarım, kendimi inancın güvenli limanına teslim etmemle bir anda anlam kazandı. Yaşadığım onca acı, yandığım nice yangın, pişmek içinmiş anladım. Ya da anladığımı sandım. Oysa nasıl cahilim, nasıl bilmezim haddimi. Kibrim sonsuz, sanki şu dağları ben yarattım. En çok ben bilmişim gibi yaşamayı/sevmeyi nice güzelliği/sevmeyi ah alıp kanattım. Görüyor, üzülüyor ve ağlıyorum. Sonra bir gül görüyorum, kırmızı, sarı, pembe, açmış kışın ortasında yekpare, gülümsüyor, sevinçle doluyor sevdikçe seviyorum, seviniyorum. Unutuyorum sonra yaşamı, ölüme, ölenlere, ölmeye ağlıyorum. Seviyorum gönlüm dola dola, sevdiğimi bile isteye kendimden kovuyorum. Özlüyorum yine de gururdan hasretimi içime gizliyorum. Cahildim, cahilim diyorum, dünyanın rengine kanıyorum. Tüm suçu da gezegenin güneşi etrafında tam tur dönüşüne bağlıyorum. Sorumlusu sensin yaşananların 2023, bitip de gidesin. Gülüyorum sonra üzerimden attım nasılsa, dert senin 2023 ben 2024’e koşarak gidiyorum. İnsanım, insan olmaya çabalıyorum.

Cümlelerim dağınık, ruhum paramparça. Ölüm var ölüm, her gün, her dakika en çok bunu hatırlıyorum. Memento mori, diyor hayat, her yerden, ölüm kendini hatırlatıyor ben unutsam. Sahilde yürürken tuz kokusuna bulanmış Kaz Dağları’na karşı, güllerin kedilerin güzelliğiyle sarhoşken, bir kaplumbağa ölüsü görüyorum söz gelimi, kafası paramparça, kabuğu dağılmış, bir zamanlar yaşamış, ölüm var hatırlıyorum. Gencecik bir adamın ansızın öldüğünü duyuyorum gecenin bir vakti, üzülüyorum. Sonra biri daha ve biri daha, bakıyorum kendime, ben hala yaşıyorum. Demek yaşanacak günümüz var daha, yaşayacağız, diyorum. Allah kerim, göreceğiz heybemizde ne varsa. Şükrediyorum.

Kendimle baş başa kalmayı öğrendim bu sene. En sevdiklerimle sınanmayı, geride kalmayı. Nice acı görüp, içimde hissedip sonra yaşamak için gördüklerimi unutmayı. Sevmeyi kolum gibi benden ve vazgeçmeyi sevdiğimden kolumu koparırcasına. İnsanın yalnızlığıyla tanışmasıyla başlıyormuş olgunluk denilen serüven, tanıştım yalnızlığımla bu sene. Allah’ı buldum içimde sonra. Böylece anladım hiç yalnız olmadığımı, kainatta bir zerre olup da, bir zerrede koca kainatı taşıdığımı. Boyumdan büyük lafların nasıl boyumu posumu devirdiğini. Az konuşmak, çok susmak gerektiğini. Az yemeyi ve doymadan sofradan kalkmayı bilmeyi. Ayıpladığın şeylerin bir bir seni bulduğunu ve senin neyi ayıpladığını ah nasıl da unuttuğunu. Sincapsızlık korkumla tanıştım bu sene, en büyük korkumla yüzleştim. Kanata kanata hem de, aylarca her an her saniye gidecekmiş gibi gözüne bakıp, gideceğini anladığımda delirip öfkemde boğuldum. Çok ağladım bu sene, ne kadar ağladıysam o kadar da arındım. Hep felaket vermedi ya Allah, nice güzel anlarda, tahmin edilemez mutluluklarla tanıştım. Ne güzel sofralarda baldan lokmalara bulaştım. Sevdim, sevildim, ayrıldım. Leyla olmak tamam Mecnun olmak da varmış, sarı sıcak çöllerde kendi Leylamla tanıştım. Ağladım Allahım, güldüm Allahım, kanadım Allahım, insan olmak için çok çalıştım, yandım söndüm yine yandım, sen söndür Allahım.

Ben buraya insan olmaya geldim. Aşka düştüm bu sene, deliydim zaten bir de aşık oldum. Gönlüm taştı sevgiyle, ayrılığa bile aşkla dokundum. Bilmem gösterebildim mi sevgimi, ama bilirim anlatamadım derdimi. Allahım tamam ben anlatmaktan yoruldum. ‘Unutma, dünyada yaşamıyorsun, dünyadan geçiyorsun.’ diye bin yıl öteden seslenen Rumi’yi duydum. “İnsanın bir damla kan, binbir endişeden ibaret”* olduğunu canımda, tenimde duydum. Gördüğüm nice gül bunca sene, kokusunu daha yeni duydum. Aşkın akıl işi olmadığını Şems’ten okudum; “Gül ki her gönlün mürşididir. Kimini kokusuyla şad eder kimini de dikeniyle irşad eder”. Gülü dikeniyle gönlümün en kuytusuna dokudum, bülbüller duydum, dikenlerinden kanadım durdum. Kendimi bilir zannederdim, bildiklerimi cahilliğimde unuttum. Çok büyük laflar konuşmuştum, laflarımı susuz bir bir yuttum. Yoldayım sanardım, yolum sade kendimeymiş, yürüdüm, koştum, düştüm, yoruldum. Aşığa aşkı ağır gelmezmiş, anladım, aşka sarıldım, kendimi kendimden doğurdum.

Otuz dördüncü sene-i devriyesi dünyadaki rüyamın. Uyudum, uyandım, yine uyurum. Teşekkürler 2023, seni unutmam, sen beni unut, ben kaybettiklerimi başka surette yine bulurum.

Şükürler olsun.

*Sadi Şirazi

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin