Atatürk’ün Sanatı Cumhuriyet Sanatçısı

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.

Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk, Ankara Sergi Evi’nde, Yerli Malları Sergisinde gezerken bir heykeli inceliyor. (10.11.1934)

Saat dokuzu beş geçe alarmım çaldı. Kapatmak için tek gözüm kapalı telefonu aranırken dışarıdan siren sesini duydum. Aynı anda Sincap ellerime sürtünerek ilgi istediğini belirtiyordu. Ata’mın da önceliğinin ‘yaşam’ olacağını düşünerek, saygı duruşuna geçmek yerine kuyruğunu ağzıma sokarak arsızlanan Sincap’ı sevdim. Ardından yataktan çıktım ve Atatürk hakkında bir şeyler yazabilmek için bilgisayar başına oturdum. Atatürk hakkında bir şeyler yazmak… Öylesine ucu açık bir konu ki; Atatürk ve inkilapları diye klasik bir giriş yapabilirdim. Nitekim 100. senesi dolan devrimleri, tek tek elden kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya olduğumuzu düşünürsek. Atatürk’ün politik zekası, askeri zekası, ileri görüşlülüğü… İlkokul sıralarında bize öğretilen Atatürk övücü onca konu.

Kaçımız gerçekten Atatürk’ün kim olduğunu biliyor ve Atatürk’ü yaşıyor, ben dahil, cevabım belirsiz. Bu nedenle Atatürk’ü kendi vasiyeti gibi, fikirleri ve duygularıyla anmak istedim. Atatürk’ün sanata ve sanatçıya katkısı listesi, Tevfik Fikret sevgisi, resim sanatında gerçekçi akımı benimsemesi ve bu yazıya sığmayan daha nice şey öğrendim Ata’mla ilgili. Bu yazı, sevgi ve minnetimin ufak bir karışılığı.

Atatürk'ün Sanatı Cumhuriyet Sanatçısı - ECEM ENGİN
Atatürk Resim Ve Heykel Müzesi’nde

Bebek Cumhuriyetin Sanat Faaliyetleri

Atatürk’ün sanatı ve sanatçıyı nasıl desteklediğini bilmeyenimiz yoktur. Gencecik Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa ederken kültür sanat programları icin ayrılan bütçe, bugünün eleştiri konusu hatta. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından birinin koptuğunu söyleyen Mustafa Kemal için ise bu harcamaların hususi bir önem taşıdığı aşikar. Zira sanatsız milletin ‘ayağı topal, kolu çolak sakat ve alil bir kimse gibi’ olduğunu söylüyor, aynı konuşmanın devamında. “Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkaracağız’’ derken, bunun ancak sanat ve bilgiyle mümkün olduğunun farkında. Tam da bu nedenle daha Cumhuriyet’ ilan edilmeden önce, 14 ağustos 1923’te hükümet programında Milli Müzeler kurulması kararını alıyor. * Bugün olgunluk dönemindeki Cumhuriyet bebek TC’nin yanında ne cahil kalıyor oysa!

Bebek Cumhuriyet’in sanatsal faaliyetlerine bakalım:

  • 1925, Sanayi-i Nefise Mektebi ile İnas Sanayi-i Nefise Mektepleri birleştirildi.
  • 1926, Güzel Sanatlar Akademisi çifte saraylardan birine taşındı.
  • 1927, birleştirilen Sanayi-i Nefise Mektepleri’ne Devlet Güzel Sanatlar Akademisi adı verildi.
  • 1936, Ankara devlet konservatuarı açıldı.
  • 1935, Dr. Ernst Proetorius Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasını kurmak üzere Ankara’ya getirildi.
  • 1924, Topkapı Sarayı müze haline dönüştürüldü.
  • 1924, Atatürk Mevlana Dergâhı ve türbesinin müze haline dönüştürülmesini emretti.
  • 1937, Dolmabahçe Sarayı Veliaht dairesinde Resim ve Heykel müzesi ilk defa açıldı.

Atatürk, 1923’ten itibaren Ankara başta olmak üzere, Anadolu’da da kültür sanat sergileri, müzeler, kitaplıklar ve konservatuar kurmaktan bahsetmiş. Sultan 2. Abdülhamid’e kadar atıl durumda olan resim ve heykel sanatı içinse ayrıca özen göstermek istemiş. Uygarlığın anahtarının heykelde olduğuna inanmış ve ‘uygar olmak isteyen her ulusun heykel yapmasını ve heykeltıraş yetiştirmesi’ gerektiğini söylemiş. Böylece Cumhuriyet, 1937’de Atatürk’ün bizzat kendisi tarafından sergiyle açılan Resim ve Heykel Müzesi’ne kavuşmuş. Ülkenin dört bir yanından, evlerden, kurumlardan ve kişilerden toplanan resim ve heykellerle, Türkiye’de defa resim galerisi açılmış.

Atatürk Resim Ve Heykel Müzesi’nde

Ata’yı Anlamak ve Çok Yalnız Olmak *

Bunlar bildiğimiz, Atatürk İlke ve İnkilapları dersinde bize öğretilen bilgiler. Hatırlamak içinse literatür taraması yapmak zorunda kalıyorum. Zira bunlar ezbere bilgiler. Ezberlemek daha kolay geldiği için Atatürk’ü, ezberletiyorlar, anlatmıyorlar. Oysa bundan 100 sene evvel, naciz vücudunun elbet bir gün toprak olacağını bilen Mustafa Kemal, fikirleriyle sonsuza kadar yaşayacağını da biliyordu. Bu yüzden gönül rahatlığıyla “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diyebiliyordu. İki Mustafa Kemal vardı; biri et ve kemik, fani, diğeri ise fikir ve ülkü yani ebedi. Bu yüzden fani yüzünün bir ehemmiyeti olmadığını, fikirlerini ve duygularını anlamamız gerektiğini hatırlatıyordu bize. Atatürk’ü yaşatmak için Atatürk baskılı tişörtlerle Sözcü yayınları satın almamız gerekmediğini söylüyordu yani. Yazdıklarımı okuyun, yaptıklarıma bakın, beni dinleyin, anlayın diyordu. Kulak kesiliyorum şimdi, bir asır öteden ben, ne söylüyorsun Atam?

Turgut’un Abdülhamid Kabusu rüyasını okuduktan sonra, Atatürk’ün o çaresiz, yitik, ihtiyar ve güçsüz hali gözümün önüne geliyor. Ne gelir elden bakışı… Bugün zaman makinesine atlayıp gelse Mustafa Kemal, çok sevdiği İstanbul’un manzarasına baksa şöyle bir tepeden, aynı çaresizliği hissetmez mi? Her yerde resimler, fotoğrafları, imzalı çakmakları, bilinmeyen yönlerini kaynaksız aktaran kitapları, filmleri, belgeselleri var. Adı sonsuza kadar yaşayacak olan, heykeller anıtlar kanıtı. Fakat bir sarı mikrofon çevirse, kaç kişi gerçekten tanıyor Ata’yı? İsmini ve yüzünü bilen onlarca nesil, sevgi ve nefret aktararak birinden birine, şekilden şekile, kaç Atatürk tarih sahnesinde? Kaçı Atatürk, kaçı bilinçaltı memleketin?

Atatürk, Ankara Sergi Evi’nde, Yerli Malları Sergisi (10.11.1934)

İki Mustafa Kemal, Tek Atatürk

Sorularla iyice Yılmaz Özdil köşe yazısına döndürmek istemiyorum burayı. Ata sevgisinden Atatürk baskılı ürünleri satan/satın alan yurttaşların, sahiden de Atatürk’ü tanımasını istiyorum. Sevmese de olur. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil sonuçta. Fakat tanıması gerek her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, memleket sevgisinden bahsediyorsa eğer. Teorik olarak yani, sevdiği memleketi kuran adamı tanıması gerek. Yüzünü değil, devrimlerini, fikirlerini, ileriyi gören aydın gözlerini görmesi gerek. Zaten Mustafa Kemal’in de isteği, vasiyeti bu;

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

Mustafa Kemal’i anlamak adına sanat için yaptıklarına baktık biraz da olsa. (Atatürk’ün sanatı ve Cumhuriyet sanatçısı yetiştirmek için desteği derya deniz. Hepsine girişmiyor, mikrofonu İlber Hocam’a bırakıyorum.) Atamın sanatla birebir ilişkisine bakmak da fayda var. Sanatla ilişkisini düşündüğümde ilk aklıma gelen Paşamın Tevfik Fikret hayranlığı oluyor. Atatürk’ün “Ben inkılâp ruhunu ondan aldım” dediği devrimci şair. Fikret’in Aşiyan’daki müze/evini gezerken görevlinin bize heyecanla okuduğu Sis şiiri ve Atatürk’ü nasıl etkilediği. İstanbul’un üzerine kara bir sis gibi çöken Saltanatı anlatıyor Tevfik Fikret, bugün de aynı sis var ufukta:

Örtün, evet ey facia… Örtün, evet, ey şehir;

Örtün ve sonsuza dek uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;

Kâtil kuleler, kaleli, zindanlı saraylar.

Sağlam mezarı anıların, ulu tapınak,

Ey gururlu sütunlar ki birer bağlanmış dev

Geçmişi geleceğe anlatmakla görevli

Ey dişleri düşmüş, sırıtan sur silsilesi

Ey kubbeler, ey şanlı tapınaklar

Ey doğruluğun sözlerini taşıyan minareler

Ey çatısı çökük medreseler, mahkemecikler;

Ey servilerin kara gölgelerinde birer yer

Temin edebilmiş nice bin sabırlı dilenci

“Geçmişlere rahmet” diyen mezar taşları

Ey türbeler, ey her biri patırtılı bir anıyı

Uyandırarak sessiz ve sakin yatan ecdat!

Ey toz ve çamurun savaş alanı eski sokaklar

Ey her açılan gediği bir olayı sayıklayan

Viraneler, ey uğursuzların pusu kurup gecelediği,

Ey kapkara damlarıyla yıkılmamış bir matemi

Temsil eden huzurlu ve eskimiş evler

Ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa yuva

Bu tasalı ocaklar ki acılarla somurtmuş

Yıllarca zamandan beri tütmek ne, unutmuş!

Ey midelerin sıkıştıran zehri önünde

Her alçaklığı yutan kurumuş ağızlar

Günümüz Türkçesine çeviren: Anka Enstitüsü – http://ankaenstitusu.com/tevfik-fikretin-ataturku-etkileyen-yonleri/
Atatürk, Ankara Sergi Evi’nde, Yerli Malları Sergisi (10.11.1934)

Eğilmez Başın Gibi

Tevfik Fikret’in Saltanat döneminde Sultan’ı ve Saray’ı eleştiren hatta yerden yere vuran böyle bir şiiri yazmış olması, zamanının çok ötesindeki hür düşünceleri ve cesareti çok etkiler genç Mustafa Kemal’i. Fikret’in eşsiz vatanseverliği ve özgürlük mücadelesi, memleketin ahvalinden hayli perişan olan Mustafa Kemal’e ilham olur. Hatta o kadar ki, 1. Dünya Savaşı’nın şiddetiyle devam ettiği, oldukça sıkıntılı günlerde, Tevfik Fikret’in 3. ölüm yıl dönümünde mezarını ziyaret etmekten geri durmaz. “Ben inkılâp ruhunu ondan aldım. Ziyaret edeceğim yerlerin başında elbette Aşiyan gelir.” diyerek açıklar bu ziyareti. Mustafa Kemal’in bu ziyaretinin tüm gazetelerin gündeminde olması boşuna değil. Yedinci Ordu Komutanlığı’na ikinci kez atanan Mustafa Kemal için İstanbul oldukça tehlikeli. Dönemin Sultanı Mehmet Vahidettin Almanya seyahatinde yakından tanıma fırsatı olan bu genç subayı İstanbul’da tutmak istemiyor, Enver Paşa oyunlar oynuyor. Ata’msa elaleme inat, Fikret’in Aşiyan’daki evinde 18 Ağustos’ta ‘Fikret Hayranları’yla’ bir araya geliyor. Bu hayranlar arasındaki bazı isimler:

Doktor Rıza Tevfik, Doktor Adnan (Adıvar), Halide Edip, Ruşen Eşref ve Süleyman Nazif, Doktor Abdullah Cevdet

Mustafa Kemal Paşa, çoğu şiirini ezbere bildiği Tevfik Fikret’in eşi Nazima Hanım’la görüşüyor. Kırmızı kaplı hatıra defterine ise şunları yazıyor;

“Anma ziyaretinde bulunmakla kıvanç duyan Fikret hayranları”

Aslı: “Tavaf-ı tahatturunda bulunmakla mübahi perestişkâran-ı Fikret”

Atatürk’ün notundan ziyade beni gazeteci Muslihittin Adil’in şu notu daha bir etkiledi:

“Eğilmeyen bir başın huzurunda hürmetle eğiliyorum”

Tevfik Fikret Devrimci Şair

Tevfik Fikret’in şiirlerine şöyle bir göz atsak (günümüz tercümesi ile tabi) gerçekten eğilmez bir başı olduğunu görüyoruz. Saltanatın adaletsizliğine, dini sömürerek yönettiği halkın fakirliğine, açlığın sefaletin gerçekliğine kelimeler diziyor Fikret. Korkusuzca direniyor yolsuzluğa, çözüm arıyor. Atatürk’ü çok etkileyen Ferda şiiri de buna en güzel örnek herhalde. Hatta Paşa’nın hatıraları arasında bu şiirin oldukça özel bir yanı var, günümüze ulaşan. Prof. Dr. İsmail Hikmet Ertaylan anlatıyor:

“Bir akşam rahmetli Atatürk’ün sofrasında idik. Otuz kadar vardık. Söz edebiyata geldi. Bazı şairlerin adları anıldı. Bu arada Fikret de anıldı. Kimdi bilmiyorum. Bir yüksek ruhlu! Zat Fikret’in iyi şair olmadığını söyleyecek oldu. Allah rahmet eylesin o büyük Atatürk, o her şeyi hakkıyla gören, her hakikatin üzerinde duran o büyük hami, büyük bir iğbirarla (gücenme, kırılma) kaşlarını çattı!

-Efendim? Efendim? Anlamadım! Ne dediniz? Fikret büyük bir şair değil miydi? dedi. Ve o gür ve vakur sesiyle şu beyti okudu ve devam etti;

Fikret bu feryadı koparırken sizler nerelerde idiniz, niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? Ben Fikret’e yetişemedim, onun sohbetinden istifade edemedim. Kendimi bedbaht sayarım. Fakat onun bütün eserlerini okudum. Bir çoğu da ezberimdedir. O, hem büyük şair, hem de büyük insandır! Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım!” deyince etrafta ani bir değişiklik oldu. Müteriz (itiraz eden, karşı çıkan) de dahil olduğu halde Fikret’in faziletleri, meziyetleri sayıldı, şiirleri öğüldü, bazıları okundu. Orada hazır bulunan rahmetli Celal Şahin de “Zerrişte” sini okudu. O zaman Atatürklün yüzü güldü. “Bu şiir değil mi efendim!? dedi. Meğer Fikret’in bu şiirini çok beğenir, çok severmiş, hatta ezberindeymiş. işte bu zevk yakınlığıdır ki rahmetli Celal Şahin’e “mebusluk” kazandırmıştır.”

Ankara Kızılay Meydanı’ndaki Güven Anıtı’nın açılışına TBMM dönüşü katılması.

Bütün Ümidi Gençlerde

Ata’mın Fikret sevgisinden bir hatıra da Ferda şiiriyle alakalı. Ferda, yarın demek. Gençliğe sorumluluklarını hatırlatan Tevfik Fikret’ten oldukça etkilenen Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi’nde kullandığı üslup da benzer. Şöyle örnekler var; Fikret “Gençler, bütün ümmid-i vatan şimdi sizdedir”, Atatürk “bütün ümidim gençlerdedir” der. Fikret “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” der, Atatürk, 1925’te öğretmenlere seslenirken “Cumhuriyet siz­den fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” der. Atatürk gençlerle konuşurken söz edebiyata gelince Fikret’e olan hayranlığını anlatır:

O’nu biz mektep sıralarında okurduk. Ondaki heybet, ondaki vakur âhenk hiçbir şairimizde yok.

Atam, gençlerden Fikret’in bir şiirini okumalarını ister. Gençlerden biri “Ben Ferda’sını söyleyebilirim Atam” diyince Paşam atılır; “Ferda’yı mı? Ah delikanlı, benim en sevdiğim şiirdir o. Onu sana söyletmeyeceğim, kendim söyleyeceğim.” der ve okumaya başlar. Şiirin gücü yadsınamaz elbet. Cumhuriyet’in 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bir şiirle adını tarihe yazmadı mı hatta? Atatürk’ün de Sis şiirinden etkilenip devrimci olması şaşılacak şey olmamalı.

Savaşçı Olup İnsanlığı Elden Bırakmamak

Mustafa Kemal Atatürk’ün sanatla ilişkisi, sanatçıya gösterdiği saygı ve hürmetle de anlaşılabilir. Cumhuriyet’in 10. Yıl Dönümü’nde, ülkenin değişik yerlerinden milli mücadelenin izlerini yansıtan tablolarla açılan Türk İnkilap Sergisi’ni gezerken Atatürk, mutluluğunu ve heyecanını gizleyememiş. Resim sanatını ve ressamları desteklemek için bütçe ayıran ve sanatçıların eserlerinin satın alınmasını sağlayan da yine Atatürk. Sanata yaklaşımında insancıl tavrından da vazgeçmemiş. Bir gün kendisine gelen sandık içinde bir armağanda Yunan askerini süngüleyen Türk askeri tasvirini görünce çok sinirlenir. “Kapatın ve kaldırın şunu… Ne iğrenç manzaradır. Gönderenin şaşarım aklı perişanına” der ve hediyeyi geri gönderir.

Yine kendisine hediye edilmek istenen bir tabloda, Sakarya savaşında yağız bir at üzerinde kendisini görünce “Bu tabloyu kimseye göstermeyiniz” der ve devam eder: “Savaşa katılmış olan herkes bilir ki hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti. Bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu, hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü göstermekle Sakarya’nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum.”

Cumhuriyet Sanatçısı İbrahim Çallı

Tüm bunlar arasında beni en etkileyen hikaye İbrahim Çallı ile arasında geçen diyalog oldu. Çallı’nın ”İstiklal harbinde vatan müdafaasına koşan zeybekler” adlı tablosunu iyice inceler. Atatürk’ün resim sanatında gerçekçi üslubu benimsediğini hatırlatmak gerek. Bu nedenle tablodaki zeybeklerden birini örtü üzerinde oturur vaziyette görünce gülerek sorar: “Efe hiç böyle örtü üzerinde oturur mu?…” Aynı tablo için Ata’mın bir diğer merakı da zeybeklerin atının nerede olduğudur; “Nerede bu üçünün atları?” Çallı cevap verir: “Dağın arkasında otluyorlar paşam.” Elbette bu cevap mizahtan anlayan Atatürk’ün çok hoşuna gider. İbrahim Çallı’nın t

İbrahim Çallı’nın yaptığı Resim Heykel Müzesi’ndeki Atatürk portresinin de keyifli bir hikayesi var. Müzede resmi gören Ata’m yine soruyor Çallı’ya; “Fena değil ama bunun gözlerinden biri sağa diğeri sola bakıyor. Neden?” Çallı hazır cevaplığını elden bırakmıyor tabi: “Paşam siz hem sağı, hem solu, hem de uzağı gören insanlardansınız” diye cevap veriyor. Çallı’nın yaptığı Ata’mın da “İşte bu benim.” dediği tablo, heykeltıraş Kenan Yantunç’a poz vermesinden sonra ortaya çıkıyor. Bir toplantıda yüzüne güzel ışık vurunca, sabaha kadar aralıklarla poz veriyor. Ve ta tam, sonunda Ata’mın içine sinen bir portre:

İbrahim Çallı – Atatürk Portresi

Mustafa Kemal Sizsiniz

Mustafa Kemal Atatürk sanatçıları desteklemek için elinden geleni ve hatta fazlasını yapmış. Osmanlı musikisinin milletin kültürünü yansıtmadığını düşündüğünden, ülkemizin özgün bir müzik tarzı olması gerektiğini savunmuş ve bunun için yatırımlar yapmış, müzisyenler yetiştirmiş. Sahne sanatlarına olan ilgisi zaten açılışını yaptığı kurumlardan da belli oluyor. Ölmeden önce yapmak istedikleri arasında Milli Mücadele’yi konu aldığı bir tiyatro oyunu yazmak var. Başlıklara bölecek olsak daha onlarca konu var yani Atatürk’ün sanatla ve sanatçıyla ilişkisini anlatan. Çünkü kültürün bir milletin yapı taşı olduğunu ancak sanatla ‘ileriye’ gidilebileceğini görmüş.

Çok yönlü bir insan olmanın sınırı olmayacağını göstermiş Ata’m bize. Kazandığı savaşlar ve inşa ettiği Cumhuriyet’in yanı sıra yaşamaktan keyif almış, sanatla uğraşmış, bilginin en büyük silah olduğunu anlamış. Üretmiş ve üretin demiş. Düşünün ve çalışın. Yarın sizsiniz, hepiniz Mustafa Kemal’siniz.

Bir slogan değil Mustafa Kemal olmak, yaşamın kendisi. Fikirleri ve devrimleriyle, ilelebet yaşatacak olan da bizleriz.

Çünkü bilirsiniz, fikirler kurşun geçirmez.

Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;

Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır

Tevfik Fikret – Ferda

Mustafa Kemal Atatürk İstanbul Topkapı Arkeoloji Müzesi’nde, eserler hakkında müdür Tahsin Öz Bey’den bilgi alıyor. (10.02.1933)

Kaynak ve İleri Okuma

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/584364

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/20667

https://atamdergi.gov.tr/tam-metin-pdf/963/tur#:~:text=%2D%20Atat%C3%BCrk%2C%20sanat%C4%B1n%20medeniyet%20alan%C4%B1ndaki%20g%C3%BCc%C3%BCn%C3%BC,vas%C4%B1flar%C4%B1n%C4%B1%20sanat%C4%B1%20arac%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1yla%20tan%C4%B1tan%20ki%C5%9Fi%E2%80%9D.

http://ankaenstitusu.com/tevfik-fikretin-ataturku-etkileyen-yonleri

FOTOĞRAFLAR: https://isteataturk.com/Kronolojik

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR

GÜNLER:

yapay zeka ile doğal diyaloglar

diğerleri:

İlham: Yalnızlık Gönül Boyu

Cehennem acı çektiğinizi kimsenin duymadığı yerdir. 

Hallâc-ı Mansur

Aslolan yalnızlık, nereye gidersen git. Gördüğün hiçbir şeyin önemi yok. Yaptığın her şey boşu boşuna. Aradığın hiçbir şey gerçek değil. 
Tek var olan yalnızlık, her karşına çıkışında kendinle yüzleşiyorsun.”

2023’ü insanın kökten yalnızlığıyla yüzleşerek kapattık.

İyi okumalar

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin