“bâ men sanemâ dil yek dile kon
ger ser nenehem angeh gele kon”
Mevlana, Divan-ı Kebir, 2095. gazel
Taşkın bir ırmağın kayaları döve döve yeryüzünün derinine inme telaşı gibi duygularım, her bahar, taşar ve aşık olurum. Güzel olan ne varsa ve çirkin sevilmeye değer ve yaşayan ne kadarsa, her bahar hatırlar, dolar, taşar, artık aşkın hallerinden hal beğenirim de şaşkın gönüllerde gezmekten bitap düşerim. İnce bir rüzgar tel tel açmış nisan çiçeklerinin yeşilinde ve pembesinde ve gülünde ve yaseminde, ılık bir düş akşamüstü uykusunda, kırlangıçların yılanı kandıran kuyruğunda, oyun taşıyan çocuklar gibi kumsala, denize bulaşır, buluta dolaşır, arşın meşkinde buğulanırım. Her bahar, dünyayla bir ben de uyanırım. Hatırlarım, yaşıyorum, ölmedikçe yaşayacağım.
Romantik güzellemelerden azade, temiz bir gerçeklikte, yaşamın kendisinden gayri hayrete düşmeden yaşarım aşkı. Çekirdekten toprağa yeryüzünde doğan ne varsa kalbime koyar, kucaklar, hasretle sararım. Uzak galaksilerin ücra evlerinde, hakikatle yıkanmış kelimelerin sırrından sıyrılıp kaçmış bir tutam sarı ışığın, yolculuğu milyarlarca yıl süren destanını ararım güneşte. Bulmasam da olur derim, aramak mesele.
Dermanın özündeki tadı, acısıyla şerbetiyle içer, kana kana kanarım yaraları sararken. Aklımı kalbime, kalbimi ruhuma, ruhumu vücuduma eklerim, bir olur, birden oluveririm. Kuşun kanadından, yaprağın rüzgarından, ustaların soluğundan içerim havayı, doymam. Nefesim yetmez anlatmaya, kalbimdeki sevgiyi, susarım. Bir çiçek görürüm kavgaya gider gibi dikmiş başını göğe, hakkını arıyor toprak derim, ateşten ışık ekerim sularına, meyvelensin diye beklerim. Koşarım yıldız tozlarından ardımda kuyruk, bir adım bir adım daha, elbet düşerim. Ellerim yetmez kucaklamaya kainatı, sığmam cihana, inlerim.
Freud, insanlığın medeniyete doğru emin adımlarla ilerleyişinde maniklerin büyük payı olduğunu söyler. Öyle ya, onca ay, buzulların ardı mağaralarda pusup saklanıp, baharı müjdeleyen ilk ışıkta, kim koşacak ormanın bilinmez kuytularına bir manikten başka? Günlerce, haftalarca uykusuz, güvenli bir sığınak, meyve verecek bir ağaç ve ve nehirler arayacak kışı yıkayacak, kimindir bu dert?
Her şey zıttıyla var olur, oluyor, olmaktadır ve olacaktır. -kaosun düzenindeyim- Ve yine her şey birdir, tektir, süreklidir, bölünemezdir. -varlığın varlığından eminim- Değişim değişmezdir. -aslolan sürecin kendisidir- Ok yaydan hiç çıkmaz, bir çocuk asla doğmaz, sümbüller katiyen açmaz, gönül mazallah durmaz. İnsan yaşamaya doymaz. Severim. Afili cümleler geçer içimden, zaten söylenmiştir. Bir kalp bulup saraylar dikmek isterim, zaten viranedir. Teslimiyetin huşusu, kabullenişin saadeti, bilmediğini bilmenin erdemi, otuz üç senelik dünya serüveninin kısa bir özeti, hamd olsun der, ruhumu ruhuma dikerim.

Bahar gelir, çiçeklenirim. Elbet bir bülbül konar gülüme, asırlarca şakır, aşkını aşka taşır, ne güzel bir lütuf, dinlerim.
Ömür bir soluktan ibaret der bilenler, ne nadide bir bergüzar, dinlerim.
Susar kainat gönül coştukça, sus pus olur, göğe oturur, dinlerim.
Dinledikçe dinlerim, dinledikçe dinlenirim.
Sen!
Yolculuğa hazır mısın? Yeni hikayeler için: