Aynada Ben ve Kendim

İlk cümleyi kurmakta zorlandığım yazılardan. Konu; bedenim. Bedenimle yeniden kurduğum ilişkim. Doğduğumdan beri ilk defa belki bu kadar derinleştiğim sevgili bedenim. Bugün senden bahsedeceğim.

Nice badireleri çok şükür atlattığımız, otuz üç senede nedense çokça ölümün kıyısında dolaştığımız, yıldızlarca uçurum aştığımız, kilolarca azaldığımız, sofralarca çoğaldığımız, yaralarca kanadığımız, yangınlarca yandığımız, koynumuza asırlarca depresyon kırmızılarca mani sakladığımız; izleriyle dolu kan çıbanlarının, sağır eden eksik öfkeli çığlıkların, ağır ağrılarla kendini hatırlatan canımın içi organların, panik manik atakların, migren ülser sancıların, dokunmaların, sakınmaların, yıllar süren uykusuzlukların, gerçekliği büken sanrıların, çölde sarı susuzlukların, suda vurgun soluksuzlukların, ektiğinden mor biçen yumrukların, ite kaka dayakların, kıtalar aşmaktan yorulmayan proleter ayakların, manasını beyhude aradığım rüyaların, plaza grisine yenik düşmüş alı al saçların, denemekten korkmayan ritimsiz parmakların, hiçliğe ölü çocuklar fırlatan doğurgan karnın, şelaleler çağlatan gözyaşlarının, Afrika dahil kopkoyu açlıkların, Nietzche ağlatan EKT kaçağı akılların, farmakolojiye hizmet deneme yanılma damarların, keşfetmekten sıkılmayan bakışların, sevgiler savaşlar, imanlar inançsızlıklar,  yardan sıcak dostluklar, Brutus’ü kıskandıran hasımlar, sonu yazılmayan hatıralar, hatırda kalmayan kavgalar, cihana sığmaz aşklar biriktiren kalbin, öre eke bir ettiği bedenim; sonsuz ihtimaller evreninde sonlu olan, zamanda leke, kainatta zerreden zerre, mutlak parçası aslolan bütünün, tinde elbise, suda damla, ömür diye akan bu yolculukta eskiyen bedenim, topraktan gelip toprağa dönecek olan, zahiri ahire taşıyan, nihayetinde benim, ben kadar ve benden olan bedenim, ölene kadar seninleyim.

Bana rağmen benden hiç vazgeçmedin. Senden kurtulmak istediğim zamanlarda bile bana sırt çevirmedin. Kanata kanata insafsız saldırılarımda, sabırla ateşkes bekledin. Sabahı görmez denilen geceleri, yıllarca yeni saba makamlarına ekledin. Ömründen çalan hastalıklardan tıp dünyasını hayrete çevirerek hızlıca geçtin gittin. Yandın ve sönmesini bildin. Açtın ve doymayı seçtin. Karlar serdim sıtmalı uykularına, sen inatla bahar ektin. Yokuş yukarı düşüşlerimi köklerinden geçirdin, günebakan gibi, hep güneşi seçtin. 

Cennet hülyası manzaralar biriktirdin gözlerinde, göğe yakın zirvelerden dağları topladın, güneşi batırdın doğurdun yüzlerce kıyıdan, tepeden, pencereden, aylar topladın gecelerce, yıldızlara bulandın. Unutmamak için bir gece yakamozun şıkırtısını, kelimelerce destan sayıkladın. Dağ dağ kavak görüp bilmediğin coğrafyaların anadili yabancı yollarında, yeşilden aklını yitirdin. Karasal iklimle can çekiştin üşüdün, titredin, kıtaların, ülkelerin hasretini biriktirdin. Sarı saçlı çocukların temiz yüzünü, sarı benizli açlıklarda erittin. Yaşam kadar, yaşam gibi ölüm de sızdı bakışlarından içeri, hiç direnmedin. Katliamlar gördün, kan revan, ölü yıkayıcılar gördün, kimisinin gülü kiminin de karanfili yoktu, mis rüyalarından verdin. Şiddet gördün has acıdan, otoritenin ağa tokatını tekmesini yedin, kocaydı, babaydı, başın dikti, ‘işkence sonrası bir kadın militan, adı bile çıkmamış dudaklarından’ der gibi, doğru yaşadığının sımsıkı bilincindeydin. 

Kulakların bayram etti nice güzel kadınların narin seslerinde, ormanlar inlettin vurmalı çalgılı, uzayda kaybolmayacak şarkılar dinledin yüksek sesli sahnelerden. İçini titreten cümleler duydun, içini yiyen hakaretler, sevindiren havadisler, dünyanı karartan kara haberler. Sessiz çığlıklarını dinledin alkol koması sokakların, duyan bir çift kulak duyduğuna bahtiyar nice dertleri hatmettin, dertlendin. Hummalı iniltileri hasta yataklarının, mekanik tekrarları sessiz makinaların ve elbette deli saçması sayıklamaların uyuşturan bekleyişlerinden geçtin. Karıncaları duydun senelerce, kafanın berisinde vızırdayan, harıl harıl savaşa hazırlanan karıncaları. Uyuştun. Varlığının ağırlığı altında ezilen bir ses, hiç susmadı, yok ol dedi, öl, ne duruyorsun, at kendini denize. Sesi hiç de Müşfik Kenter gibi değildi. Nedense dinledin birkaç kez, binlerce kez de yaşam için direttin. 

Kimsenin görmediği acıları görmekten, bir Allah kulunun da umurunda olmayan kederleri işitmekten, bütünün içine düşüp çaresizce, ayrıntılarda yitmekten, inançsızlıktan, denedikçe yanılmaktan, yanıldıkça yorulmaktan bitap düştün, bazı gün kendine bile yetmedin. Uyuştun, uyuşturuldun, uyudun, uyanmaktan hiç vazgeçmedin.

Ayağını yere vura vura ağlayan bir bebektin, nasip oldu, bugüne geldin. Sınırlarının içinden sınırsızca geçtin, geçeceksin. Ölmedin. Yaşadıkça da, ne güzel, ölmeyeceksin. Zaman kaçınılmaz tokatını yüzüne düşürüne kadar çürüyecek, çürüdükçe güzelleşecek, güzelleştikçe aslolanla birleşeceksin. 

Seçme şansım olsaydı bu evrende ve her ihtimalde seni seçerdim. Ruhumun abası, enerjimin sobası, canımın yongası sevgili bedenim, iyi ki seninleyim.

Kırk bir kere maşallah diyelim.

Sen!

Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için:

SON YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Ecem Engin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin