Kiminin sultanı kiminin kabusu, bazısının ahı, bazısının da namusu; 2. Abdülhamid;
100 yıllık hayalet. Kasım ayının dosya konusu.
İyi okumalar.

Sarayından dünyaya açılan bir pencerede oturmuş, yüzünü batıya dönmüş kuvvetli şark ikonu 2. Abdülhamid Sultan. Altı yüz yıllık bir mektubun son satırları. Oğuz Atay’ın bilinçaltından Türk Edebiyatı’na armağan edilen Abdülhamid Kabusu, koca bir milletin kolektif hatıralarının gerçekçi tezahürü. Tam da bu nedenle, yani siyasal islamın özüne inip hayaletlerimizle yüzleşmek gayesiyle Abdülhamid’le tanışıyorum. Bugüne kadar pek yüzüne bakmadığımı, her karşılaştığımda anlamlandıramadığım bir öfkeyle dilimin arasından ‘saltanatınız batsın’ diye tısladığımı özellikle belirtmem gerek. Otuz dördüncü senesinde ömrümün, bir sarayın artığında yaşamaya çalışırken yeniden, merhaba diyorum, Sayın Sultan, kimsin sen? Ulu Hakan mı? Kızıl Sultan mı?
Gencecik Türkiye Cumhuriyeti’nde Osmanlı’dan arta kalan her şeyin potansiyel tehlike olarak görülmesi ve sansürlenmesi oldukça olağan. 1930’lu yıllardaki Osmanlı’yı reddediş eğiliminin sonraki on yıllarda ‘anlama’ çalışmasına döndüğünü görüyoruz. Hatta 60’lara gelindiğinde Tanzimat reformculuğuyla barışmaya bile çalışmışız. Yine de Abdülhamid döneminin gerici olduğunu savunma alışkanlığı sürmüş gözüküyor. Fakat her şeye rağmen, 2. Abdülhamid Sultan döneminde atılan adımların, kent altyapılarının ve iletişim ağlarının Kurtuluş Savaşı’na giden yolları döşediğini reddedemeyiz. Modern, seküler Türkiye aydını için öcü olan Sultan’a dair benim de tek bildiğim, kendi cahilliğim. Cumhuriyet’in 100. Yılı’nda, İlber Hoca’nın dahi yeterince araştırma yapılmadığını söylediği Abdülhamid dönemiyle ilgili bu dosyayı, bu gerekçeyle hazırlıyorum.
Şarkta Garplı, Garpta Şarklı
Yeni Cumhuriyetçiler, İkinci Cumhuriyetçiler, Üçüncü Cumhuriyetçiler, ay ne kadar da Cumhuriyetçi Cumhuriyetçiler gibi Osmanlı da kendi içinde sürekli yenilenmiş. 600 senelik dünyaya yayılmış imparatorluğun sonuna doğmak, Abdülhamid’in şansı mı, şanssızlığı mı bilinmez. Yine de Sultan’ın çağının insanı olabilmek için çabaladığını fark ediyorum, hakkında okudukça. Yüzünü batıya dönmüş, teknolojik gelişmelerden haberdar, reformist, sanatkar, koleksiyoner, banker ve daha birçok şey 2. Abdülhamid Sultan. Sanat ve sanatçının dostu, kız çocuklarının okuma umudu, polisiye roman tutkunu, fotoğraf denilen icadın vurgunu. Batı müziğine ve sahne sanatlarına ayrıca düşkün, Osmanlı musikisinden bir o kadar hoşlanmıyor. Ayrıca bugün hala can alan kuduz belasının aşısını memleket topraklarına sokak adam.
Tüm bu batılı alışkanlıklara rağmen Sultan, bir o kadar da dini bütün bir insan. Sufi tarikatlarla ve Müslüman ulemayla arasını sıkı tutuyor. Osmanlı’yı yeniden bir araya getirecek şeyin din kardeşliği olduğuna inanıyor. Sultan ne batıya yaranabiliyor ne doğuya. Yüzünü şarka dönse, garplı, garba dönse şarklı. Ne yapacak Sultan iki arada bir derede? Hangi sıfatı seçecek; reformist mi olacak, mürteci mi? Ahmet Hamdi Tanpınar, tüm Türkiye evlatlarını bu sıkışmışlığın yediğini söylüyor Huzur’da. Medeniyet denilen geleceğe aç kuşaklar, geçmişin hayaletlerine yeniliyor. 2. Abdülhamid Sultan tüm yaşamıyla bu arada kalmışlığın kalesi gibi, geçmişten bugüne sızıyor; yaptığımız bütün devrimlerin aslı yok mu hünkarım, diye sorsak, bana kalırsa yok demesi bundan.

Karanlıkta ama Umutlu
İki uçlu duygu durum bozukluğu gibi 2. Abdülhamid Sultan sınırlarda geziyor hep hayatı boyunca. Öldükten bir asır sonra bile hala, ne doğuda ne batıda kimsenin, 2. Abdülhamid Sultan tam bizdendir diyememesi aynı kafa karışıklığının eseri. Doğduğu günden beri Osmanlı’da da aynı kararsızlık hakim çünkü. Padişah Abdülmecid’in 2. oğlu olarak nispeten rahat bir ortama doğuyor 2. Abdülhamid Sultan. Abdülmecid dönemi Tanzimatı hem sarayda hem de Osmanlı’nın elit kesiminde bir rahatlama yaratmış durumda. Büyük Avrupa güçleriyle ekonomik ve diplomatik tarafta kurulan yakın ilişkiler, cemiyetin de dönüşümüne vesile olmuş. Kaymak tabakada keyifler gıcır.
Osmanlı’da Burjuva Doğuyor
Elit kesim Fransız ve İngiliz kültürünün etkisi altında. Yaşam alışkanlıkları, zevkler ve moda hızla batılaşıyor. Özellikle İstanbul ve çevresindeki bu olumlu hava, nispeten taşraya kadar seyretmiş durumda. Hem saray eşrafı hem teba, Osmanlı’nın modernleşen dünyada kendine yer bulabileceğine hala inanıyor. Avrupa’daki yeni liberal düşünceler, teknolojik gelişmeler ve sanayi devrimi, insanlığın geleceğine dair yeni ihtimaller doğuruyor. Avrupa mutlu, Osmanlı umutlu. (Bulguru taşla kaynatan halktan bahsetmiyoruz tabi burada. Elini kemirsin o halk, daha Kurtuluş Savaşı’na koşacak.)
İşte böyle nispeten ümitvar bir ortamda dünyaya gözlerini açıyor 2. Abdülhamid Sultan. Annesinin on bir yaşındaki vefatından sonra, çocuk özlemi çeken üvey annesi Parastu tarafından büyütülüyor. Nezaketinin ve mali konularda dikkatinin kaynağında Parastu’nun eğitimi olduğu söyleniyor. Tüm diğer şehzadeler gibi babasını hemen hemen hiç görmeden, sıkı bir eğitimle sarayda yetiştiriliyor. Geleneksel şehzade eğitiminin yanı sıra Fransızca da öğreniyor ve piyanoyu iyi çalıyor. Ayrıca İtalyan tarzı komik operaları çok seviyor. Gençliğinden itibaren teknolojiyle ilgili. Özellikle modern tarım tekniklerini yakından takip ediyor. Henüz şehzade iken babası Sultan Abdülmecid’in verdiği bir araziyi modern yöntemlerle karlı bir çiftliğe dönüştüyor. Dünya borsalarını da Avrupa gazetelerinden izliyor. Zaten jurnala da özel bir merakı var. Yapay zekayla tanışsa ne kadar heyecanlanırdı kim bilir?
Abdülhamid ve Sherlock Holmes
Sultanın geceleri uyumadan önce kitap dinleme alışkanlığı var. Bugünlerde yaşasaydı sıkı bir sesli kitap ve podcast tutkunu olacağını tahmin ediyorum. Yıkılmakta olan bir imparatorluğun son padişahı olmanın ne ağır bir yük olduğu aşikar. 2. Abdülhamid Sultan kitaplara, hikayelere ve özellikle polisiye romanlara belki de bu yüzden sığınıyor. Bediazepemin henüz icat olmadığı bir çağda, kitapları uyku ilacı olarak kullanıyor Sultan.
Gündüzleri beni meşgul eden işlerin ağırlığından kurtulmak, zihnimi başka taraflara sevk edip düşüncelerimi def etmek ve rahat uyuyabilmek için her gece odamda kitap okutuyorum. Okuttuğum eserler ciddi olursa, büsbütün uykum kaçıyor. Onun için birtakım romanlar tercüme ettiriyorum.
(Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid)
Avrupa’nın etkisiyle gelişen romantik yerli edebiyattan ise hiç haz etmiyor 2. Abdülhamid Sultan. Aksine o bir polisiye roman tutkunu. Google Translate’in olmadığı bir zamanda, dünya edebiyatını nasıl okuyacak Sultan? Özel çevirmen bürosuna beş yüzden fazla eser çevirterek tabi.* Sultan olmanın da böyle güzellikleri var. Polisiye romanlarına ayrıca ilgili olduğunu bilen çevirmenleri sayesinde Sherlock Holmes’la da tanışıyor. Böylece bu efsane dedektifin büyük hayranı oluyor. Bir gece süt kardeşinin okuduğu minik hikayeden çok etkilenince İngiliz Büyükelçisi’nden tüm Sherlock Holmes serisini talep ediyor. (Padişah olunca yapılacak ufak şımarıklıklar.) Jules Verne’in maceraları ve Edgar Allen Poe Sultan’ın diğer favori yazarlarından. Yerli yazarlardan Ahmet Mithat Efendi’yi çok sevdiği ve ısmarlama hikayeler yazdırdığı da diğer rivayetler arasında.
Evhamlı Sultan 2. Abdülhamid
Sultan 2. Abdülhamid’in Sherlock Holmes yazarı Sir Artur Conan Doyle’u İstanbul’da ağırladığı ise anlatması keyifli bir şehir efsanesi -olsa gerek-. Artur Conan Doyle kendi hatıralarında İstanbul’da olduğu dönemin Ramazan ayına denk gelmesinden dolayı Sultan’la görüşemediğini söylemiş. Fakat Sultan’ın yaveri kendisini özel olarak ziyaret etmiş ve şefkat nişanıyla onurlandırılmış. Bir rivayet de Sultan’ın evhamlı karakteri nedeniyle Conan Doyle’u saraya davet etmediği yönünde. Şimdi bu adam gelir de sarayın tüm incik cincik detaylarını yeni hikayesinde peyzaj yapar kaygısı güttüğünü söylüyor saray danışmanı Odyan Efendi. Yaygın kaygı bozukluğundan muzdarip bendeniz için, gayet makul bir iddia.

1911 yılında yayınlanan ve Yervant Odyan tarafından kaleme alınan “Abdülhamid ve Sherlock Holmes” romanı meraklılar için ilgi çekici olabilir. Dönemin muhalif kanadının duygu dünyasını anlamak adına önemli bir kaynak olduğu yorumu var. Ben henüz okumadım, zaten polisiye de pek sevmem.
Sansürün Sultanı 2. Abdülhamid
Sultan 2. Abdülhamid’in edebiyata yakından ilgili olduğunu ve okumayı çokça sevdiğini görüyoruz. Fakat kendisinin okumayı sevdiği şeyler konusunda ilerici olduğunu, tehlikeli bulduğu konularda ise sansürün sultanı olarak gerici kaldığını söylemekte fayda var. 2. Abdülhamid döneminde kitle iletişiminde yeni bir çağa geçilmişti. İletişim modelleri çeşitleniyor, saraydan bihaber yaşayan halk gazeteler sayesinde günlük olarak haber edinebiliyordu. Bilginin sadece gazete/dergi gibi yazılı mecralardan edinildiği böyle bir çağda, Sultan’ın sansür kaygısını anlaşılabilir. O cahil halkın bilen babası olarak hükümdarlığını sürdürmek isterken, bir takım çok bilmişler halkı ‘akıllandırmaya’ çalışıyorsa elbette karşılığını bulacaktı.
Diğer Sultanlar gibi, okuryazar kesimin tehlikesinin farkında olan 2. Abdülhamid imparatorluğa yönelik tehditlerin bu elit kesimden çıkacağına inanıyordu. Abdülhamid kendi tebasında ‘baba’ misyonu edinmişti. “Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi” ünvanını kullanmasından görüyoruz ki, yüzü batıda olsa da, imparatorluğu bir arada tutacak şeyin ümmet olduğunu düşünüyordu. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi 2. Abdülhamid Sultan biraz da evhamlı idi. Bu nedenle sansürün anlaşılabilir boyutunun çok daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz. Sansür ve Abdülhamid dönemi başlı başına oldukça geniş bir konu olduğundan, bunu sonraki yazıya bırakıyorum.
Gelecek Konular:
- 2. Abdülhamid’in sanata bakışı ve katkıları
- Dillere destan koleksiyonu ve fotoğraf merakı
- Evhamlı Sultan’ın sansürle imtihanı
Kaynak ve İleri Okuma
Modernite, Tarih ve İdeoloji: II.Abdülhamid Dönemi Tarihçiliği Üzerine Bir Değerlendirme, Nadir ÖZBEK
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/651725
Sultan 2. Abdülhamid’in Ulema ve Meşayih ile İlişkileri, Emre AYDIN, 2019 https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/90157/T08440.pdf?sequence=1&isAllowed=y
Türkiye’de İlk Basın Yasakları ve Abdülhamid Sansürü, Dr. Bora Ataman
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2967
The Problems of External Pressures, Power Struggles, and Budgetary Deficits in Ottoman Politics, Engin Deniz AKARLI,
Under Abdulhamid II (1876-1909): Origins and Solutions
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/1803
* Bahsi geçen eserleri İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde bulmak mümkün.
Sen!
Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:
Dosya Hakkında:
2. Abdülhamid Sultan çok katmanlı hayatında birbirinden farklı birçok misyonun altına girmiş. Ailesiyle vakit geçirmeyi, İstanbul’da gezmeyi ve piyano çalmayı severmiş. Bir yandan da kanlı katliamlarla isyan bastırmayı da. Altı yüz senenin hatırasını kendisine yükleyip geleceğe ilerlemek isteyen Sultan için işlerin ne kadar zorlaşabileceğini tahmin etmek güç değil. Daha önce de söylediğim gibi, bu bir politika dosyası değil, insani bir araştırma. 2. Abdülhamid’in tarihteki anlamının ne olduğu, tarih araştırmacılarının görevi. Ben 2. Abdülhamid Sultan kim sorusuna, kendi yolumda cevap aramaya devam edeceğim.
Katkı sunmak veyahut soru sormak için:
ecemengine@gmail.com
