2024 ‘ün son günlerinde iken tüm gezegenle beraber ben de kendi yıllık bilançomu çıkarıyorum. Neler geldi neler gitti, ne değişti ne oldu? Babannem gitti. Ardında da tüm sülaleyi kocaman hesaplaşmalarla bıraktı. Kendi hesabımda Babannemi affettim ve çenemin kilidi açıldı. 34 sene ağzımı sıkmamı salık veren bir öğütten kurtulup arınmış oldum böylece ne hafiflik! Ve daha bir çok yükümden de kurtuldum 2024’te. Duygularımla tanıştım ve kabul ettim ben duygusal bir insanım. Duygularımı saklamam gerektiğini, ağlamanın zayıflık olduğunu, güçsüzlüğümü kimselere göstermemem gerektiğini salık veren atalarıma bir başkaldırıydı 2024. Başım dik şimdi. Duygularım en güçlü silahım. Eskiden camdım camdan ve kırılgandım. Şimdi su oldum, akıyorum.
Gabor Mate kırılganlığın büyümek için gerekli olduğunu fısıldadığından beri kulağıma, kendi kırılganlığıma kızmayıp onu sarmayı öğrendim. Kırıldığım yerden çiçeklenmeyi de böylece. Güç dediğimiz şeyin “insanların görüp yorumladıklarıyla ilgili” bir mesele olmadığını, içeriden köklenen bir bağ olduğunu anladım. Ya da anladığımı sandım. Belki yanıldım ama en azından artık yanılabileceğimi ve yanılgının da büyümek için gerekli olduğunu biliyorum. Yanılabiliyorum özgürce, yanılmak ne lüks bir mesele.
Sınır çizmeyi öğrendim 2024’te. İlişkilerde sınırın ne mühim bir konu olduğunu da tabi. Rahatsızlık duyduysam o rahatsızlığa güvenmem gerektiğini, hislerimin benden alim olduğunu gördüm. Hislerime güvenmeyi. Hislerimizin ömrümüzce biriktirdiğimiz beden hafızamızın bir yansıması olduğunu keşfettim. Beynin unuttuğu ama bedenin belleğinde kayıtlı olan acıların yansımalarını deneyimledim. Acıları geçirmek için ağrı kesicilerden ziyade iyi anların önemini gördüm. Bir bardak çamuru filtreyle arıtamayacağımu, ancak temiz suyla yıkanabileceğini o bardağın. Suyla yıkandım, gözyaşıyla ve terle, arındım.
Haritamda yeni lokasyonlar açtım. Yeni haritalarda yeni karakter yeteneklerimle tanıştım. Vay be dedim kendime, ben neymişim meğerse. Çok sevindim bu sene, çok güzellikler nasip oldu, çok sevdim ve sevildim. Güller ektim ellerimin değdiği yere, toprakla barıştım. 34 sene ölüler ektiğim toprağa tohum ekmeyi de öğrendim böylece. Bir gülün tohumdan goncaya dönüşünü izledim, yapraklarının güneşe aç hevesini, yeşilini, pembesini, ölüşünü bir gülün ve yeniden doğuşunu başka goncalarda. Gül oldum 2024’te, meğer hep gülmüşüm, yeni doğdum.
2017’nin karanlık depresyon gecelerinde uykusuzluğumu emanet ettiğim fil kabilesiyle tanıştım üstelik 2024’te. Hayallerin gerçekleştiğini de gördüm böylece. İstersen olur, dedikleri meselenin ne demek olduğunu anladım. İstedim, oldu. Ektim tuttu. Doğurdum büyüdü koca insan oldu. Toprak ve su ve hava ve ateş tüm elementleri benliğimin sonunda bir oldu. Kainatta bir zerre, zerre de koca alem, tektim onca asır 2024’te bir oldum.
Roman yazdım 2024’te. Kısa öykülerden uzun soluklu hikayelere de vardım böylece. Çok imaj ürettim, hayal gücümün sınırsızlığına şükrettim. Nice kıyılarda dans ettim. Gördüğüm her çiçeğe baktım, her kuşu izledim, her kediyi öptüm, her çocukla oynadım, her rüyayı uyudum, her lokmayı ağzımda şenliklerle doyurdum, güllü sular içtim, yaseminli çaylar, vişneler likörlü, ekmekler sıcak, tatlılar pür pak. Yedim doydum. Afiyet olsun.
2024 kendim olmak ne ise onu keşfettiğim sene. Ömrümce unutmam seni sincapsızlık gezegenin ilk devriyesi. Sincap gitti ve ben geldim. Zaten iyice Sincap’a benzedim. Ölenlerin de içimize taşındığını fark ettim böylece, ölümün bir yanılgıdan ibaret olduğunu söyleyenleri yeni dinledim.
Sevgili kız kardeşim 2020’yi de hastane odasında karşıladığımızı hatırlatana kadar bu bilgi belleğimin tozlu raflarında saklanmıştı. Sonra düşündüm, hastane odasında geçen yeni yıl arifelerini. Bu sene de bir hastane odasında olabilirdik, çok şükür olmayacak gibiyiz. Yine de hastaneler rotamızda hala ve biraz daha aynı rotada hayat. “Korku filmlerinin neden hastanede geçtiğini şimdi daha iyi anlıyorum” dedi Kız Kardeşim bir de. Ben de anlıyorum şimdi korku filmi gibi geçen hayatımın sebebini. Hastaneler; Hasta insanların iyileşmek umuduyla doluştuğu ve nedense sağlıklı insanların daha da hastalandığı yer. Hastahane türkçesi yani güzel bir kelime. Ne değişti bende de, zor gelse de geçip gidiyorum şimdi içinden böyle?
Sordum kendime, onca acıyı nasıl unuttum da sevinçle yoğruldum? Kız kardeşimin ve ailemizin tüm üyelerinin zihninde berrak olan travmaları nereye sakladım? Cevaba gülümsüyorum şimdi. Çünkü artık saklamıyorum acılarımı ve yaralarımı yok saymıyorum. Yaraya bakmadan iyileşmeyeceğini anladım. Travmayı saklayarak kaçılmayacağını. Üzerine üzerine yürüdüm tüm o saldırıların, yangınların, dayakların. Acıyan yerlerime merhemler sürdüm. Kanayan yerleri sardım dualarla. Ağladım onca yıl güldüklerime ve güldüm onca asır ağladığım şeylere.
”Aldığın yara, ışığın içine sızdığı yerdir”, diyor Rumi. Yaradan ışığın sızdığını görmek içinse yaraya bakmak gerekiyor önce. Yaralarıma baktım, Allah’ım ne çok yaralıydım. Her yerimden kırılmış, dağılmış, hırpalanmıştım. Kaçmadım hakikatten 2024’te, peki dedim, ben zaten yaralıyım. O zaman hadi yaralarımızı saralım. Yaralarıma baktım, küçücük bir bebekken daha içimde büyüyen yaralara. Sardım onları, suyla yıkadım, ovdum, okşadım, ağladım, merhemler sürdüm, kadifelere sardım. Yara iyileşir, yarana bakarsan, dedi bir kadın, duydum onu. Yarama baktım. Yaralarımı sardım. Sarıyorum.
Sabırsızlığımla ünlü kişiliğimin nasıl peygamber sabrına evrildiğini izledim keyifle, hala izliyorum. Sabır gücünü verenin inanç olduğunu da keşfettim böylece. İnancın güvenli limanında güller ekiyorum. Aşık oldum, maşuk oldum, aşk eyledim meşk seyreyledim. Aşığım, yaşıyorum. Artık Memento Mori kadar Memento Vivere de diyorum. Öleceğiz tamam da yaşıyoruz bak hala, görüyorum. Yaşamın hakkını vermeye çalışıyorum.
2024 hakkında oturup yazsam bir Güven cildi gibi roman olacak seneydin. Sen de diğer 365 günler gibi geçtin gittin. Yaşarsak daha niceleriyle tanışacağız. Yaşarsak daha nasıl insanlar olacağız. Heyecanla yaşıyorum. Her gün kendimi yeniden tanıyorum. Yolum hakikat yolu, asırlardır hakikati arıyorum. Ben uyandım 2024’te, gaflet uykusundan açıldı gözüm. Çok şükür. Bambaşkayım şimdi 2023’ten 2022’den ve tüm 2000’lerden ve dünden ve bir dakika öncesinde. Ben buraya insan olmaya geldim dedim, Ecem oluyorum. Ne güzel, insanlığı keşfediyorum. Her an, kendim oluyorum.
Her şey için teşekkürler 2024. Unutulmaz bir defterdin. Seninle geçmişi değiştiremeyeceğimi ama geçmişle ilgili hislerimi değiştirebileceğimi keşfettim. Yazılanların yeniden yazılmayacağını ama her zaman yazılacak yeni anılar kaldığını bana gösterdin. Bu hayatımda öğrendiğim en önemli dersti. “Şimdi burada” yaşadığımı, 2024’le öğrendim. Senelerdir okuduğum dizelerin manası içime sızdı böylece. Yani sevgili 2024, kökü bende bir sarmaşık oldum, şimdi dünyayı sezmekteyim:
“Ne içindeyim zamanın,
Ahmet Hamdi Tanpınar, Ne İçindeyim Zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.”
